Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Geçtiğimiz hafta “Düşlerin Terzisi” (The Dressmaker) filmiyle karşımıza gelen İngiliz oyuncu Kate Winslet Oscar’la taçlandırdığı ışıltılı bir kariyere sahip. Winslet, 20 yılı aşkın sinema hayatında yaptığı başarılı seçimlerle dikkat çekiyor

        Titanic 1997 Yönetmen: James Cameron

        Daha ilk yolculuğunda denizin dibini boylayan Titanic, yüksek teknolojinin bir buzdağı karşısındaki çaresizliğini ve insan hırsının doğa karşısındaki yenilgisini temsil eder. Cameron, yirminci yüzyılın bu en çarpıcı gemicilik kazasını, batan gemide geçen trajik bir aşk öyküsüne çeviriyor. Winslet, filmde zengin adamla yoksul delikanlı arasında kalan genç kızda dikkat çeken bir performans sergilemiş ve en iyi kadın oyuncu dalında Oscar’a aday olmuştu.

        Heavenly Creatures 1994 Yönetmen: Peter Jackson

        1952’de Yeni Zelanda’da gerçekten yaşanmış bir olaydan serbestçe esinlenen film, iki genç kızın arkadaşlığını anlatıyor. Pauline ve Juliet, kendi yarattıkları bir hayal dünyasında yaşarlar. Birbirlerine aşırı derece bağlı olmaları ve sürekli birlikte vakit geçirmeleri üzerine aileler müdahale eder ama kızları birbirinden ayırmak trajik sonuçlara yol açar... Winslet, ilk sinema filminde çılgın ve enerjik Juliet rolünde dikkat çekici bir performans sergiliyor.

        Aşk ve Yaşam 1995 (Sense and Sensibility) Yönetmen: Ang Lee

        Jane Austen’ın 1795’te yazdığı, 16 yıl sonra yayımladığı ilk romanının sinema uyarlaması Kate Winslet’ın de çıkış filmi oldu. Austen, zengin babaları ölünce miras yasaları nedeniyle yoksullaşan dul bir kadın ve üç kızının öyküsünü dönemin sosyal koşulları üzerine gözlemler yaparak anlatıyor. Yardımcı kadın oyuncu dalında ilk Oscar adaylığını kazanan Winslet, evlenme çağına gelen iki kızın küçüğü olan Marianne’i canlandırıyor.

        Jude 1996 Yönetmen: Michael Winterbottom

        Thomas Hardy’nin yayımlandığında epey gürültü koparan kasvetli ve karamsar romanı “Jude the Obscure”, birbirlerine âşık olan iki kuzen üzerinden o yılların İngiltere’sini gözlemler. Hardy, alt sınıftan gelen ve yükselmek isteyen insanların karşısına dikilen İngiliz toplumunu sertçe eleştirir. Winslet, ilk önemli başrollerinden birinde akademisyen olmak isteyen duvar ustası kuzenine âşık Sue’yu canlandırıyor.

        Sil Baştan 2004 (Eternal Sunshine of Spotless Mind) Yönetmen: Michel Gondry

        Charlie Kaufman’ın senaryosu, “İstediğiniz insanı hafızanızdan tümüyle silme imkânı veren bir teknoloji olsaydı neler olurdu?” sorusundan yola çıkar. Winslet’in canlandırdığı Clementine, ani bir kararla sevgilisi Joel’i hafızasından sildirir. Joel de aynısını yapmak için harekete geçse de bir süre sonra vazgeçer. Ancak operasyon çoktan başlamıştır... Bu gerçekçi aşk öyküsüne alternatif bir bilimkurgu da denilebilir.

        Düşler Ülkesi 2004 (Finding Neverland) Yönetmen: Marc Forster

        Son tiyatro oyunu büyük bir başarısızlık olan yazar J.M. Barrie, yeni tanıştığı dul bir kadın ve dört oğluyla özel olarak ilgilenir. Karısıyla daha az vakit geçirmesi nedeniyle çeşitli dedikodular çıksa da Barrie, bu ailede aradığı ilhamı bulacak ve Peter Pan’ı yazacaktır. Gerçekten esinlenen ve o yıl 7 dalda Oscar'a aday olan filmde Winslet, dul Sylvia'yı oynuyor.

        Tutku Oyunları 2006 (Little Children) Yönetmen: Todd Field

        Sarah ve Richard çocukları için geldikleri oyun parkında tanışırlar. Sarah, evlilik uğruna akademik hayatını yarıda kesmiştir ve kocasıyla ilişkisi çöküşün eşiğindedir. Richard’ın evliliğinde ise daha farklı sorunlar vardır. Tom Perrotta’nın romanından yola çıkan Field, Boston banliyösünün huzursuz sakinliğinde tutkularıyla sorumlulukları arasında kalan iki insanın öyküsünü etkileyici bir sinemayla anlatıyor.

        Okuyucu 2008 (The Reader) Yönetmen: Stephen Daldry

        Kate Winslet ilk Oscar’ını kazandığı filmde Hanna adlı bir Alman kadınını canlandırıyor. Hanna’yı önce 36 yaşındayken 15 yaşındaki Michael’ı baştan çıkarırken görüyoruz. Sonra ortadan kayboluyor. Michael, 1966’da hukuk öğrencisi olarak katıldığı davada, onun 1940’lı yıllarda 300 Yahudi kadının öldüğü bir yangın nedeniyle suçlandığını görüyor... Richard, Hanna’nın gizemini çözdüğünde film de trajik ve hüzünlü bir nitelik kazanıyor. Winslet, kariyerinin en iyi performanslarından birini çıkarıyor.

        Hayallerin Peşinde 2008 (Revolutionary Road) Yönetmen: Sam Mendes

        Richard Yates’in 1961 tarihli romanından sinemaya uyarlanan filmde Winslet, gençlik hayalleriyle hayatın acımasız gerçekleri arasında kalan bir kadını oynuyor. Aktris olmak isterken kendini banliyöde bir anne olarak bulan April, yine de şansını zorluyor, kocasını Paris’e gitmeye ikna etmeye çalışıyor. Winslet’in 8 yıl boyunca evli kaldığı Sam Mendes tarafından yönetilen film, gösterime girdiği yılın en iyilerinden biriydi.

        Acımasız Tanrı 2011 (Carnage) Yönetmen: Roman Polanski

        Yasmina Reza’nın tiyatro oyunu “Acımasız Tanrı”, parkta kavga eden iki çocuğun ebeveynlerinin bir araya gelip görüşmesini gerçek zamanlı olarak anlatır. Görüşme uzadıkça uzar ve öngörülemeyen noktalara uzanır. Cinsiyetler savaşından karı koca kavgasına geçişler, erkek erkeğe ya da kadın kadına yaşanan çatışmalar ve barışmalar peş peşe gelir. Polanski, bu “medeni görüşme”nin satır aralarında, köklü Batı medeniyetinin uzlaşma kültürünün zayıf noktalarını ve aile kurumunun zaaflarını açığa çıkarır. Winslet de saldırgan çocuğun annesinde çok başarılıdır

        Diğer Yazılar