Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        “Kayıp Balık Dori” (Finding Dory), Disney’in en çok seyredilen ve sevilen animasyonlarından biri olan “Kayıp Balık Nemo”nun devamı niteliğinde... Andrew Stanton’un yönettiği film, öyküsü ve teknik kalitesiyle ilkini aratmıyor

        2003 yapımı “Kayıp Balık Nemo”, bugün modern animasyon klasiklerinden biri olarak kabul ediliyor. Yönetmenliği de üstlenen Andrew Stanton imzalı öykü hayli iyi yazılmıştı ve çok hoş bölümler içeriyordu. Birbirlerine kavuşmak için çabalayan baba – oğulun öyküsü, “Asla pes edip vazgeçmeyecek, sonuna kadar mücadele edeceksin” diye özetlenebilecek Hollywood şablonuna yeni bir ruh getiriyordu. Yeni film aynı şablona bağlılığıyla dikkat çekiyor. Öykü de bir arayışı, arayış sürecinde yaşanan maceraları ve yeni dostlukları konu alması itibarıyla ilk filmin ayak izlerini takip ediyor. Ama Stanton yazar ve yönetmen olarak bir kez daha eğlenceli ve özgün olmayı başarıyor.

        HAYATA DÖNÜŞ ÖYKÜSÜ

        Öykünün merkezinde ilk filmden tanıdığımız mavi balık Dori var. Kısa süreli hafıza sorunları yaşayan Dori, yeni filmde ailesine kavuşmak için zorlu bir yolculuğu göze alıyor. Ama film yolculuğu kısa tutarak okyanus kıyısında kurulmuş bir deniz enstitüsünde yaşananlara odaklanıyor. Enstitü, farklı deniz canlılarını buluşturan bir mekân olarak filme orijinal ve çok renkli bir hava getiriyor. Ziyaretçilere açık bir akvaryum olarak da hizmet veren enstitünün asıl misyonu, hasta deniz canlılarını iyileştirmek ve onları doğaya salıvermek... Filmin de iyileşmek ve yeniden hayata dönmekle ilgili bir öykü anlattığı söylenebilir.

        DORI’NİN HAFIZA SORUNU

        Öykü, Dori’nin yaşadığı ani şoklarla geçmişi hatırlaması üzerinden ilerliyor. Ama asıl mesele Dori’nin geçmişi keşfetmesinden ziyade kendi gücünü keşfetmesiyle ilgili. Evet, Dori’nin çocukluğundan beri baş edilmesi güç bir hafıza sorunu var. Ama bu durum, onu ailesini aramaktan alıkoyamıyor. Filmin ana fikri tam da burada gizli: Herkesin kendine göre eksik yanları, zaafları, hastalıkları olabilir. Asıl önemli olan, yenilgiyi peşinen kabullenmemek, içimizde yatan güçleri keşfederek kendi zayıflıklarımıza karşı mücadele etmektir... Filmdeki karakterlerin çoğunun farklı sorunları var. Kimisinin gözleri görmüyor, kimisi kendini hasta olarak görüyor, kimisi okyanusa dönmekten korkuyor... Hepsi de zayıflıklarına teslim olmuş durumda. Ne var ki, bir dakika öncesini dahi hatırlamayan Dori’nin ailesini bulma ısrarı hepsini etkiliyor, değiştiriyor. Korkuyla içe kapanmak yerine harekete geçerek, risk alarak kendilerini keşfediyorlar. Ve bir arada olmak, hepsine iyi geliyor.

        HERKESE HİTAP EDİYOR

        Hikâyenin en hoş yanı, Dori’nin kendini ispat etme inadı ya da başarma hırsıyla değil, anlık sezgileri ve duygularıyla hareket etmesi... “Kayıp Balık Dori” mutluluğa sadece akıl, mantık ve hesapla değil, duygularımızı takip ederek ulaşacağımızı söyleyen bir film. Sadece çocuklara değil, hepimize hitap ediyor.

        BÜTÜN KARAKTERLER ÇOK SEVİMLİ

        Andrew Stanton, konuşan deniz canlılarını ilk filmde olduğu gibi yine gerçekçi bir arka fonun önüne yerleştirmiş. Okyanus hayatı ve enstitü ilk filme oranla daha ileri bir teknolojiyle resmediliyor. Filmin başarısında öykü ve ana fikir kadar karakter tasarımlarının da önemli bir işlevi olduğunu düşünüyorum. Başta ahtapot olmak üzere bütün karakterler çok sevimli. Son olarak filmin başarılı bir Türkçe dublaj çalışmasından destek aldığını da belirtelim.

        Filmin notu: 7

        Diğer Yazılar