Başrolünde Michael Keaton’un oynadığı “The Founder”, işadamı Ray Croc’un “fast food” dünyasında çığır açan McDonald’s markasını McDonald kardeşlerden nasıl satın aldığının hikâyesini anlatırken azmin yetenek ve zekâyı nasıl alt ettiğini gösteriyor.

John Lee Hancock, gerçek hayat hikâyelerini seven bir yönetmen. İnatçı kadınlara odaklanan “The Blind Side” (2009) ve “Saving Mr. Banks” (2013) ikna edici, akılda kalıcı filmlerdi. Hancock, Robert Siegel’in senaryosundan çektği “The Founder”da da seviyeyi düşürmüyor. Hatta, önceki işlerine oranla daha çok konuşulacak bir filme imza atıyor.

En baştan belirtelim, “The Founder” “hızlı yemek” kültüründe çığır açan McDonald kardeş- lerin değil, McDonald’s’ı bir dünya markasına dönüştüren Ray Kroc’un hikâyesi... “McDonald kardeşler – Kroc çatışması” kuşkusuz filmin bel kemiği. Ama oraya gelmeden önce biraz hikâyeden, daha doğrusu Kroc’tan söz edelim. Kroc, otomobiliyle dolaşıp “multi mikser makinesi” satmaya çalışan biri olarak çıkıyor karşımıza. Akşamları otel odasında azmin eğitim, yetenek ve zekâdan daha önemli olduğuna dair eğitim plakları dinliyor. Bu ilk sahnelerde, Kroc zor geçinen, başarısız bir satıcı olarak canlanıyor zihnimizde. Yönetmen Hancock da bunu amaçlıyor aslında... Ama daha sonra, Kroc’un pek de geçim sıkıntısı çekmeyen bir işadamı olduğu anlaşılıyor. Üstelik bakması gereken çocukları yok. Eşi (Laura Dern) zaten “Durumumuz iyi. Neden evinde oturup, benimle daha çok vakit geçirmiyorsun?” diyor.

MİCHAEL KEATON’IN USTA YORUMU

Hancock, Michael Keaton’un usta yorumunun da katkısıyla Kroc’u elindekiyle yetinmeyen doyumsuz bir adam olarak tasvir ediyor. Açgözlülükten ziyade hırsın filmi bu... Sonuç olarak, Kroc’un amacı çok para kazanıp zengin olmak kadar, iş dünyasında başarılı olmak ve isim yapmak. “The Founder” işte bu inat, kararlılık ve azim duygusu üzerine şekillenen bir film. Ama Hancock’un asıl üstünde durduğu mesele, iki farklı zihniyeti karşılaştırmak... Bir yanda McDonald kardeşlerin dürüst esnaf ahlakı, diğer yanda ise Kroc’un sınır tanımayan ihtirası var. “The Founder”, acımasızlıkla birleşen azmin zekâ ve yeteneği nasıl yendiğinin hikâyesi aslında...

İYİ FİLM İZLEMEK İSTEYENLERE TAVSİYE 

McDonald kardeşlerin Kroc’a başarı hikâyelerini anlattığı sahne, bence filmin gizli zirvesi. Asıl iş dehasını orada görüyor ve “fast food” tarihinin yazıldığı anlara şahit oluyorsunuz. Özellikle Dick McDonald’ın mutfağı tasarladığı bölüm unutulacak gibi değil. Nick Offerman (Dick) ve John Carroll Lynch’in (Mac) yorumlarıyla, McDonald kardeşlerin yaptıkları işe gösterdikleri özen, müşteriye duydukları saygı çok iyi vurgulanıyor. Onlar verilen sözlere, el sıkışmaya ve sözleşmelere inanan eski bir dünyanın insanları. Kapitalizmin üstlerinden bir buldozer gibi geçeceğinin farkında değiller. Kroc ise paranın, sermayenin gücüne inanan başka bir dünyanın temsilcisi... En büyük yeteneği, başarının kokusunu alması.

Filmin kırılma anı, Kroc’un “McDonalds’ı ne zaman kurdun?” sorusuna verdiği cevap. En başından beri, her şeyi bir yalancının gözünden seyrettiğimizi tam da orada anlıyoruz. “Sosyal Ağ”da olduğu gibi büyük başarı öykülerini ahlaki ve psikolojik incelemelerden geçiren bu tür filmler bence yaşadığımız dünyanın ruhunu yansıtabiliyor. “The Founder”ı sadece “fast food” devi McDonald’s’ın gerçek hikâyesini öğrenmek isteyenlere değil, iyi bir film seyretmek isteyenlere de gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!