Son Dakika

20 bin yıl önce Avrupa'da...

07.09.2018 - 01:44 | Güncelleme:

“Alfa Kurt” günümüzden 20 bin yıl öncesinde Avrupa'da geçiyor... Yeşilin, ağacın olmadığı çorak bir bölgede açılıyor film. Bütün canlıların çetin bir yaşam mücadelesi verdiği, tarıma uygun olmayan topraklardayız... Bir grup insanın bir havyan sürüsüne sürünerek yaklaştığı ilk sahne, insanların kabileler halinde “avcı toplayıcı” olarak yaşadığı bir çağı işaret ediyor.
Av sırasında tecrübesizliğiyle dikkat çeken genç, filmin ana karakteri... Bir “flash-back” sahnesiyle onun kabile lideri Tau'nun (Johannes Haukur Johannesson) oğlu Keda (Kodi Smit-McPhee) olduğunu öğreniyoruz. Keda, çevresindeki diğerleri gibi güçlü kaslara sahip değil. Tam aksine, uzun boylu, incecik bir delikanlı... O narin haliyle, “Ejderhanı Nasıl Eğitirsin”de (How to Train Your Dragon – 2010) çam yarması kaba saba Vikingler arasında “yabancı madde” gibi duran Hiccup'ı hatırlatıyor. Keda'nın da Hiccup gibi başta babası olmak üzere kabiledeki herkese erkekliğini kanıtlaması gerekiyor... Ama çıktığı ilk avda çaylaklığının kurbanı oluyor ve öldü sanılarak uçurumun kenarındaki bir kaya çıkıntısının üzerinde bırakılıyor. Saatler sonra kendine geldiğinde yağmur sularının yardımıyla uçurumdan kurtuluyor ama asıl yaşam mücadelesi tam da o noktada başlıyor. Çünkü tek başına yolunu bulması, sakat ayağıyla ilerlemesi, yiyecek bulması ve kar başlamadan sağ salim kabilesine ulaşması pek de kolay değil.

“Alfa Kurt” işte bu zorlu yolculuğun öyküsü... Aynı zamanda bir arkadaşlık filmi. Keda, saldırı sırasında yaraladığı kurtun hayatını kurtarıyor ve yolculuğuna onunla birlikte devam ediyor. “Alfa Kurt”u, vahşi doğada yolculuk, yaşam mücadelesi, insan – hayvan arkadaşlığı ya da tarih öncesi macera filmlerinden ayıran önemli bir özelliği var. Hikâyenin özüne indiğinizde aynı zamanda merhamet üzerine bir film olduğunu görüyorsunuz.

Filmin ilk bölümünde babası Tau, Keda'ya alfa kurtlardan söz ederken liderliği güç kullanımı üzerinden tanımlıyor... Başka bir sahnede ise yakaladıkları hayvanı öldürmesi için bıçağı uzattığı Keda kendisinden istenileni yapamıyor. Hem de kabiledeki diğer erkeklerin önünde... Zayıf olanın ayakta kalamadığı, erkekliğin fiziksel güç üzerinden tanımlandığı, insanla hayvanın rekabet ettiği bir çağda Keda'nın avına karşı gösterdiği merhamet, gereksiz bir lüks gibi görünüyor ilk başta... Bu davranışı, narin ve “androjen” görünümüyle birleştiğinde onu çağının dışında bir erkek olarak kodlamamıza yol açıyor. Ne var ki, yolculuğu sırasında yaşadıkları dikkatle analiz edildiğinde Keda'nın erkekliği ve fiziksel gücüyle değil, asıl olarak merhameti sayesinde ayakta kaldığını görüyoruz... Yaraladığı kurdu öldürmek için mızrağını kaldırdığı an, bir kırılma noktası... Kurdu öldürmekten vazgeçip onu iyileştirmeye karar vermesi, yolculuğun seyrini değiştiriyor ve Keda, kendine bir can yoldaşı buluyor.

Yapılan araştırmalara göre evcil köpekler ya da kurtların Avrupa kıtasında ilk kez 20 bin yıl önce görüldüğünü aklımıza getirirsek, filmin insan – kurt dostluğunun ilk adımları üzerine bir düşünce jimnastiği olduğu söylenebilir. Hikâyeyi yazan yönetmen Albert Hughes'ün onbinlerce yıldır süren bu dostluğun sevgi ve dayanışma duygusuyla başladığını vurgulaması kuşkusuz kritik bir nokta... Keda, kurdu güç gösterisi ve şiddetle değil, sevgiyle bağlıyor kendine. Kendisini öldürmek için saldıran kurda merhamet göstererek belki babası Tau'nun öğretilerinden ayrılıyor ama kurdu evcilleştirirken gösterdiği sevgi ve sabrı da aslında babasından öğreniyor...   

“Alfa Kurt”u liderlikle merhamet arasında kurduğu bağ ve insan – kurt dostluğunu eşit bir ilişki olarak tanımlaması nedeniyle sevdim. Öte yandan, Albert Hughes'ün kurduğu görsel ve işitsel dünyayı da beğendim. Hem de ilk andan itibaren... Fantazi filmlerini bir yana bırakırsak tarih öncesi, Jean-Jacques Annaud'nun 1981 tarihli “Ateş Savaşı”ndan (La guerre du feu) bu yana galiba hiç bu kadar güzel anlatılmamıştı. Hughes, IMAX 3D formatında seyrederseniz daha da etkili olacak geniş ekran kadrajlarla, bizi 20 bin yıl önceki son Buzul Çağı'na götürmeyi başarıyor... Özellikle gece sahnelerinde, galaksilerin ve yıldızların ışıl ışıl parladığı gökyüzünün göründüğü kadrajların farklı bir havası var. Hughes, resimlerle hikâye anlatma konusunda gerçekten harika iş çıkarıyor.  Sadece görüntülerin göze hoş gelmesinden söz etmiyorum. Keda ile kurdun vahşi doğadaki yalnızlıkları, birbirlerine bağlanmaları güçlü resimlerle anlatılıyor. Doğa, filmde bir tür karakter gibi... Ama olup biten her şeye kayıtsız bir karakter... Dünyamızı, iki canlının yaşam mücadelesi verdiği boş, çorak bir gezegen olarak görmek de farklı bir duygu veriyor filme. Kurguyu unutmayalım. Hughes uzaklardaki bir galaksinin görüntüsünü miks geçişle kamp ateşine bağladığı planda olduğu gibi birçok yerde çok güzel geçişler yapıyor. Hareketli sahnelerde ses bandının yardımıyla tempoyu hızlandırıyor. Özetle Albert Hughes, kardeşi Allen Hughes olmadan tek başına yönettiği ilk uzun filminde sağlam bir işe imza atıyor.


“Let M e  In”den ( 2010) hatırladığımız, X-Men serisinde Nightcrawler karakterini canlandıran 1996 doğumlu Avustralyalı oyuncu Kodi Smit-McPhee film için çok doğru bir seçim olduğunu, üstüne düşeni fazlasıyla yerini getirerek gösteriyor.  “Atomic Blonde”da (2017) oynayan ve son haftalarda “The Innocents” dizisiyle daha çok tanınır hale gelen İzlandalı aktör Johannes Haukur Johannesson da Tau'da başarılı bir performans çıkarıyor.

Son olarak, tarih öncesinin özenli bir prodüksiyon tasarımı, kostüm ve makyajın yanı sıra sadece bu film için hazırlanmış primitif konuşma diliyle de inandırıcı bir şekilde kurulduğunu belirtelim.

Filmin notu: 7

 


Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları’nı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000