Son Dakika

Kodlar ve metaforlar çorbası: Suspiria

11.11.2018 - 02:13 | Güncelleme:

Son dönemde seyrettiğim hiçbir filmin beni zihinsel olarak bu kadar yorduğunu hatırlamıyorum. Kuşkusuz, Luca Guadagnino'nun “Suspiria”sını hiçbir şey düşünmeden, kendinizi görüntülerin akışına bırakarak seyretmeniz mümkün ve bence doğru yöntem galiba bu... Çünkü filmin görsel kodlarını okumaya çalışmak, sadece alt metinleri değil, normal “metni” üzerine düşünmek bile yorucu. Üstelik böylesi bir çaba, filmden aldığınız zevki ikiye üçe katlamıyor. Sadece filmi daha zor hale getiriyor...
Dario Argento'nun 1977 yapımı “Suspiria”sı bir insanın iradi gücünü kaybetme ve başkalarının kontrolüne geçme korkusuyla ilgilidir. Amerikalı genç Suzy, Berlin'de yatılı bir dans okuluna gelir ve okulda kökeni geçmişe giden bazı gizli, kötü güçlerin varlığını hisseder.... Orijinal “Suspiria”, seyirciyi  tedirgin edici bir atmosferin içine çekmeyi ve onu korkutmayı hedefler. Çoğu korku filminin sahip olduğu açık ve basit bir istektir bu... Filmi değerli kılan, Argento'nun hikâyeyi şekillendiren kendine özgü, tuhaf imgeleridir.
Luca Guadagnino'nun “Suspiria”sı ise “o kadar çok şey”le ilgili ve karışık ki şaşırmamak elde değil... Bir kere, Berlin'deki dans okuluna gelen Ohiolu genç dansçı Susie Bannion'un hikâyesini seyretmiyoruz sadece. Dr. Josef Klemperer'in 2. Dünya Savaşı'na kadar uzanan hikâyesi de var işin içinde... Ayrıca Madam Blanc ile esrarengiz Helena Marcos arasındaki çatışmayı da unutmamak gerekiyor.

Bir annelik teması var... Film, “kimse annenin yerini tutmaz” fikri üzerinden okunabilir. Öte yandan, “gençliği sömüren yaşlılar”, “gençler aracılığıyla ölümsüzleşmek isteyen yaşlılar” temasını unutmayalım. Tüm bunlar bir filme yeter de artar bile... Ama hayır, senaryoyu yazan David Kajganich “ortaya karışık” başka alt temalar da geliştiriyor.  Sözgelimi Amerika – Avrupa ilişkisi... Ohio'daki ev ve hasta annenin görüntüleri film boyunca defalarca karşımıza çıkıyor. Geçmişin temsil ettiği statükoya karşı yenilik arayışı ve okul içi iktidar çatışması ele alınan başka meseleler... Berlin'de geçmesi itibarıyla Berlin Duvarı, Soğuk Savaş, Yahudi soykırımı, soykırımdan duyulması gereken suçluluk ve utanca yapılan vurgu ihmal edilmiyor... Ve dahası, hikâye Alman Sonbaharı (German Autumn) olarak bilinen, Baader-Meinhof grubunun terör eylemlerinin doruğa çıktığı 1977 yılının ekim ayında geçiyor...  Açılış sahnesinde psikiyatrist Josef Klemperer'in muayenehanesine gelen Patricia'nın (Chloe Grace Moretz) dans okulundaki öğretmenlerinin kontrolünden çıkıp Baader-Meinhof'un etki alanına girmesi basit bir ayrıntı değil. Baader-Meinhof politik aşırılığı, cadılar ise her tür aşırılığı temsil ediyor. Birisi iktidara karşı açık bir savaş yürüterek Berlin'i terörize ediyor, diğeri uygarlığa karşı yeraltından savaşıyor. Dans okulunun çok kültürlü, çok dilli yapısının bütün Avrupa'yı akla getirdiği söylenebilir...
Bilim insanı Klemperer'in fizik ötesine duyduğu inancı unutmayalım. Daha önemlisi, cadıların gücü ona Nazileri hatırlatıyor. Cadılar, Naziler ve Baader-Meinhof arasında “bir davaya kendini sorgusuz sualsiz adama” meselesi üzerinden bir ilişki kuruluyor filmde... Bunlar benim tek seyredişte yakalayabildiklerim. Eminim, başka şeyler de vardır. Üstelik final de her şeye bakış açınızı değiştirecek cinsten. Ne var ki, kendi adıma tüm bunların filmi bir kodlar ve metaforlar çorbası haline getirdiğini düşünüyorum. Belki sadece bir iki tanesi üzerinden ilerlense daha iyi bir sonuç çıkabilirdi.

Öte yandan, filmi sadece biçimciliği üzerinden sevmek mümkün. Yani, “metni” boşverip kendinizi Guadagnino'nun imgelerine bırakmanız akıllıca bir çözüm olabilir... Ama “metnin” karmaşası, filmin biçimini de karmaşık ve yorucu hale getiriyor. Yine de bazı paralel kurgu sahnelerini sevdiğim kesin. Mesela Susie'nin provada dans ederken başka bir dansçının okulun gizli bir köşesinde “öldürüldüğü” sahnedeki eşzamanlılık etkileyici ve orijinal... Orada okuldaki kötülüğün güçlü bir varlık olduğunu ve dansla kendini ifade ettiğini ilk kez net biçimde hissediyoruz. Ama gerçekten çok fazla kurgu oyunu var. Guadagnino, bazı diyaloglu sahneleri bile kısa planlarla çekmiş. Bu kurgu anlayışı bana 1970'li yıllar sinemasına damgasına vuran İngiliz yönetmen Nicolas Roeg'un tarzını hatırlattı... Guadagnino, 1970'ler sinemasının optik zoom, ani ve kısa kamera hareketi gibi başka anlatım öğelerini de ara ara kullanıyor. Bazı çok hoş uzun çekimler de var...  Filmin biçimsel olarak en çok hoşuma giden yanı ise aydınlatması, mekân seçimi ve soluk renk paletiyle görsel atmosferi oldu. Dışarıda geçen Berlin sahneleri, iç mekânlardaki 1970'ler havası, yağmurlu ve karlı çekimler, mükemmel bir görsel  doku veriyor filme. Thom Yorke'un müziğinin etkisini de unutmayalım.
Ses, ilk filmde çok önemlidir. Argento, sesler sayesinde okulu canlı bir organizma haline getirir. Guadagnino aynı numarayı kullanıyor ama seslere ve okulun tekinsizliğine bu kez dansı ekliyor. Dans etmek okulun içindeki gizli güçlerin etkileyebildiği bir süreç. Dans ettiğiniz anda okulun parçası oluyorsunuz. Açıkçası filmin en çarpıcı yanlarından biri galiba bu...
Yine de “Suspiria”dan çok etkilendiğimi söyleyemem. Öte yandan kötü, hatta vasat bir film demek haksızlık olur. Guadagnino'nun çabasının belirli ölçüler içinde takdiri hak ettiğini düşünüyorum. Ama umarım bir daha böyle yorucu filmler çekmez, “Beni Adınla Çağır”ın sadeliğini çok özletmez. Belli ki, Guadagnino ilk filmin altında kalmayan “en az onun kadar orijinal bir şey” yapmak istemiş ama galiba biraz aşırıya kaçmış...
Ve son olarak, oyuncular! Dakota Johnson, Susie rolü için doğru bir seçim olduğunu gösteriyor “Grinin Elli Tonu” serisinin kötü anılarını unutturuyor. Mia Goth (Sara) ve Angela Winkler (Miss Tanner) gayet iyiler. Tilda Swinton ise mükemmel... Swinton'ın sadece Madam Blanc'ı değil Doktor Klemperer'i oynadığını da belirtelim.
Filmin notu: 6


Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları’nı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300