Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

 

Yirminci yüzyılın bazı radikal düşünürleri, büyücülerin egemenlik kurduğu; bilimin kurallarının işlemediği hayal dünyalarını gerçeklikten ve akıldan kaçış olarak gördü; gerici ideolojilerin parçası olarak niteledi... Bense kendi adıma yönetmenin ya da yazarın niyetine odaklandım, ne anlatmak istediğine baktım. Gerçeğin, bazen gerçeklikten kaçarak yakalanabileceğini; bazı gerçeklerin, hayal dünyalarında çok daha iyi anlatılabileceğini düşündüm... Özetle, bir sinema salonuna girip gündelik hayatın  gerçekliğinden  kaçışı sevdim. “Harry Potter” serisini de sevdim. “Fantastik Canavarlar” serisine henüz bir Harry Potter kadar kanımın ısındığını iddia edemem ama niyet açısından sorunumun olmadığını söyleyebilirim.

J. K. Rowling, Harry Potter'da çağdaş İngiltere'nin içinde bir büyü dünyası yaratmıştı. Gerçek İngiltere monoton ve renksiz, büyücülerin dünyası ise renkli, canlı ve hareketliydi. “Fantastik Canavarlar: Grindelwald’ın Suçları”nda (Fantastic Beasts: The Crimes of Grindelwald), önceki filmde kurduğu büyü dünyasını 1920'lerin farklı coğrafyalarına doğru genişletiyor. Bilgisayarlardan, ileri teknolojiden ve dijital olan her şeyden çok uzaktayız. Pastel tonlardaki Londra ve Paris, fantastik bir öykü için ideal mekânlar... Büyü ve büyücüler, “uzak geçmiş”le uyum içindeler. Newt Scamander'in (Eddie Redmayne) çantası ise zaten direkt olarak egzotik bir hayal dünyasına açılıyor...
2016'da seyrettiğimiz “Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar?”da (Fantastic Beasts and Where to Find Them) Grindelwald'ı (Johnny Depp) ABD'de yakalayıp yetkililere teslim eden Newt, ikinci filmin başında  politik çatışmalardan kaçıp kendini fantastik canavarlarına adamak isteyen ılımlı bir doğaseveri andırıyor. “Paris'e git ve Grindelwald'ı yakala!” diyen Sihir Bakanlığı'nın teklifini kabul etmiyor. Otoriteyle, düzenle arası pek iyi değil. Ama bir süre sonra kendini Paris'te, Grindelwald'ın peşine düşenler arasında buluyor... Scamander, naif, sakin ve sessiz bir büyücü. J.K. Rowling'in etrafa testosteron saçan erkek kahramanları sevmediği belli. Scamander gibi mütevazi, kırılgan görünümünün altında güçlü olabilen karakterleri seviyor. İlk filmde Scamander'in canavarlarla kurduğu eşitlik ilişkisi önemliydi. Scamander kendisini onların efendisi olarak değil, koruyucusu olarak görüyor; onlarla iletişim kurmaya önem veriyordu.
Kaldı ki, bütün serinin liberal değerler etrafında kurulduğunu söylemek mümkün. Safkan büyücülerin insanlara ve tüm dünyaya hükmetmesi gerektiğine inanan Grindelwald, söyledikleriyle sadece Hitler'i değil, Avrupa'da yükselişe geçen aşırı sağ liderleri de hatırlatıyor. Kendilerini toplum dışına itilmiş, yalnız hisseden insanların desteğini almak, bu desteği ötekilere duyulan öfkeye çevirmek için neler yapılması gerektiğini iyi biliyor. “Tehdit altında ve mağdur olan biziz” diyerek çıkıyor yola...  
Politik okumaları bir yana bırakıp hikâyenin üst katmanına baktığımızda ise Rowling'in Harry Potter'la başlattığı anlatı evrenini sürprizler, sırlar, yeni bağlantılar ve karakterlerle genişlettiğini görüyoruz. Finale doğru, yaklaşan büyük savaştan önce herkes tarafını seçmek zorunda kalıyor. Dumbledore – Grindelwald karşıtlığı ve büyücülerin yaptığı seçimler, X-Men'deki Xavier - Magneto ayrımını hatırlatıyor...
Genç Credence (Ezra Miller), Grindelwald'ın kendi ekibine transfer etmek için uğraştığı “çok yetenekli bir yıldız” olarak geliyor önümüze ama bu filmde marifetlerini çok fazla seyredemiyoruz. Seriye adını veren sevimli canavarların biraz geri plana düştüğü kesin. Sadece onlar değil; Jacob Kowalski (Dan Fogler), Tina Goldstein (Katherine Waterston), Leta Lestrange (Zoe Kravitz) gibi önemli karakterler de aksiyon fazlalığı altında biraz eziliyorlar.
“Fantastik Yaratıklar”, bir noktadan sonra “tam bir hayranlar serisi” olacağa benziyor... Rowling'in yarattığı evreni daha iyi bilenler, mesela Grindelwald isminin ilk olarak “Harry Potter ve Felsefe Taşı”nda geçtiğini hatırlayanlar kuşkusuz daha çok zevk alacak. Buna karşılık, her şeye bu filmle başlayanları dahi keyifli bir seyrin beklediği söylenebilir. Çünkü hikâye kendi içinde bütünlük taşıyor ve filmdeki özel efektler gerçekten mükemmel. Özellikle, IMAX 3D'yi tercih edenleri perdeden salona doğru yayılan nesneler, büyüler ve dumanlar bekliyor. Özel efektli süper prodüksiyonları sevenler kaçırmasın. Yönetmen David Yates'in de ilkinde olduğu gibi profesyonel ve düzgün bir iş çıkardığı kesin.
Filmin notu: 6.5

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!