“Şüphe” yazması zor filmlerden... Tam olarak nereden başlayacağınızı kestiremiyor, yanlış yollara girmekten çekiniyorsunuz. Zorluk, yorumlamaktan ziyade yorumlama alternatiflerinin çokluğundan geliyor...
Öte yandan, öyle karışık ya da anlaşılması zor bir film olduğu söylenemez. Anlamaktan ziyade hissedilecek bir film demek belki daha doğru... Kaldı ki, seyrederken rahatsınız. Zihninizi zorlayan bir akış yok. Hikâye düz ve sakin akıyor. Filmin ritmi, gündelik hayatın ritmini andırıyor ve siz de o akışa kapılıp gidiyorsunuz... Gerçekçi, doğal ve sahici... Tıpkı açılış sahnesinde olduğu gibi... Yarı zamanlı kurye olarak çalışan Jong-su'nun (Ah-in Yoo) mal teslimatı için cadde üzerindeki mağazaya girmesi... Girişte promosyon etkinliği için dans eden Hae-mi'nin (Jong Seo Jeon) ona ilgi göstermesi... Sonra mağazanın arkasında salaş bir yerde ayaküstü sohbet etmeleri... Akşam bir şeyler içmek için buluşmaları... Ertesi gün Hae-mi'nin evine gitmeleri... 

İki ana karakteri gündelik hayatın akışı içinde tanıyor, onlara belirli bir mesafeden bakıyorsunuz. Oysa birçok filmde karakterlerle hemen özdeşleşir, duygu birliği kurarsınız. Burada da Jong-su'yla özdeşleşmeniz mümkün ama film boyunca kendimi daha çok gözlemci gibi hissettiğimi söyleyebilirim. Mekânlar, davranışlar, sözler, anlar çok doğal ve abartısız geldi bana. Kuşkusuz, tüm bunlar kayda değer bir yönetmenlik başarısı...
Öte yandan, belirli bir noktadan sonra filmin gerçekçiliğine kuşkuyla yaklaşmanız mümkün. Özellikle finale doğru Jong-su'nun bilgisayarın başında yazmaya başladığı andan sonra olup bitenlere... Jong-su'nun fiilen olmadığı nadir sahnelerden biri geliyor ve o sahnenin hayal olup olmadığı kuşkusu doğuyor...
Filmin bazı bölümlerine, yazar olmak isteyen Jong-su'nun hayalleri olarak bakmak mümkün. Ama kendi adıma final hariç, filmin sakin ve gerçekçi akışına bağlı kalmaktan yanayım. Hayatın çözülemeyen gizemi, film üzerine düşünmeye başlamak için fena bir çıkış noktası değil bence...

HAE-Mİ, JONG-SU İÇİN GİZEMİN TA KENDİSİ...
Yazar olmak isteyen Jong-su bir sahnede, “Dünya, benim için bir gizemdir” diyor... “Şüphe”nin uyarlandığı öykünün yazarı Haruki Murakami'nin eserlerini okuyanlar için şaşırtıcı bir tespit değil bu...  Murakami'nin romanları ve öykülerinde bütün gizemler aydınlanmaz. Ama gizemlerin aydınlanması, okur için kritik önem taşımaz. Önemli olan, ana karakterin dünyayla ve insanlarla kurduğu ilişkidir... “Şüphe”de de her şey Jong-su'un dünyayla ve insanlarla kurduğu ilişkiler üzerinden ilerliyor.
Kimi zaman, gerçek hayatta da böyle değil midir? Gizem, hayatımızın doğal bir parçasıdır. Bazen insanların davranışlarının gerçek nedenlerini anlamakta zorlanırız. Hayatımıza şöyle bir dokunup giden, istemediğimiz halde kaybettiğimiz ama çok derin izler bırakan insanlar vardır...  Hae-mi de Jong-su için böyle birisi ve hep bir gizem olarak kalıyor... Yaşadığı o küçük ev, hiç ortaya çıkmayan kedisi, zengin ve yakışıklı Ben'le (Steven Yeun) arasındaki ilişki bir yana; Jong-su, Hae-mi'nin kendisi hakkında ne hissettiğini dahi bilmiyor... Aslında Hae-mi, Jong-su için gizemin ta kendisi...
Belki de Hae-mi'yi Jong-su için bu kadar değerli kılan ele geçirilmez, ulaşılamaz ve gizemli oluşu...
Aslına bakarsanız, Jong-su'nun Hae-mi'ye tam olarak ne zaman ve nasıl âşık olduğunu kestirmek kolay değil. Afrika'ya neden gitmek istediğini açıkladığı sahnede olabilir mi? Hae-mi “büyük açlık”tan söz ediyor. Yani, hayatın anlamı gibi büyük soruların yanıtlarına duyulan açlıktan... Oysa Jong-su için hayat bir gizem... Tam bir karşıtlık var aralarında.
Seviştikleri sahnede ise Jong-su'nun aklı sanki başka bir yerde... Kulenin camından odanın içine yansıyan ışığı yakalamaya çalışıyor. Çünkü birkaç dakika önce Hae-mi, odanın gün boyunca başka hiç ışık almadığını söylemiş ona...
Hae-mi'nin de Jong-su'nun hayatındaki yeri, o ışığa benziyor... Şöyle bir parlayıp yok olsa da çok güçlü bir arzuya dönüşüyor. Hae-mi, ilk çıktıkları akşam olmayan bir mandalinayı yiyor... Jong-su ise günler boyunca olmayan bir Hae-mi'yle sevişip duruyor...

SENİ UZAKTAN SEVMEK, AŞKLARIN EN GÜZELİ
Jong-su için cinsel arzu, belirsizleştikçe derinleşen bir duygu olabilir mi? Hae-mi'yi uzaktan sevmek, onun için belki de aşkların en güzeli...
Neden derseniz, aynı mekân ve zamanı paylaştıkları anlarda, aralarında etkileyici bir uyumdan söz etmek mümkün değil.
Jong-su, belli ki Hae-mi için hatırlamakta zorlandığı çocukluk yıllarıyla ilişkili duyguları temsil ediyor... Çocukken Jong-su bir kere ona “çirkin” demiş. Bir keresinde de kuyudan kurtarmış... Küçük bir çocuk için çok önemli olaylar. Tuhaf olan, Jong-su'nun her iki olayı da hatırlamıyor oluşu... Hatta uzun süre Hae-mi'nin evinin çevresinde kuyu arayıp duruyor. Kendisini başka birisiyle karıştırdığından kuşkulandığını seziyoruz.
Öte yandan, ilişki kursalar yürütmelerinin zor olduğu açık... Hae-mi özgür ruhlu, aklına eseni yapan çılgın bir genç kadın. Bir erkeğe, bir yere bağlanabilecek biri değil. Duygularıyla yaşıyor. Gün batımına karşı yarı çıplak dans edebiliyor...  Jong-su ise sevgili dahi olmadıkları halde “Erkeklerin önünde niye üstünü çıkarıyorsun?” diye çıkışan biri...
Hae-mi, Jong-su için “asla ele geçirilemeyecek, sahip olunamayacak olan kızı” temsil ediyor. Belki Jong-su'nun aşktan anladığı bu... Asla elde edemeyeceği kişilere âşık olan insanlardan biri... Annesinin çocuk yaşta terk ettiği birisi için şaşırtıcı değil. Babasıyla da aralarında iletişim yok. Anne ve babasına bu kadar uzak olan biri, aşkı da belki ancak yanında olmayan biriyle yaşayabilir..
“Şüphe”yi Jong-su, Hae-mi ve Ben arasındaki ilişkiler üzerinden de yorumlayabiliriz.   Dışarıdan bir aşk üçgeni gibi görünse de üçünün arasında daha karmaşık bir ilişki var. Jong-su ve Hae-mi, düzenli işi olmayan, para sıkıntısı çeken gençler... Ben ise para ve zaman sıkıntısı olmayan varlıklı biri... Jong-su'nun içinden geçenleri biliyoruz. Hae-mi'ye âşık ve Ben'i kıskanıyor... Peki ya, diğer ikisinin?
ANLATIM SAKİN, DUYGULAR ÇOK YOĞUN
“Şüphe”nin belki de asıl gizemi, Hae-mi ve Ben'in arasında yaşananların bizim için hep bir soru işareti olarak kalması... Kuşkusuz tahminlerimiz var ama sadece tahmin... Belki de asıl önemli olan, her ikisinin de Jong-su için ifade ettikleri... Ben  kibar, güleryüzlü, cana yakın ve dost canlısı ama güvenilmez biri. Hae-mi ve Jong-su'ya bir tür vampir gibi, içlerindeki hayat enerjisini, duygularının gerçekliğini emmek için yaklaşıyor sanki... Haemi ve Jong-su'da kendisinde olmayan “birşeyler” olduğunun farkında.
Hae-mi, tuhaf, kafası karışık ama içten biri... Jong-su ise üçünün arasında en kıskanç ve arızalı olan kişi. Üçünün de ortak özelliği, neyi istediklerini tam olarak bilememeleri galiba... Üçü de arzularının peşinden gitmeye çalışıyor ama aslında neyi arzuladıklarını bilmiyorlar.
Yönetmen Chang Dong Lee,  karakterlerin oturdukları evleri ve yaşadıkları mahalleyi filmin görsel dünyasının üç merkezi haline getirmiş... Kişilikleriyle evleri arasında yakın bir ilişki var.  Sözgelimi, Hae-mi'nin küçücük dairesi sıradan bir mekân olmanın ötesinde film için anahtar bir nitelik taşıyor... Jong-su'nun, ortadan kaybolup giden Hae-mi'nin dairesindeki düzenden kuşkulanması, öldürüldüğünü düşünmesi boşuna değil...
Görsel açıdan mütevazi bir film ama yönetmen Chang Dong Lee'nin her ayrıntıya kafa yorduğu, sahneleri çok iyi tasarlayıp çektiği kesin. O sakin akışın altındaki yoğun duyguları ve saplantıyı serinkanlı bir tarzda anlatmasını çok sevdim. Film boyunca ve filmden sonra zihnimizi sürekli aktif halde tutmasını da...
Film tam olarak ne anlatıyor, ana fikri ne derseniz, size öyle çok kesin şeyler söyleyemem. Bunlar ancak seyircinin zihinsel katılımıyla yanıtlanacak sorular gibi geliyor bana...
Seyirciyi kendi düşünceleriyle baş başa bırakan filmleri seviyorsanız “Şüphe”yi kaçırmayın. Sevmiyorsanız, uzak durun...
Filmin notu: 8

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!