(UYARI: Yazıdaki bazı yorumlar "Captain Marvel" filminin hikâyesindeki sürpriz gelişmeleri ele verebilir...)

Marvel Comics, ilk Captain Marvel macerasını 1967'de yayınladı... Sonraki yıllarda Captain Marvel adını taşıyan 8 farklı karakter çıktı okurların karşısına... Filmde gördüğümüz Captain Marvel, onlardan sadece biri...
Aslına bakarsanız, finale kadar Captain Marvel ismi geçmiyor. Zaten bütün hikâye “Vers” (Brie Larson) olarak tanıdığımız genç bir kadının Captain Marvel'a dönüşme süreciyle ilgili...
Vers, Kree uygarlığında yaşayan bir asker... Ellerini ışın silahı gibi kullanabiliyor. Komutanı Yon-Rogg (Jude Law), bu gücünü Yüce Zekâ'dan (Supreme Intelligence) aldığını öğretiyor ona... Dolayısıyla, gücünü baskı altında tutmak ve sadece Yüce Zekâ'nın verdiği görevlerde kullanmak zorunda...

Vers, Kree'lerin Skrull'lara karşı verdiği galaktik savaş sırasında ekibiyle birlikte tuzağa düşüyor ve peş peşe gelişen olayların sonucunda C-53 adlı gezegene geliyor. C-53 dedikleri yer, bizim dünyamız... Şekil değiştirme yeteneğine sahip olan “bukelamun” Skrull'ları ararken, Vers'in yolu özel ajan Nick Fury (Samuel L. Jackson) ile kesişiyor... Filmin gerisi, 1995 yılının ABD'sinde geçen sürükleyici, eğlenceli, bol özel efektli bir macera...
Filmin en sevdiğim yanlarından biri feminist alt metni oldu.
Kadınlığın baskı altındaki gücü ve iktidar, aslında daha ilk bölümden karşımıza çıkan bir motif ama hikâyenin içine incelikle gizleniyor.  
Yüce Zekâ ve komutan Yon-Rogg'un, erkek iktidarını temsil ettikleri söylenebilir. Vers, süper gücünün boynuna takılı “chip” bir gibi nesneden kaynaklandığını düşünüyor. Yon-Rogg “Sana verdiğimiz gücü istediğimiz zaman geri alabiliriz” diyor sürekli... Ama olaylar geliştikçe anlıyoruz ki bu, kesinlikle verilmiş bir güç değil. Tam tersine, “baskı altına alınmış, korkulan bir güç”...
Önceki Marvel filmlerinin çoğunda süper kahramanlar, özellikle ilk filmlerde, önce güçlerini sonra da onu nasıl kontrol edeceklerini keşfederler... Marvel dünyasında süper kahraman olmak, biraz da gücü olgunlaştırmak ve kontrol etmekle ilgilidir çünkü...
“Captain Marvel”da ise iktidar tarafından baskı altına alınan, kontrol edilen bir güç var. Süper kahraman, iktidara meydan okuyarak gerçek gücünü keşfediyor.  Gücü serbest kaldıkça, özgürlüğüyle birlikte artıyor. O da kontrol etmek yerine, gücünü isyana dönüştürüyor... Tüm bunların sembolik olarak okunması gerektiğini düşünüyorum.

Ayrıca Vers, önce Carol Danvers olduğunu, sonra da gücünü keşfediyor... Diğer bir deyişle güç, gerçek kimliğin idrak edilmesiyle birlikte geliyor. Carol Danvers'in politik bilinçlenmesini de ihmal etmeyelim. Kree uygarlığının düşmanlaştırdığı Skrull'ları tanıdıkça olaylara bakışı değişiyor. Onunla birlikte biz de Kree – Skrull savaşında bakış açımızın ne kadar sağlıksız ve önyargılı olduğunu görüyoruz.

Skrull'lar günümüzün evsiz göçmenlerine benziyorlar. Kree'ler onların varlığına dahi katlanamıyor, düşmanlaştırarak ortadan kaldırmak istiyorlar... Günümüzde de durum pek farklı değil. Batılılar da mülteci ve göçmenleri kendi yaşam tarzlarına bir tehdit olarak görmüyorlar mı?
Bu arada, Carol'un iç aydınlanmasında ve süper beceriler edinmesinde bilim insanı Mar-Vell'in (Annette Bening) katkısını unutmayalım. Mar-Vell, galaktik savaşı durdurmanın yollarını arayan bir kadın, Carol Danvers gücünü Mar-Vell'in bilimsel buluşundan alıyor. Burada, “kadından kadına aktarılan savaş karşıtı bir güç”ten söz ettiğimizin altını çizelim. Avengers ekibinin kibirli, egoist ve soykırımcı erkek Thanos'a karşı gereksinim duyduğu süper güç, aslında tam da bu değil mi?
Kaldı ki, “Captain Marvel”ın belki de en hoş yanlarından biri, bizi Marvel Sinema Evreni'nin geçmişinde bir geziye çıkarıp bir sonraki maceraya, yani “Avengers: Endgame”e taşıması... Captain Marvel, Avengers ekibi adına öyle bir “transfer” ki, Thanos'a karşı çıkılacak “rövanş maçı”na açıkçası bambaşka bir tat getiriyor...
Öte yandan, S.H.I.E.L.D'in ilk yıllarına kadar gidiyor, Nick Fury'nin gençliğini görüyor, tek gözünü nasıl kaybettiğini öğreniyoruz. Marvel Sinema Evreni'nin önceki filmlerini seyredenleri bekleyen başka hoş sürprizler de var kuşkusuz...
Senaryo ekibinde de yer alan yönetmenler Anna Boden ile Ryan Fleck'in “Captain Marvel”a diğer Marvel filmlerine göre farklı bir hava getirdiği kesin... Sözgelimi, “Avengers: Sonsuzluk Savaşı”, çok büyük oranda bilgisayar kökenli görüntülerin içinde geçen fantazi – bilimkurgu ağırlıklı bir Marvel filmiydi. “Captain Marvel” ise özellikle dünyada geçen sahnelerinde 1990'lı yılların aksiyon filmlerinin havasına bürünüyor. Açık havada, güneş altında geçen bazı aksiyon sahneleri yer yer "Terminator 2" filmini hatırlatıyor. “Captain Marvel” giderek daha da trajikleşip karanlıklaşan Avengers filmlerinin ciddiyetinden uzak bir film... 
Aksiyon sırasında karakterlerin aralarındaki komik diyaloglar 90'lar sinemasını andırıyor... Olayların dünyada geçmesiyle birlikte mizah  devreye giriyor. Bu mizah, Carol Danvers'in gökyüzünden büyük bir video mağazasına düşmesi ve içeri girer girmez “True Lies” filminin afişindeki Schwarzenegger'i devirmesiyle başlıyor ve sürüp gidiyor.
Marvel Stüdyoları'nın Anna Boden ve Ryan Fleck'i seçmesinin nedeni sadece bilgisayardan çıkma janjanlı bir süper kahraman filmi istemiyor oluşu... Carol Danvers, Nick Fury ve Skrull'ların lideri Keller'in (Ben Mendelsohn) dostluk ve dayanışması filmin önemli damarlarından biri. Marvel, belli ki sadece aksiyona değil, karakter ve drama da odaklanacak yönetmenler istemiş... Onlar da Danvers'in kendini keşfetme sürecini ve karakterler arasındaki duygusal ilişkileri öne çıkarmışlar.
1990'lı yılların hit şarkılarının filme kattıklarını bir yere not etmek gerek... Tıpkı “Galaksinin Koruyucuları”nda olduğu gibi geçmişi hatırlatan şarkılar Marvel Evreni'ni popüler kültüre ve dünyaya bağlıyor. Diğer bir deyişle, ileri teknoloji nostaljiyle buluşuyor... Kree uygarlığının ileri teknolojisiyle 1990'lar dünyasının ağır çalışan bilgisayarları arasındaki tezat filme farklı bir hava veriyor. Carol Danvers'in geri teknoloji karşısındaki halleri, eğlenceli anlara vesile oluyor.
Bu arada, Brie Larson'ın doğru bir seçim olduğunu belirtmek istiyorum. Brie Larson,  resimli roman geleneğindeki arzu nesnesi kadınlara pek benzemiyor. Sözgelimi "Wonder Woman"da yarı tanrı bir karakteri canlandıran Gal Gadot'a oranla daha sahici bir hali var...
Ayrıca Carol Danvers, tipik bir Marvel kahramanı değil. Superman'i aratmayan muhteşem gücü, naifliği, şövalye ruhu ve iyi kalpliliğiyle DC Comics kahramanlarını andırıyor. Mesela, Carol Danvers'in dünyayı tek başına savunduğu final sekansının Superman filmlerini hatırlattığı kesin...  Tüm bunlar Marvel hayranlarının hoşuna gitmeyebilir.
Kendi adıma, “Captain Marvel”ı Marvel Sinematik Evreni'nin en iyi 10 filmi içine almam mümkün değil. Sonuçta, eski Superman filmleri tadında hafif ve biraz sığ bir film.
Öte yandan, filmin ortasında “iyilerle kötülerin yer değiştirmesini”, feminist alt metni, 1990'lı yılların popüler kültürüne yapılan göndermeleri, şarkıları, Pınar Toprak'ın müziğini, Goose adlı kedinin Marvel Sinema Evreni'ne yaptığı “büyük katkı”yı ve başta Carol Danvers olmak üzere tüm karakterleri sevdiğimi söyleyebilirim...
Her şey bir yana, Marvel Sinema Evreni'ndeki hikâyenin sürekliliği açısından seyredilmesi gereken bir film...             Filmin notu:6.5

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!