Süper kahraman filmlerini hiç seyretmeyenler “önemli bir şey kaçırıp kaçırmadıklarını” sorarlar bazen...
“Herhalde kaçırmıyorsunuzdur...” derim. Başka ne diyebilirim ki?
Süper kahraman filmleri, popüler sinema kültürü içinde özerk bir dünyadır. Ya içindesinizdir ya dışında...
Dışında olan biri için nerdeyse hiçbir şey ifade etmez. Zaten ne ifade edebilir ki? Sözgelimi, afişte elinde balta, kalkan, kılıç, ok ve uzay silahları tutan bir sürü tuhaf kostümlü insan görünce “fantastik savaş filmi” deyip geçmeniz mümkün.
Ama içinde olan biri için, o filmler çok farklı şeyler ifade eder. Sözgelimi “Avengers: Endgame” sadece bir süper kahraman filmi değil. 11 yılda seyredilen toplam 22 filmlik Marvel Sinematik Evreni külliyatının en önemli filmi... Çünkü “Avengers: Endgame” ile Marvel Sinematik Evreni'nde bir dönem kapanıyor, yeni bir dönem açılıyor.

“Avengers: Endgame”de, bazı süper kahramanları son kez görüyoruz... Bazıları bu dünyadan göçüp gidiyor, bazılarıyla bir daha ne zaman karşılaşacağımız belli değil...
Dolayısıyla hüzünlü bir film... Hem de başından sonuna dek... Ama merak etmeyin, bütün Marvel filmlerinde olduğu gibi mizah duygusu da var.
“Avengers: Infinity War” her şeyiyle bir savaş filmiydi. Son ana kadar Thanos'u (Josh Brolin) yenebileceklerini ümit etmiştik. Özellikle Thor'un (Chris Hemsworth) çekicini Thanos'un böğrüne sapladığı an, “Bu iş bitti, işte yine bizimkiler kazandılar!” demiştik. Ama öyle olmadı. Thanos kazandı... Hepsini hırpaladı, dövdü, yerden yere vurdu ve savaşı kazanmasını bildi.
Marvel filmlerini bilenler için kuşkusuz şaşırtıcı değil. Marvel süper kahramanları sürekli kazanmazlar, bazen yenilgiyi de tadarlar...
Aklımızın bir köşesinde “Son filmde bizimkiler bu işi çözer” diye bir fikir olsa dahi,  sonuçta mağlubiyeti iliklerimizde hissettiğimiz bir filmdi “Avengers: Infinity War”...
“Avengers: Endgame” de aynı duyguyla başlıyor. Yenilgi duygusuyla...

Hatta intikam için bir araya gelip, Thanos'un peşine düştüklerinde bir kez daha kaybediyorlar... İşin tuhafı, Thanos da kazanmıyor. Herkes kaybediyor... Yenmek ve yenilmek tüm anlamını kaybediyor. Üstelik filmin başındayız... Ve filmin ilk bölümünde bazı umut ışıkları yanıp sönse de  “kıyamet sonrası” bir dünyadan karanlık manzaralar seyrediyoruz.
Sonra Scott Lang / Ant-Man'in (Paul Rudd) Kuantum Evreni'nden dönüşüyle birlikte “bizimkiler” rövanş maçı için yeniden sahaya çıkmaya karar veriyor... Karanlık dağılıyor, hayatta kalanlar yeniden toplanıyor ve bu kez yeni bir taktikle çıkıyorlar Thanos'un karşısına...  
Kullandığım spor deyimleri rastlantısal bir seçim değil. “Infinity War” ve “Endgame” 5.5 saatlik bir “spor filmi” olarak okunabilir, diye düşünüyorum. Yenilmek... Deneyip bir kez daha yenilmek ve sonra tekrar denemek...
“Endgame”in en çok sevdiğim yanı, bütün karakterlerin 22 filme yayılan hikâyelerini  gayet güzel toparlaması oldu... Senaryo yazarları Christopher Markus ve Stephen McFeely gerçekten iyi iş çıkarıyorlar. Belki de bu yüzden, görkemli savaş sahnesini ısrarla sona saklamış; filmin çok büyük bölümünü karakterler arası ilişkileri işleyen sağlam bir dram olarak kurmuşlar.
Karakterlerin psikolojisi, derinlemesine ele alınabiliyor filmde. Belki de hepsini iyi tanıdığımız için onlarla duygusal bağ kurmakta hiç zorlanmıyoruz.
Karakterlerle kurduğum bu duygusal bağ, filmi sevmemdeki en önemli neden oldu. Karakterlerin sadece iyi yanlarını değil, zayıflıklarını, çaresizliklerini de hissediyoruz.
Tony Stark / Iron Man'in (Robert Downey Jr.) inzivaya çekilme kararının ardındaki kibri hissetmek mümkün mesela... Çünkü yenilgiyi asla hazmedemeyen biri o.
Thor ise ondan beter. Yenilgiyle hiçbir şekilde başedemiyor... 1000 yaşında bile olsa onun en çocuksu ve delikanlı Avenger olduğunu bir kez daha anlıyoruz... Annesiyle yaptığı konuşmada ergen bir çocuktan hiç farkı yok zaten.
Clint Barton / Hawkeye (Jeremy Renner), hırsını suç çetelerinden çıkarmaya çalışan bir şiddet müptelasına dönüşüyor...
Bruce Banner'ın (Mark Ruffalo) mahkûm olduğu Hulk bedeninde yaşadığı çaresizliği örtme çabaları ise traji komik görüntülere vesile oluyor...  
Ekibin en pozitif ve enerjik mensubunun Ant-Man olması şaşırtıcı değil. Ant-Man içlerinde süper kahramanlığın fiziksel güçten ziyade cesaret ve zekâyla ilişkili olduğunu en iyi bilen karakter çünkü...

İçlerindeki en olgun karakterler ise Steve Rogers / Captain America (Chris Evans) ile Black Widow / Natasha Romanoff (Scarlett Johansonn) ... Çünkü ikisinin de hayattan pek bir beklentileri kalmamış durumda. O yüzden ne  pahasına olursa olsun bir kez daha denemekten yanalar...
Thanos'u da unutmayalım. Bu filmde Thanos'un sakinliğinin altında saplantılı bir deli yattığını daha iyi anlıyoruz. Thanos aslında iktidar, güç peşinde koşan biri değil. Yegane amacı, soykırımdan sonra kendi cennetinde huzur içinde tek başına yaşamak...
Thanos kim? Ya da bugünün dünyasında kime denk düşüyor diye düşündüğümde, gezegenimizin yaşadığı sorunlara karşı kayıtsız kalan bütün güç sahipleri geliyor aklıma... Küresel ısınma, terörizm ve savaş gibi felaketlerin dünya nüfusunu dengeleyen olaylar olduğunu düşünen insanlardan biri Thanos. Sadece kendi huzuruna odaklanmış, insansevmez biri...
Bizimkiler ise büyük bir aile gibiler... Hepsi birbirine bağlılar.
Yeniden savaşmalarındaki en büyük motivasyon, Thanos'u yenmek değil. Kaldı ki, bu kez dünyanın ya da evrenin hiçbir düşmanı yok aslında. Tek istekleri, kaybettiklerini geri getirmek... İşte bu yüzden çok duygusal bir yanı var “Endgame”in... Ve o duygusallığın gerisinde tam 21 film duruyor...
“Endgame”, Iron Man ve Captain America'nın Marvel Sinematik Evreni içindeki kişisel hikâyelerinin döngüsünü tamamladığı film olarak da çok önemli...
Sadece Avengers filmleri değil, Hulk, Thor, Galaksinin Koruyucuları, Spider-Man, Doctor Strange, Black Panther ve Ant-Man filmleri de bir yere bağlanıyor... Bütün o süper kahramanlar, kalabalık ve kargaşa yaratmadan büyük resmin ve destanın bir parçası oluyorlar... Captain Marvel (Brie Larson), Spider-Man (Tom Holland) Black Panther (Chadwick Boseman), Doctor Strange (Benedict Cumberbatch) ve Galaksinin Koruyucuları ekibi  Marvel Sinematik Evreni'nin geleceğini temsil ediyorlar...
Yönetmenler Anthony Russo ve Joe Russo, finale doğru seyrettiğimiz savaş sahnesinde, eski çağ meydan savaşlarını bilimkurgusal ve fantastik motiflerle birleştiren cehennemi bir atmosfer sunuyor; destan duygusunu zirveye çıkarıyorlar.
Ama “Endgame” daha önce de söylediğim gibi asıl gücünü dramatik sahnelerden alıyor. Yönetmenler bu sahnelerde de gayet iyiler. Çünkü kahramanlarla kurduğunuz duygusal bağ, özel efekt şovu ve aksiyonun çok daha önünde duruyor...
“Endgame”, savaş ve aksiyon sahneleriyle değil, karakterler arasında geçen diyaloglarıyla hatırlayacağımız bir film olacak...
“Endgame”, süper kahraman filmlerini seyretmeyenler için belki tek başına çok fazla şey ifade etmeyebilir. Ama gerisinde duran 21 hikâyeyle birleştiğinde Marvel Sinematik Evreni'nin ilk üç aşaması için gerçekten şahane bir final olduğunu düşünüyorum.
8/10

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!