2012 yılında gösterime giren “Siyah Giyen Adamlar 3”ü (Men in Black 3) özellikle ilk iki filme oranla zayıf bulmuş ve bir sonraki filmin yeni bir bakış açısına ihtiyaç duyduğunu yazmıştım.  
“Siyah Giyen Adamlar: Global Tehdit”in (Men in Black: International) yeni bir bakış açısıyla ele alınıp çekildiği kesin ama taze fikirler ve yaratıcılıktan söz etmek zor.
Aslında açılış sahnesi ve filmin ilk üçte birlik bölümünün kötü olduğu söylenemez.
Ajan High T (Liam Neeson) ve Ajan H'nin (Chris Hemsworth) Eyfel Kulesi'nin tepesinde, hayatlarının en romantik anlarından birini yaşamaya hazırlanan çifti gönderip uzaylıları bekledikleri anlar, serinin mizah ve aksiyon ruhunu yansıtan bir sahne...

Bizi Molly'nin (Tessa Thompson) çocukluğuna götüren bir sonraki sahne de iyi... Hafif nostaljik bir “E.T.” lezzeti taşıyan bu sahnede küçük Molly, hem siyah giyen adamlar hem de şirin bir uzaylıyla karşılaşıyor... Yıllar sonra yetişkin biri olarak karşımıza çıktığında ise “siyahlı adamlara katılma” fikrinin onun için bir takıntı haline geldiğini görüyoruz.
Önce FBI'ya başvuruyor ama siyahlı adamların FBI ile ilgisi olmadığını anlayınca bir şirketin çağrı merkezinde çalışmaya başlıyor... Uzaylılarla yaşanan kontakları bilgisayarından takip ederek siyah giyen adamların izini bulmayı başarıyor ve amacına ulaşıyor. Molly'nin Ajan M'ye dönüşümünü anlatan tüm bu sahneler, Ajan O (Emma Thompson) ile ilk iş görüşmeleri ve birlikte “siyah giyen adamlar” ifadesini sorgulamaları eğlenceli diyaloglar içeriyor.
Ne var ki, Ajan M'nin Londra'ya gidip Ajan H'ye katılmasıyla birlikte film irtifa kaybetmeye başlıyor... Çünkü filmin geri kalanında macera formatında yazılmış, tek boyutlu, sığ bir öykü seyrediyoruz. Herkesin elde etmek istediği mücevher görünümünde silaha dönüşebilen bir nesne var... Sıradan bir silah değil; onu elde eden çok büyük bir güce sahip oluyor.

İşte bu silahın çevresinde dönen hikâye gerçekten çok zayıf. “Teşkilatın içindeki köstebek kim?” sorusu da filme gereken enerjiyi vermiyor. Zaten belirli bir süre sonra köstebeği tahmin etmek de hiç zor değil.
Biliyorum, geniş kitleye seslenen birçok aksiyon filminin hikâyesinin çok da güçlü olduğu söylenemez. Önemli olan, renkli karakterler ve onlar arasındaki dramatik çatışmalardır. Hikâye sadece bir tel iskelettir; asıl mesele onun çevresinde kurulan dünyadır. “Siyah Giyen Adamlar: Global Tehdit”te hikâyenin çevresinde olup bitenler çok zayıf. Ne yazık ki, Ajan M dışındaki karakterlerin ilgiye değer bir yanları yok. Aralarındaki dramatik çatışmalar ise zayıf ve etkisiz...   
Ajan M ile Ajan H'nin ilk tanıştığı sahne bir yanıyla umut verici aslında... “Yakışıklı, havalı, kendini beğenmiş deneyimli erkek ajan” ile “genç ve çaylak kadın ajan”ın ilişkisinden romantik komedi ağırlıklı iyi bir aksiyon çıkabilirdi... İş hayatındaki cinsiyet çatışmaları, feminist bir alt metin ve cinsel çekim üzerinden ilerleyen romantik komedi, seriye çok farklı bir hava getirebilirdi. Ne yazık ki, o yönde ilerlememişler. Gerçi aralarında bir çekim var ama çok öne çıkarıldığı söylenemez...
“Siyah Giyen Adamlar” serisinin alametifarikası uzaylılardır hiç kuşkusuz... Korkutucu, şirin, bize göre çirkin ya da tuhaf görünen bir sürü uzaylı, filme fantastik bir tat getirir... Kuşkusuz bu filmde de varlar ama sadece “renk” getirmek için orada olduklarını hissediyorsunuz... Rebecca Ferguson'un oynadığı Riza da bunlardan biri. Onun olduğu sahnelerde film biraz irtifa kazanıyor ama o kadar... Ötesi yok.
İlk iki filmi çekici kılan mesele, uzaylıların dünyada mülteci gibi yaşaması üzerinden ortaya çıkan alt metinlerdi... Burada da Eyfel Kulesi, Fransız mühendis ve mimar Alexandre Gustave Eiffel üzerinden dünyaya gelen ilk mültecilerle ilgili bazı ufak tefek dokundurmalar var ama hiçbiri geliştirilmemiş...
Yönetmen F. Gary Gray filmin akışını, aksiyon sahneleriyle ilerleyen bir şov gibi tasarlamış. Aksiyon sahneleri kuşkusuz oyalayıcı, sürükleyici ve yer yer eğlenceli ama sonuçta teknik bir gösteri olmanın ötesine geçemiyorlar. Uçan otomobil başta olmak üzere filmde özgün bir aksiyon fikri de yok zaten... Hikâye, karakter ve temalar açısından derinlik hep sıfır seviyesinde... 
F. Gary Gray'in “Straight Outta Compton”dan (2015) bu yana parlak bir iş çıkardığını düşünmüyorum. “The Fate of The Furious”da (2017) olduğu gibi sadece zanaatkâr yönetmenlik yapıyor... Yani, önüne konulan senaryoyu çekiyor ve filme ruh katmak için çaba göstermiyor.
“Siyah Giyen Adamlar: Global Tehdit” her şeyiyle tam bir formül filmi gibi geldi bana... Sanki acilen bir film çekmek zorundaymışlar da apar topar bir senaryo yazmışlar...

Belki Tessa Thompson ve Chris Hemsworth'e biraz fazla güvendikleri söylenebilir. Evet “Thor: Ragnarok”te gördüğümüz gibi her ikisinin de mizah duyguları iyi. Star kimlikleri de var ama böylesi vasat bir öyküye sınıf atlatmaları mümkün değil...  Birçok kişinin öykünün zayıflığını görmeyip başarısızlıktan tümüyle onları sorumlu tutma ihtimali az değil.  
Daha iyi bir senaryoyla iyi bir ikili olma ihtimalleri olabilir miydi, artık kestirmek çok zor.... Öte yandan, film tatmin edici bir hasılat elde etse dahi herkes Will Smith ve Tommy Lee Jones'un yerlerini dolduramadıklarını söyleyecek. Dolayısıyla, talihsiz bir ikili olduklarını düşünüyorum...
5/10

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!