1994 yapımı ilk “Aslan Kral”, gişede büyük başarılar kazanmış, olumlu eleştiriler almış ve popüler kültüre damgasını vurmuştu.
İlk “Aslan Kral”, videosu ve DVD'siyle kuşakları birleştiren bir animasyon klasiği hâlâ...
2019 yapımı “Aslan Kral” (The Lion King) ise kullandığı sinema teknolojisi itibarıyla Disney'in son yıllardaki en iddialı filmi...
Özellikle filmin ilk fragmanı yayınlandığında birçok kişi, “Aslan Kral”ın “live action” (canlı çekim) versiyonunun geldiğini düşünmüştü. Haksız değillerdi. Fragmandaki sahneler gerçek mekânlarda çekilmiş bir Afrika belgeseli havası veriyordu.
“Aslan Kral” animasyon ve “live action” tekniklerini birleştiren bir film. “Fotorealizm” diye de adlandırılan hiper gerçekçi bir animasyon estetiğinin ürünü...
Aynı tekniği 2016 yapımı “Orman Çocuğu”nda da görmüştük ama burada daha da geliştirildiği kesin. Film, sadece bilgisayar animasyonuyla sınırlı değil: “Live action”, VR (sanal gerçeklik), AR (augmented reality – artırılmış gerçeklik), “motion capture” (hareket yakalama) ve video oyun teknolojilerinin kullanıldığı çekimler de var.
Yönetmen Jon Favreau ve Disney'e göre, “Aslan Kral” farklı çekim tekniklerini bir araya getiren, alışılmış tanımların dışında kalan yenilikçi bir film. Hatta “Aslan Kral”ın, film endüstrisi üzerinde “Avatar”ın 2009'da yaptığı etkiye benzer sonuçları olacağını düşünenler de var.
Filmdeki yenilikçi tekniklerin yaygınlaşıp yaygınlaşmayacağını kestirmek şimdilik zor belki ama “Aslan Kral”ı izlerken kullanılan sinema teknolojisine hayran olmamak gerçekten elde değil.

Öte yandan, bu hayranlık tüm bu tekniklerin hikâye anlatımındaki işlevini sorgulamamıza engel değil. Konuşan havyanları konu alan bir film olması itibarıyla özellikle “fotorealistik animasyon” estetiğinin “Aslan Kral” için ideal olduğunu söylemek zor. Evet, hayvanlar konuşurken ağızları hareket ediyor ama yüzlerindeki ifadelerin tekdüzeliği, hikâye anlatımına hiçbir katkıda bulunmuyor. Filmi monotonlaştırıyor. Karakterlerin duygularını sadece onları seslendiren oyuncuların ses tonu ve vurgularında hissediyoruz, yüzlerinde ya da bedenlerinde değil... Yönetmen Favreau bu boşluğu doldurmak için özellikle müziğe çok fazla yüklenmiş... Scar'ın niyetinin çok kötü olduğunu hep müzikten anlıyoruz mesela.
İlk “Aslan Kral” eski usul animasyonun kendi dönemine göre en iyi uygulamalarından biriydi. Sözgelimi, Simba ve Scar'ın yüz ifadeleri çok önemliydi... Evet, burada her ikisi de gerçek aslanlardan farksız görünüyorlar ama ilk filmin karakterlerindeki duygusal yoğunluğu yansıtamıyorlar.
Hayvanların şarkı söylediği sahnelerde ağız hareketleri tutsa bile dublaj hissi çok güçleniyor.
Özetle, kullanılan anlatım tekniği etkileyici olsa dahi konuşan hayvanların yer aldığı masalsı bir film için doğru yöntem olduğunu pek düşünmüyorum.
İşin hikâye kısmına baktığımızda ise yeni çevrimin yeni ve yaratıcı bir yorum getirdiği söylenemez. Zaten öyle bir hedef  de konmamış. “Aynı masalı yeni bir teknikle anlatalım” diye yola çıkıldığı çok belli.

“Aslan Kral”ın bir “Hamlet” uyarlaması olduğu söylenir hep. Veliaht Simba, kral Mufasa ve öz kardeşini öldürerek tahta oturan amcası Scar arasındaki iktidar ilişkileri itibarıyla, gerçekten de basitleştirilmiş bir “Hamlet”i hatırlatır. Ama asıl olarak bir büyüme ve olgunlaşma öyküsüdür.
Oğlun, babanın kurduğu yıkılan ideal düzeni yeniden tesis etmesi itibarıyla ilk bakışta biraz eski kafalı bir masaldır. Ancak Mufasa'nın “yaşam döngüsü” olarak tanımladığı düzen, canlılar arasındaki eşitlik ve kardeşliğin sürdürülmesine dayanır. Mufasa merhametli, bağışlayıcı bir kraldır. Scar ise salt iktidarda olmak, herkesten üstün olmak, herkese hükmetmek için tahtı ister. Kendisini zeki, Mufasa'yı ise kaba kuvvet açısından güçlü bulur ama açgözlü sırtlanların desteğiyle kurduğu düzen, özünde kaba kuvvete dayanır.
Hamlet'in sorunu harekete geçip geçmemek arasında kararsız kalmaktır. Simba ise babasının ölümünden dolayı hissettiği suçluluk duygusu nedeniyle artık tahtta hakkı olmadığını düşünür, yuvasını terk eder... Ancak kız arkadaşı Nala ve bilge maymunun moral desteğiyle, adaleti yeniden kurmak için amcası Scar'ın karşısına çıkabilir.
Yeni “Aslan Kral”, ilkinin senaryosuna “fazlasıyla sadık” bir yeniden çevrim... Hikâyeyi ve temaları aynen koruyor.
Kuşkusuz bazı değişiklikler var. Göze çarpan en önemli değişiklik, dişil karakterlerin filmdeki ağırlığının artmış olması... Sarabi ve Nala, ilk filme oranla daha çok öne çıkıyorlar. İkibinli yıllar sineması için şaşırtıcı bir değişiklik değil ve filme çok olumlu bir etkisi olduğu da söylenemez.
İlk filmde Scar'ın, bariz bir “Mufasa kompleksi” vardı. Burada ise kurduğu adaletsiz düzen öne çıkarılıyor, Sarabi'ye yaptığı evlilik baskısının altı çiziliyor.
Bunlar dışında aklımda kalan önemli veya yaratıcı bir değişiklik yok.

Jon Favreau'nun yönetmenliğinin de birçok sahnede “aslına hayli sadık” kaldığı kesin. Favreau, özellikle kadrajlarda ilk filmin resimlerinden, görsel düzeninden çok uzaklaşmamaya gayret etmiş.
“Aslan Kral”ı, iki boyutlu bir kopyasından orijinal seslendirmesiyle izledim. Donald Glover (Simba), Beyonce (Nala), Chiwetel Ejiofor (Scar), James Earl Jones (Mufasa), Seth Rogen (Pumbaa) ve Zazu'yu seslendiren John Oliver başta olmak üzere oyuncuların filme büyük bir katkı yaptığı kesin.
Filmde karşımıza çıkan fotorealist animasyon estetiği, gerçekten etkileyici ve sinema sanatının gelecekte gideceği yerleri göstermesi açısından düşündürücü... Ama hikâye anlatımına yaptığı katkı açısından, ortada aynı derecede etkileyici bir film olduğunu sanmıyorum. İlki bir animasyon klasiği olmayı sürdürecek. Bu ise daha çok yenilikçi teknikleriyle akılda kalacak.
6/10

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!