Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Seyircilerin bilet alırken gerçekçilik konusunda beklenti içinde olmadığı türlerden biridir korku gerilim… Buna karşılık, bir korku filminin gerçek olayları anlatma iddiasına her halde hiç kimsenin itirazı olmaz.

Hem gerçekçi hem korkutucu olmak kolay değildir. Gerçi gerçekçi olmadığınızda, bunu kimse umursamaz. Asıl önemli olan, korkutmaktır. Seyirci, hakikat için değil, korkmak için oradadır.

Paranormal olaylarla ilgilenen Ed ve Lorraine Warren’ın tanık oldukları gerçek öykülerden yola çıkan Conjuring serisinin de derdi hiçbir zaman realizm olmadı. Öte yandan, serinin yeni filmi ‘Korku Seansı 3: Katil Şeytan’ın (The Conjuring: The Devil Made Me Do It) gerçek olayları temel aldığı inkâr edilemez. İnternette yapacağınız küçük bir araştırmayla dahi filmde anlatılan olayların bilgisine hemen ulaşmanız mümkün. Gerçek kuşkusuz sadece bir çıkış noktası. Geri kalan her şey, öyküyü yazan James Wan ve senaryoya son şeklini veren David Leslie Johnson-McGoldrick’in hayal gücünden geliyor.

Olaylar 1981 yılında Brookfield, Connecticut’da yaşanıyor. ‘Arne Cheyenne Johnson Davası’ diye bilinen vakada savunma avukatı, birinci derecede cinayetle suçlanan müvekkili Arne’nin, ev sahibi Alan Bono’yu Şeytan’ın etkisi altındayken öldürdüğünü, suçtan sorumlu tutulamayacağını öne sürüyor.

Peki, savcılık makamı, yargıç ve jüri üyeleri buna nasıl tepki veriyor? Açıkçası filmin bunlarla hiçbir ilgisi yok. ‘Korku Seansı 3: Katil Şeytan’ kesinlikle bir mahkeme salonu gerilimi değil. Duruşmanın ilk ve son celseleri dışında mahkeme salonuna nerdeyse hiç uğramıyoruz. Öykü, Ed (Patrick Wilson) ve Lorraine Warren’ın (Vera Farmiga) dava için kanıt toplama süreci üzerine kurulu. Dolayısıyla, doğaüstü olayları anlatan gizemli bir polisiye seyrettiğimiz söylenebilir ama yönetmen Michael Chaves’in bir korku filmi çektiğini aklından hiç çıkarmadığı kesin.

Kaldı ki, ‘Korku Seansı 3: Katil Şeytan’, baş döndürücü bir şeytan çıkarma sahnesiyle açılıyor. Yönetmen Chaves, türün mihenk taşı 1973 yapımı ‘The Exorcist’in bazı imgelerine ve kadrajlarına gönderme yapmayı ihmal etmeden, filmini ‘zirve’den başlatıyor. Yani, filmini korku gerilim şovuyla açıyor. Glatzel ailesinin 11 yaşındaki oğlu David’in (Julian Hilliard) bedenine yerleşen kötü ruh, Ed ve Lorraine Warren’ın da hazır bulunduğu bir seansta şeytan çıkarıcı Katolik rahibin çabalarına karşı koyuyor, herkesle ayrı savaşıyor, güç gösterisi yapıyor. David’in ablası Debbie’nin (Sarah Catherine Hook) cesur sevgilisi Arne (Ruairi O’Connor) ise ‘David’i bırak beni al!’ diyerek ona meydan okuyor. O kargaşada kötü ruhun, teklifi kabul edip David’i özgür bıraktığını ve Arne’nin bedenine yerleştiğini sadece Ed Warren görüyor; ama o da kalp krizi geçirip hastanelik olduğu için derdini kimseye anlatamıyor ve bir süre sonra gerçekleşecek trajik olaya engel olamıyor.

‘Korku Seansı 3: Katil Şeytan’, ‘Conjuring Evreni’nde geçen önceki filmlere oranla farklı bir öyküye sahip. Bu kez perili ev hikâyesi seyretmiyoruz. Buna karşılık, serinin vazgeçilmez fikri, ‘eve, aileye ya da kişiye musallat olan kötü ruh’ motifi burada yine karşımıza çıkıyor. Serinin fikir babası ve ‘The Conjuring’ (Korku Seansı – 2013) ile ‘The Conjuring 2’nin (Korku Seansı 2 – 2016) yönetmeni James Wan’ın şekillendirdiği bir konsept bu… Sonuç olarak, ‘Conjuring’, perili ev öyküleriyle şeytan çıkarma janrının sentezi olarak tasarlanan bir seri. Ne var ki, ‘Korku Seansı 3: Katil Şeytan’, ilk bölümdeki şeytan çıkarma sahnelerinin ardından hiç beklemediğimiz yerlere doğru gidiyor. İşin içine büyüler, lanetler, hatta totemler giriyor. Daha önemlisi Katolik rahiplerin yüzleşmekten çekindiği; Ed ve Lorrain Warren’ın baş etmekte çok zorlandığı ‘gizemli bir güç’ çıkıyor karşımıza. Warren’lar onunla savaşırken kim olduğunu ve gerçek amacını anlamaya çalışıyorlar.

Daha önceki ‘Conjuring’ filmlerine göre dinsel referansların biraz daha geride kaldığını ve muhafazakâr alt metinlere çok fazla yer vermeyen bir film olduğunu belirtelim.

‘Korku Seansı 3: Katil Şeytan’ hem akıcı hikâye örgüsü hem de Michael Chaves’in her sahneye ayrı özen gösteren anlatımı ve Michael Burgess’in görüntü yönetimi itibarıyla baştan sona hiç sıkılmadan izlediğim bir film oldu. Ama dişe dokunur, kayda değer alt metinlerden söz etmem mümkün değil. İnsanların gerçeklik algısını bozan, onlara istediğini yaptırabilen kötü varlığa karşı verilen mücadelede sevginin en önemli güç olarak ortaya çıkması kuşkusuz çok orijinal değil. Arne - Debbie ve Ed – Lorraine arasındaki sevgi bağı, kötü varlığın karşısındaki güçlerden biri olarak gösteriliyor.

Hikâyenin bana asıl zayıf gelen yanı, ‘kötü taraf’ın geçmiş öyküsünün ve motivasyonlarının yeterince iyi işlenememesi… Hikâyenin sürprizlerini ele vermemek için detaylara girmek istemiyorum ama şöyle bir karşılaştırma yapabilirim. Mesela Japon korku klasiği ‘Halka’nın (Ringu - 1998) başarısı, bizi kötülüğün kaynağına götürmesi, kötülüğe neden olan olayları inandırıcı ve etkileyici kılmasıdır. Burada ise kötülük tarafına geçtiğimizde, ne yazık ki öyle çok anlamlı bir öykü yok. İşte bu yüzden, her şey bittiğinde ‘Korku Seansı 3: Katil Şeytan’ın zihnimde kalıcı etkiler bıraktığını söyleyemem. Tipik bir ‘Seyret ve unut!’ filmi benim için. Ama bir korku gerilim olarak üstüne düşeni yaptığını ve seyircilerin beklentilerini karşılayabileceğini düşünüyorum.

‘Conjuring’ serisinin, özellikle de ilk filmin en sevdiğim yanı eski usul gerilim sahneleridir. Yani, gösterişli özel efektler, şok etmeye dayalı abartılı lunapark tarzı korku tüneli numaraları ve kuru gürültüden ziyade daha gerçekçi ve basit tekniklerle korku gerilime yönelmektir. Bunlar size kendi deneyimlerinizi hatırlatır ve daha etkili olur. ‘Korku Seansı 3: Katil Şeytan’ta da var böyle sahneler. Arne’nin fare deliğini keşfettiği ya da Ed’in eski rahip Kastner’ın tekinsiz bodrumuna indiği sahne… Ama açıkçası sayıları çok değil. Özel efekt ağırlıklı korku şovlarının peş peşe geldiği sahneler çok daha ağır basıyor.

İki yaklaşımı birleştiren başarılı bir korku sahnesi olarak ise Warren çiftinin gece yarısı izinsiz girdikleri cenaze evi sahnesi geliyor aklıma. Klişelerin, normların dışına hiç çıkmasa da etkili anlar var o sahnede.

Ed Warren ve Arne’nin kötü gücün etkisi altına girip gerçeklik algılarını tümüyle kaybettiği sahneler iyi… Lorraine’in medyumluk yeteneklerini kullanarak olay mahallinde yaşananları çözdüğü ve kötü güçle karşılaştığı sahneler de filmden sonra akılda kalıyor.

Sonuçta, Michael Chaves, ‘Conjuring Evreni’nde geçen bir önceki filmi ‘The Curse of La Llorona’da (Lanetli Gözyaşları) olduğu gibi her çekimin hakkını veriyor, üstüne düşeni yapıyor.

Film sadece korkutma numaralarıyla değil oyunculuk ve anlatımla da ayakta duruyor. Son yıllarda, ‘Conjuring Evreni’ne demir atmışa benzeyen Vera Farmiga ve Patrick Wilson oyunculuklarıyla filme kalite getiriyorlar.

Her şey bir yana, bir korku gerilim filmini seyretmek ve estetik anlamda hakkını vermek için en doğru yerin sinema salonu olduğunu düşünüyorum. Özellikle bilgisayar ekranlarının karanlık sahnelerdeki detayların hakkını vermesi mümkün değil. En gelişmiş televizyon ve monitörlerin dahi sinema salonu duygusunu vermesi zor.

Birçok ülkede geçtiğimiz ay gösterime giren ‘Korku Seansı 3: Katil Şeytan’ın dünya genelinde şu ana kadar 174 milyon doları aşkın bir hasılat yaptığını belirtelim.

Korku gerilim sevenlere gönül rahatlığıyla öneririm.

6/10

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00