Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Zaman yolculuğunu konu alan 1985 yapımı ‘Geleceğe Dönüş’ün (Back to the Future) belki de en çarpıcı fikri, yıllar öncesine gidip anne ve babasıyla ‘akran arkadaşlığı’ kuran bir karakterin hikâyesini anlatmasıdır.

‘Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi’yle tanıdığımız Fransız sinemacı Celine Sciamma’nın yazıp yönettiği ‘Küçük Anne’ (Petite Maman) de benzer bir karşılaşma üzerine kurulu; ama alışageldiğimiz türde bir zaman yolculuğu filmi değil. Başka zaman boyutlarına ya da paralel evrenlere açılan kapıların olduğu fantastik öykülere daha yakın duruyor. Ne var ki, onlara da pek benzemiyor. Sonuçta fantastikle, bilimkurguyla işi olmayan bir film seyrediyoruz. Çünkü Celine Sciamma, karşılaşmanın hangi koşullarda, nasıl ve neden gerçekleştiği sorusunu pas geçiyor. Bunun yerine, her ikisi de 8 yaşında olan anne ile kızın arkadaşlıklarına, kurdukları iletişime ve aralarındaki etkileşime odaklanıyor. Karşılaşmanın ‘doğaüstü yanı’nı öne çıkarmak istemediği en başından belli.

‘Küçük Anne’, doğaüstünden ziyade hayal gücü ve hayal kurmanın güzelliğiyle ilgili bir film. Özellikle ormandaki karşılaşma anından sonra olup bitenlere Nelly’nin (Joséphine Sanz) hayallerinde şekillenen bir hikâye olarak bakmak mümkün. Kaldı ki, bütün çocukların şaşırtıcı bir hayal gücü yok mudur?

Kuşkusuz karşılaşmanın öncesinde seyrettiklerimiz de önemli. Çok sevdiği büyükannesini kaybeden 8 yaşındaki Nelly, ölüm gerçeğiyle baş etmeye çalışırken annesinin (Nina Meurisse) çocukluğunun geçtiği eve gelir. Orman içindeki ev, annesinin hatıralarıyla doludur. Belli ki Nelly de annesinin anlattığı bu hatıralarla büyümüştür. Sözgelimi, eve geldiklerinde annesine çocukken ormanda oynarken yaptığı kulübeyi sorar.

Annesinin onu babasıyla (Stéphane Varupenne) bırakıp gitmesinin ardından civarda tek başına dolaştığı anlarda oyun arkadaşı aradığını hissederiz. Sciamma’nın ormandaki kamera açıları ve kadrajları, Nelly’nin yalnızlığının altını çizer. Amacının sadece bir akranıyla vakit geçirmek ve eğlenmek olmadığı kesindir. Asıl isteği ve gerçek ihtiyacı, annesi ve anneannesiyle daha derin bir bağ kurmak, ölümle başa çıkmaktır.

O yaştaki bir çocuk için hayal kurmanın, oyun oynamanın ve oyun arkadaşı bulmanın neler ifade ettiğini düşündüğümüzde, Nelly’nin 8 yaşındaki annesi Marion (Gabrielle Sanz) ile yaşadığı ‘fantastik’ karşılaşma yerli yerine oturur. Ona göre hayal ve oyun kurmak arasında büyük farklar yoktur. İşte bu yüzden, annesini akran bir oyun arkadaşı olarak tahayyül etmesi pek şaşırtıcı değildir.

Öte yandan, hayal gücü kadar hatıraların da şekillendirdiği bir karşılaşma ve oyun sürecidir bu… Belli ki Nelly, annesi ve büyükannesiyle ilgili hatırladığı birçok ayrıntıyı dahil eder oyuna. Örneğin, annesinin ormanda yaptığı kulübe, ikisini birleştiren bir geçit gibidir. Anne ve çocuk oldukları gerçeğini anlamaları, oyun arkadaşı olmalarını, aralarındaki eşitliği değiştirmez.

Kaldı ki, ormandaki karşılaşmadan önce annesiyle olan ilişkisine baktığımızda, aralarındaki oyun arkadaşlığı daha çok anlam kazanır. Özellikle Nelly’nin otomobilde oturduğu arka koltuktan annesini eliyle beslemesi ve annesinin direksiyonda olmasına rağmen bu oyuna hemen gönüllüce katılması, aralarındaki bağ hakkında önemli bir fikir verir. Büyükannenin evindeki ilk anlarda Nelly annesinin kendi çocukluk anılarına gömülüp gittiğini anlar. Annesini kendi yaşlarında bir çocuk, büyükannesini ise her ikisine de şefkat gösteren, onları kardeş gibi gören daha genç bir anne (Margot Abascal) olarak düşünmesinin önü açılır.

Sciamma, anne – kız arasındaki bağın gücünü vurgulamak için olsa gerek, en başından beri olayların içinde olan babayı öyküye biraz daha geç dahil eder. Hatta babanın filme girişi silik bir yan karakter gibidir. Baba, ancak annenin evden gitmesiyle öne çıkar. Baba, Nelly’nin hayal dünyasına dahil oldukça ve oyunun parçası haline geldikçe filme ağırlığını koyar. Sciamma, önceleri uzaktan genel planlarda gösterdiği babaya sonlara doğru kamerasını daha çok yaklaştırır. Nelly de hayalindeki küçük annesiyle bağ kurdukça babasıyla yakınlaşır.

Bütün filme, büyükannenin kaybıyla başlayan matemin, yaşam enerjisine dönüşmesi olarak bakmamız mümkün. Açılış sahnesinde Nelly’yi uzun bir kamera hareketi içinde, hastane ya da bakımevindeki diğer yaşlılarla vedalaşırken görürüz. Ait olmadığı bir dünyanın parçası olmayı başardığını, çevresindeki herkesle bağ kurduğunu, oraya biraz neşe getirdiğini hissederiz. Ama ölüm onun için her koşulda kafa karıştırıcı ve zordur. Çok sevdiği büyükannesini kaybetmek kadar annesinin çektiği derin acı da belli ki onu etkiler. Annesinin, gitmesiyle Nelly, çözümü hayal dünyasına kaçmakta bulur. Tam da burada, ormanın her şeyin üstünde aşkın bir gerçekliği temsil ettiğini, Nelly’nin biraz da ormana sığındığını düşünmemiz mümkün. Ayrıca özellikle çocuk edebiyatında ormanın sürprizlerle dolu sihirli bir yer olduğunu unutmamak gerek.

Nelly ve 8 yaşındaki ‘küçük annesi’nin gerçek hayattaki yetişkin anneden söz ettiği sahnelerin, filmin en karakteristik yanını ortaya koyduğu söylenebilir. Çünkü Nelly, yetişkin zihninin kodlarını çözmeye çalışarak değil, onu da kendi gibi çocuklaştırarak bağ kurar annesiyle.

Sciamma’nın, ‘Küçük Anne’yi entelektüel bir sanat filminden ziyade mütevazi bir çocuk filmi gibi tasarladığı belli. Sciamma yazarken ve çekerken aklında Japon anime ustası Hayao Miyazaki’nin filmleri olduğunu söylüyor. Orman imgesinin ‘Komşum Totoro’yla paralellik taışıdığı kesin ama ben kendi adıma ‘Küçük Anne’de Miyazaki’nin sıcaklığı ve canlılığını bulduğumu söyleyemem. ‘Küçük Anne’, biraz donuk, soğuk ve hüzünlü bir film. Bunda filmin çekildiği ormana özgü renk ve ışık dokusunun önemli payı var. Ormana kuzeyin soğukluğu hâkim.

Sciamma’nın genel anlamda minimalist yaklaşımla bir tür anti – Disney estetiği yakaladığı söylenebilir. Öte yandan, daha neşeli, canlı hale getirmek istediği sahneler de var filmde. Sözgelimi, iki kızın göldeki yolculuğu… Filmde uzun süre müzik kullanmayan Sciamma, bu sahnede doğru bir kararla televizyondaki çocuk dizilerini akla getiren bir müzikle çıkıyor seyircinin karşısına. İkisinin mutfaktaki oyun sahneleri de çok hoş.

Sciamma’nın, hikâyeyi yan karakterler ve öykülerle zenginleştirmektense, asıl mevzuya odaklanarak fazla uzatmadan bitirmesini sevdim. Nelly ve annesi rolünde ikiz oyuncular kullanması da hoş bir fikir. Kızların geldiği iki zaman kesiti ve iki evi, renk paleti ya da görüntü dokusu olarak birbirinden ayırmaması da ikiz oyuncu kullanmaktan çok farklı değil aslında.

‘Küçük Anne’, huzur verici sakin bir film. Güzelliği mütevazı ve sade olmasından geliyor.

7/10

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!