Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Marvel Comics takipçileri, Kung Fu ustası Shang-Chi ile ilk kez 1973 yılında tanıştılar. Uzakdoğu kökenli geleneksel dövüş sanatlarının, Bruce Lee ile birlikte ABD’de yükselişe geçtiği bir dönemdi. Shang-Chi’nin solo serüvenlerinden oluşan albümler, 1983’e kadar yayımlandı. Sonraki yıllarda ise Marvel Evreni’nin içinde çeşitli maceralarda varlığını sürdürdü.

1980’lerde, başrolünde Bruce Lee’nin oğlu Brandon Lee’nin oynayacağı bir sinema filmi ya da televizyon dizisi için, Marvel’ın kreatif lideri Stan Lee’nin aklında bazı fikirler vardı ama hiçbiri hayata geçmedi. Marvel, 2001’de projeyi yeniden takvimine alsa da yıllar boyunca kayda değer bir gelişme yaşanmadı. 2018’de Dave Callaham’a ısmarlanan senaryo sonrasında proje hızla geliştirildi ve pandemiye rağmen 2020 yılının şubat ayında çekimler başladı.

Tüm başroller ve önemli yan rollerde Asyalı oyuncuların yer aldığı ilk Marvel filmi olan ‘Shang-Chi ve On Halka Efsanesi’ (Shang-Chi and the Legend of the Ten Rings), Marvel Sinematik Evreni’nin (MSE) yirmi beşinci filmi. Olaylar ‘Avengers: Endgame’den sonraki dönemde geçiyor.

Filmin yönetmeni Destin Daniel Cretton’un Dave Callaham ile birlikte yazdığı öyküden yola çıkarak, Callaham ve Andrew Lanham’ın son halini verdiği senaryonun ilk hedefi belli ki Marvel tarzıyla Uzakdoğu dövüş sanatları filmlerini bir araya getirmek. Sözgelimi, ‘Ant-Man’ nasıl öncelikle bir soygun filmi ise ‘Shang-Chi ve On Halka Efsanesi’ de tür olarak her şeyden önce Uzakdoğu usulü bir dövüş filmi.

Hikâyesine baktığımızda, yıllardır gerçek kimliğinden, ailesinden ve ülkesinden kaçarken köklerine doğru yolculuk yapmak zorunda kalan bir ana karakter görüyoruz. Shang-Chi (Simu Liu), ‘Shaun’ adını kullanan otopark görevlisi bir vale olarak çıkıyor karşımıza. İşinin en eğlenceli ve hoş yanının, mesai arkadaşı Katy (Awkwafina) ile birlikte vakit geçirmek olduğunu anlamamız zaman almıyor. Katy’nin de hayatına yön çizmek konusunda isteksiz olduğu çok açık. Belli ki valelik, her ikisi için de olgunlaşmak, büyümek ve sorumluluk almaktan kaçtıkları bir iş. Tüm film boyunca sürecek maceranın, tam da Katy’nin belediye otobüsünde Shaun’a annesinin kendisiyle ilgili beklentilerinden söz ettiği anda başlaması, kuşkusuz tesadüf değil. Çünkü her ikisinin ailevi sorunları var. Özellikle de Shang-Chi’nin…

Bütün filmin Shang-Chi’nin babası Xu Wenwu (Tony Chiu-Wai Leung) ile hesaplaşma ve yüzleşmesi üzerine kurulu olduğu dahi söylenebilir. Oğlun babanın otoritesi ve baskın ezici kişiliğiyle karşı karşıya geldiği öykülerin tarihi kadim masallara kadar gider. ‘Shang-Chi ve On Halka Efsanesi’ de onlardan biri. Hikâyenin özgün ve modern olan yanı ise Shang-Chi’nin babasına karşı ‘anne düzeni’ni savunan bir oğul olması. Bu arada, babanın hayat rotasının da eşi Ying Li’nin (Fala Chen) varlığı ve yokluğuyla derinden ilgili olduğunu hissediyoruz. ‘Eş ve anne Ying Li’nin gidişiyle baba ile oğulun tüm dengelerinin bozulduğu, ikisinin de uç noktalara savrulduğu ve birbirlerinden koptukları çok açık. Babanın âşık olduğu Ying Li’ye yönelik arayışı giderek akıl dışı ve marazi bir hal alırken, Shang-Chi’nin baba düzenine karşı çıkarak annesinin kendisine bıraktığı manevi mirasa sahip çıktığını görüyoruz. Hatta, Shang-Chi ve kız kardeşi Xialing’in (Meng’er Zhang) ataerkil düzene meydan okuyup anne düzenini kurmak istediklerini dahi söyleyebiliriz. Özellikle teyze Ying Nan’ın (Michelle Yeoh) dahil olmasıyla Shang-Chi’nin ataerkil ve anaerkil sistem arasında seçim yapmak zorunda kaldığını görüyoruz. Bir yanda, On Halka teşkilatının katı hiyerarşisi, ataerkil düzeni ve karanlığı… Diğer yanda ise Ta Lo köyündeki, erkek - kadın, insan - hayvan herkesin eşit olduğu, ormanın bile büyük bir canlı organizmanın parçası gibi hareket ettiği aydınlık düzen var.

‘Shang-Chi ve On Halka Efsanesi’, aynı zamanda bir ‘orijin öyküsü’. Diğer bir deyişle, Shang-Chi’nin süper kahraman olma ve Marvel Sinematik Evreni’ne dahil olma hikâyesinin anlatıldığı bir film… Bir otopark görevlisi olarak, başta Katy olmak üzere herkesten gizlediği dövüş becerilerini kullanmak zorunda kaldığı ve Razor Fist’e (Florian Munteanu) karşı dövüştüğü anlarda, güçlerini artık saklayamayan kostümsüz bir süper kahraman adayını akla getiriyor. San Francisco’yu bırakıp maceraya atılmasında çalınan kolyeyi bulmak istemesi kadar yıllar önce geride bıraktığı kız kardeşini koruma arzusu da var. Ama her daim öfkeli kız kardeşi Xialing’i tanıdığımızda, kimin kimi koruyacağı belirsizleşiyor. Hatta kız kardeşin Shang-Chi’nin aksine çoktan kendi hikâyesini yazmaya başladığını, her anlamda kendi kimliğini bulduğunu görüyoruz.

Shang-Chi ve On Halka Efsanesi’, üzerine düşündükçe iddiasız ama gayet düzgün alt metinlere sahip olduğunu tespit ettiğiniz filmlerden. Asıl etkileyici yanı ise baştan sona hiç sıkılmadan seyrettiğiniz bir aksiyon filmi olması.

Sahibine süper güçler veren On Halka’yı taşıyan Ku Wenwu’nun, geçmiş hikâyesini izlediğimiz açılış sahnesi, Hong Kong yapımı wuxia’ların fantastik havasını taşıyan gizemli bir dünyaya götürüyor bizi. San Francisco’da valelik yapan ‘Shaun’ ve Katy’yi tanıdığımız sahnelerle birlikte filmin tüm havası değişiyor ve kendimizi bir aksiyon komedisinin içinde buluyoruz. 1990’ların popüler aksiyon filmi ‘Hız Tuzağı’(Speed) akla getiren, körüklü belediye otobüsündeki kavga sahnesi, filmin belki de en heyecan verici ve güzel çekimlerini içeriyor. Mizah bu sahnenin en az gerilim kadar önemli unsurlarından biri. Ama filmin ilerleyen bölümlerinde mizah unsurunun tümüyle devreden çıktığı birçok sahne olduğunu söylemem gerek.

Asıl önemlisi, Marvel filmlerinin çoğunda olduğu gibi, burada da aksiyon sahnelerinin, sadece heyecan verici, gösteri ağırlıklı çekimler olarak tasarlanmadığını görüyoruz. Çoğunun hikâyenin gelişimi, karakterler arasındaki çatışmalar açısından ayrı bir önemi var. Mesela, Wenwu ile Ying Li’nin dövüşü, romantik bir aşk sahnesi aslında. İki kardeş ve baba – oğul arasındaki yüzleşme ve hesaplaşma sahneleri de yine dövüş üzerinden gelişiyor. Sözgelimi, Macau’daki yasa dışı dövüş kulübünün bulunduğu gökdelenden düşme sahnesi, iki kardeş arasındaki hesaplaşmanın dayanışmaya dönüştüğü bir ana işaret ediyor.

Marvel son yıllarda hep olduğu gibi yönetmen seçerken aksiyon tecrübesinden ziyade hikâye anlatma becerisi ve karakter derinliği yakalayan isimlerle anlaşmaya önem veriyor. Destin Daniel Cretton, aksiyonla pek ilgisi olmayan mütevazı bütçeli dram filmleriyle tanınan Asya kökenli Amerikalı bir yönetmen. Kendisinden bekleneni veriyor ve özellikle oyuncular üzerinden aksiyona dramatik derinliği getirmesini başarıyor. Hollywood’da alışageldiğimiz tarzda Asyalı klişeleriyle ilgisi olmayan karakterleri canlandıran oyuncuların tümü başarılı. Tony Chiu-Wai Leung ve Michelle Yeoh gibi 2000’lerin başındaki ‘Aşk Zamanı’ ve ‘Kaplan ve Ejderha’ gibi filmlerle kalbimizde ayrı yerleri olan tecrübeli isimler bir yana, üç genç oyuncu da gayet iyiler.

Geleneksel dövüş sanatları sahneleri, genelde sert geçiyor. İlk bakışta öyle çok biçimci dövüş sahneleri değil bunlar. Yani, şiddet balesi tarzı bir koreografiden ziyade hızlı ve ritmik dövüşler izliyoruz. Buna karşılık rahatsız edici bir şiddetten ve kanlı sahnelerden söz edemeyiz.

Tür analizi yaparken süper kahraman ve Uzakdoğu usulü dövüş filmleri kadar fantastik boyutu da gözden kaçırmamak gerekiyor. Açılış sahnesindeki o tadımlık fantastik lezzet, son bölümde tüm filme egemen oluyor ve masalları andıran büyük bir meydan savaşına tanık oluyoruz. Malum, ‘Avengers. Endgame’de de gördüğümüz gibi Marvel bu tür meydan savaşlarını seviyor. Ama sadece fiziksel bir savaş izlemiyoruz. Savaş sırasında karakterlerin hikâyeleri de gelişiyor, önemli aşamalara geliyor. Böylelikle, fantezi ve aksiyon kadar dram ağırlıklı sahneler de seyrediyoruz.

Filmi planlarken Marvel yöneticilerinin aklında model olarak ‘Black Panther’in olduğunu tahmin etmek zor değil. ‘Black Panther’ nasıl her şeyiyle Afrikalı Amerikalıların filmi olarak planlandıysa Shang-Chi ve On Halka Efsanesi’ de yönetmeni, senaryo yazarı ve başrol oyuncularıyla bir Asya filmi olarak tasarlandı. Yer gelmişken, Shang-Chi’nin 1970’lerden kalma maceralarındaki ırkçı klişelerin temizlendiğini belirtelim. Sözgelimi, orijinal resimli romanlarda Shang-Chi’nin babası olan Fu Manchu karakteri, ırkçı önyargıları yansıttığı için devre dışı bırakıldı.

‘Black Panther’, Afrika’nın gizli zenginliklerine vurgu yapıyor ve ileri seviyedeki Wakanda uygarlığını dünya düzenini koruyan bir kalkan olarak karşımıza getiriyordu. ABD’deki ırkçılığa, Afrika’nın Batı tarafından sömürülmesine ve geri bıraktırılmasına karşı duygusal bir tepkiydi. Bu film ise hem ABD’ye hem Çin’e yabancı kalan iki ana karakteri itibarıyla bir köklere dönüş öyküsü. Katy ve Shang-Chi’nin filmin başındaki amaçsızlığında biraz da bu köksüzlük var. Macera boyunca ikisinin de Doğu kültürüne yaklaştıkça hayatlarının anlam kazandığını görüyoruz. ABD’ye gelmek yerine yerinde yurdunda kalan, bir şekilde köklerinden hiç kopmadan Macau’da dövüş kulübü işleten kız kardeş Xialing’in konumunu unutmamak gerekiyor. Çünkü üçlünün köşeye sıkıştıkları anlarda Xialing genelde hep bir adım önde oluyor.

Marvel Sinematik Evreni’ni yakından tanıyanlar için eğlenceli sürprizler, tanıdık karakterler de içeren ‘Shang-Chi ve On Halka Efsanesi’ süper kahraman filmi geleneğiyle Uzakdoğu tarzı dövüş filmlerini fantastik zeminde birleştirmesini bilen seyre değer bir aksiyon. Aksiyon meraklıları, Marvel Sinematik Evreni’ni düzenli olarak takip edenler ve Uzakdoğu dövüş filmlerini sevenler kaçırmasın.

7/10

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00