Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin


Tunç Şahin’in yazıp yönettiği ‘İnsanlar İkiye Ayrılır’, geçtiğimiz yıl Antalya Film Festivali’nde Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nın öne çıkan filmlerinden biriydi. Festivalden, En İyi Senaryo ve En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Nezaket Erden) ödülleriyle döndü. Covid-19 pandemisi nedeniyle gösterimi ne yazık ki gecikti; ama doğru bir kararla dijital platformlar ve çevrim içi servislerden önce dün sinema salonlarında gösterime girdi.

‘İnsanlar İkiye Ayrılır’, bir bankanın yaptığı özel soruşturmanın gergin görüşme anlarıyla açılıyor ve geriye dönüşlerle ilerliyor. Her şey kredi kartı ödemelerinde zora düşen Ceren’in (Pınar Deniz), borcu tahsil etmekle görevli şirkette çalışan Duygu (Burcu Biricik) ve Bahadır’la (Aras Aydın) aynı masada karşı karşıya gelmesiyle başlıyor.

Aslında Ceren’in o noktada neye ihtiyaç duyduğu belli. Birilerinin içinde bulunduğu maddi koşulları dinleyip anlaması ve yasal takibat başlatmadan önce kendisine makul bir ödeme planı sunması gerekiyor. Sonuçta, maddi açıdan zor duruma düşebilecek herkes gibi onun da anlayışa, yardıma ve desteği gereksinimi var. Bu tür kişilerin borçlarını bankanın yönlendireceği veya devletin atayacağı uzmanların rehberliğinde yapılandırıp ödemeleri, belki de en doğru yöntem. Ama sistem ne yazık ki farklı şekilde işliyor.

Bankalar tahsil edemediği kredi kartı borçlarını aracı kuruluşlara devredip, daha doğrusu satıp, aradan tümüyle çekiliyorlar. Borçluyla baş başa kalan ve acımasız davranmaktan hiç gocunmayan aracı kuruluşun ilk hedefi, borcu faiziyle birlikte ulaştığı ve hatta daha da yükseleceği en üst seviyeden tahsil etmek oluyor. Çünkü ancak o zaman yüksek kâr elde edebiliyor.

İşte bu yüzden, filmdeki gibi çok para kazanmayı her şeyin üstüne koyan ve meslek etiği kurallarını takmayan herhangi bir tahsilat şirketi, var olan sistem sayesinde Ceren gibi zor durumdaki insanlarla kedinin fareyle oynadığı gibi oynama hakkını kendinde bulabiliyor.

Duygu ve Bahadır, Ceren’in karşısına çıktıklarında sadece standart bir mevzuatı uygulamıyorlar. Daha önceden eğitimini aldıkları ve önceden kurguladıkları bir mizanseni canlandırıyorlar. Film ilerledikçe ikisinin çalıştığı şirketin verdiği eğitimlere, motivasyon toplantılarına ve patronun (Erdem Akakçe) yaklaşımına tanık oldukça borçlu karşısında kurulan tezgâhın boyutlarını daha iyi anlıyoruz.

Asıl önemlisi, hepimizin hayatın içinde çoğu kez karşımıza çıkan ‘sistem’in ruhunu görüyoruz orada. Duygu ve Bahadır, kendileri olarak değil çalıştıkları şirketin kurumsal kimliği üzerinden bağ kuruyorlar Ceren’le... Belki başka bir yerde tanışsalar onunla arkadaş olacaklar. Ama orada ona sadece işlerinin bir parçası olarak bakmak zorundalar. Dolayısıyla, şirketin etik dışı tüm uygulamalarının bir temsilcisi oluyorlar. Vicdanlı bir insan için kuşkusuz kolay şey değil bu… Ama öykü ilerledikçe onların da kendi geçmiş hikâyeleri içinde Ceren gibi çıkışsız dönemlerden geçtiklerini, vicdanları ile hayatlarını sürdürmek arasında kaldıklarını görüyoruz.

O toplantı odasının içinde Ceren’e insan olarak baksalar, her şeyin çok farklı olacağını onlar da biliyorlar. Ama orada ‘yalnız’ değiller. Şirket önceden konulan kuralların bire bir uygulanmasını sağlamak için onları gözlüyor. En insani çözümü değil, en kârlı çözümü istiyor.

Tunç Şahin, filmin öyküsünü işte bu çelişki üzerinden kuruyor. Bir yanda şirketin uyguladığı sistemin size dayattığı kurumsal kimliğiniz, diğer yanda vicdanınız… Film boyunca sadece Duygu ve Bahadır değil başka karakterlerde de gözlemlediğimiz bir çelişki bu…

Ne var ki, ‘insanî olan’ın devreye girmesi yavaş yavaş her şeyi değiştiriyor. O zaman sistemin içinde bir gedik açıldığını ve insanî yaklaşımın oradan sızdıkça acımasız sistemi aşındırmaya başladığını görüyorsunuz. ‘İnsanlar İkiye Ayrılır’ sistemde açılan bu gedikler üzerinden etkileşime geçen karakterlerin öyküsünü anlatıyor.

Tunç Şahin, merak öğesini ayakta tutan, seyircinin dikkatini elinden kaçırmayan, sürprizlerle ilerleyen ve gerilim öğesini ihmal etmeyen bir hikâye kurgusuyla geliyor karşımıza. ‘İnsanlar İkiye Ayrılır’, Amerikan filmi temposunda tıkır tıkır ilerliyor. Ama bu sürükleyicilikte sadece akıcı montajın, plan bağlantılarının payı yok. Yalnızca merkezdeki üç karakterin değil, onların çevresindeki yan karakterlerin de çok iyi yazıldığını görüyoruz. Daha önemlisi, aralarındaki ilişkiler; çelişkileri, belirsizlikleri ve duygusal etkileşimleriyle sizi beyazperdeye adeta kilitliyor.

Bir insana güvenmek veya güvenmemek de hikâyenin çevresinde döndüğü sorulardan biri. Herkesin kendi maddi hedeflerine odaklandığı bir dünyada yanıtı zor bir soru olduğu kesin.

Alt metinlerde, özellikle finale doğru varlığını daha çok hissettiren dayanışma duygusu da önemli. Şahin, kâr etmeyi insani değerlerin üstüne koyan her tür sisteme karşı tek gücümüzün bu dayanışma olduğunu hissettiriyor. ‘İnsanlar İkiye Ayrılır’ bu yanıyla seyirciye iyi gelebilecek bir film…

Dizi takipçilerinin ‘7YÜZ’den de hatırlayabileceği yönetmen Tunç Şahin’in, Uygar Şirin’in romanından uyarlanan ilk uzun konulu filmi 2014 yapımı ‘Karışık Kaset’i sevmiştim. Senaryosunu kişisel gözlemlerinden yola çıkarak yazdığı ‘İnsanlar İkiye Ayrılır’ı da sevdim. Ama ilk filmine oranla daha çok beğendiğimi söyleyebilirim.

Neden derseniz, ‘İnsanlar İkiye Ayrılır’, sinemamızda benim daha önce örneğine pek rastlamadığım filmlerden. Toplumda yükselen maddi değerleri eleştiren, bireyciliğe karşı dayanışmayı öne çıkaran popüler filmlere kuşkusuz 1960’lardan beri aşinayız. 1980’lerden bu yana neo-liberalizm eleştirisi yapan birçok film de seyrettik. ‘İnsanlar İkiye Ayrılır’ın onlardan tek farkı, daha önce anlatılmamış bir hikâye üzerinden ilerlemesi değil. Asıl özgün yanı, senaryosunu borç tahsilat şirketinin kazanç stratejisi üzerine kurması ve ayrıntılarına inerek anlattığı bu stratejinin insan ruhunda yaptığı tahribatı çok yönlü olarak gözlemleyebilmesi… Özellikle Yeşilçam geleneğinde kapitalizm eleştirisi, daha kolaycı ve bildik şablonlar üzerinden yapılır. Mesela fabrikalar, reklam ajansları hep birbirine benzer. ‘İnsanlar İkiye Ayrılır’da olduğu gibi bir şirketin yaptığı işin detaylarına girilerek anlatıldığına nadiren denk geliriz. Oysa kapitalizm eleştirisi ancak bir şirketin ya da bir işin ayrıntılarına, sorunlarına inildikçe derinleşir, anlam kazanır ve klişe olmaktan kurtulur. Sözgelimi, ‘Glengarry Glen Ross’ (1992), ‘Oyunun Sonu’ (Margin Call – 2011) ‘Aklı Havada’ (Up in the Air - 2009) tam da böyle filmlerdir. Bu filmlerde bir şirkette işin tam olarak nasıl yürüdüğünü anladıkça sistemin işleyişini ve insan ruhuna verdiği zararı daha iyi görürüz. ‘İnsanlar İkiye Ayrılır’ da aynı minval üzere gelişen bir film.

Sadece yazarlığı ve yönetmenliği değil oyuncuları da beğendim. Başrollerdeki Burcu Biricik, Pınar Deniz ve Aras Aydın dışında, Erdem Akakçe ile Nezaket Erden de filme çok şey katıyorlar. Bankacı rolünde kurumsal kimlik ve gerçek kimlik arasındaki farkı çok iyi hissettiren Başak Daşman’ın da adını anmak isterim.

‘İnsanlar İkiye Ayrılır’ı tüm sinemaseverlere gönül rahatlığıyla önerebilirim. Şimdiden 2021’in en iyi yerli filmlerinden biri arasında yer alacağı kesin.

7/10

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00