Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Doctor Strange, Marvel Sinematik Evreni’nin son dönemde en çok öne çıkan karakterlerinden biri. Sahip olduğu süper güçlerle Avengers ve Spider-Man serisinin hikâyelerinde anahtar rol oynamasının yanı sıra konu ‘paralel evrenler’ olduğunda ilk akla gelen Marvel kahramanlarından biri artık. İlkinden 6 yıl sonra gelen ikinci solo filmi ‘Doktor Strange: Çoklu Evren Çılgınlığında’ (Doctor Strange in the Multiverse of Madness) paralel evrenler arasında geçen bir öykü anlatıyor.

        Hikâye, Doctor Strange’in (Benedict Cımberbatch), özel güçlere sahip America Chavez (Xochitl Gomez) adlı bir genç kızı koruması üzerine kurulu. America, paralel evrenler arasında geçitler açabiliyor ama istem dışı olarak yapıyor bunu… Nasıl kontrol edeceğini bilemediği süper gücü nedeniyle, ‘gizemli ve karanlık bir varlığın’ hedefi haline gelmiş durumda. Açılış sahnesindeki kovalamaca ve çatışma sahnesinden anladığımız kadarıyla Doctor Strange, America’nın ele geçirilmesinin tüm evrenler için korkunç sonuçları olabileceğini öngörüyor. Ama her şey genç America’nın kötü güçlere karşı korunmasından ibaret değil.

        Avengers serisinden tanıdığımız Wanda Maximoff’un (Elizabeth Olsen), filme dahil olmasıyla asıl hikâye şekilleniyor. Wanda’yı çiçek açmış ağaçların altında dolaşırken gördüğümüz sahnede, film boyunca sürekli karşımıza çıkacak yanılsama ve gerçeklik ikilemine tanık oluyoruz. Wanda, geçmişte çektiği acılar, yaşadığı trajediler ve sahip olduğu muazzam güçlerle açıkçası filmin en ilgiye değer karakteri. Belki ana karakter değil ama yaşadığı ikilem ve çelişkilerle filmin ruhunu belirliyor. Wanda, Marvel evreninde sıkça karşımıza çıkan, psikolojik anlamda ciddi sorunları olan bunalımlı süper kahramanlardan biri. Tam da burada, Wanda’nın karakter değişimi üzerinden filmin ‘WandaVision’ adlı televizyon dizisine bağlandığını belirtelim. Dolayısıyla, söz konusu diziyi seyredenler, filmden daha çok keyif alabilirler. Sonuçta, Wanda’nın yarattığı hayal dünyasına mahkûm olmasını ve kişisel mutluluk düşünü gerçek kılma arzusunu açık şekilde görüyoruz. Onun bu inanılmaz güçlü arzusuyla karşılaştırdığımızda, Doctor Strange dahil, Wong (Benedict Wong) ve Karl Mordo (Chiwetel Ejiofor) gibi diğer büyücülerin ‘günü kurtarma’ peşinde koştuğu dahi söylenebilir.

        Doctor Strange/Stephen’in ilk bölümde düğün törenine katıldığı eski sevgilisi Christine (Rachel McAdams) ile olan romantik ilişkisi de hikâyenin önemli yapı taşlarından biri. Filmin geçtiği paralel evrenlerin sayısı arttıkça Stephen – Christine ilişkisi de farklı boyutlara uzanıyor. Ne var ki, Doctor Strange’in filme özel asıl meselesi, süper kahramanlık mesaisi nedeniyle geçmişte kaçırdığı romantik fırsatları sorgulaması değil sadece. Asıl önemli nokta, başka evrenlerdeki diğer Doctor Strange kişilikleriyle yüzleşmesi... Fiziksel karşılaşmalardan ziyade diğer Doctor Strange’lerin paralel evrenlerde bıraktığı izlere tanık olmasından söz ediyorum. Çünkü gittiği her yerde farklı Doctor Strange hikâyeleri dinliyor. America Chavez’in, kafede karşılıklı ilk sohbet ettikleri sahnede ona güvenmemesi ve ‘Karşılaştıklarım arasında en iyi Doctor Strange sen değilsin!’ demesi, daha ilk anlardan zihnini bulandırıyor ve onu ister istemez kendisiyle rekabet eden bir süper kahraman haline getiriyor.

        Christine’i her görüşünde, hayal kırıklığını içinde hissettiğini; sürekli ‘Çocuk’ diye hitap ettiği America Chavez ile bir çeşit baba – kız ilişkisi kurduğunu fark ediyoruz. Dolayısıyla, en azından baba olarak başarısızlık yaşamaya tahammülü kalmadığını seziyoruz.

        Stephen ve Wanda’nın orta yaş bunalımı yaşayan iki süper kahraman olduğu kesin. Marvel Sinematik Evreni’nin önceki filmlerinde verdikleri mücadelenin sonunda yorgun savaşçı haline gelmişler. Ayrıca ikisi de yalnız… America Chavez ise onların elinden kaçıp giden gençliği temsil ediyor. Tüm bunlar, film üzerine düşündükçe akla takılan noktalar.

        REKLAM

        Düşünmeye gerek görmeyenler içinse, baştan sona hareketli ve oyalayıcı bir fantastik aksiyon var. ‘Paralel evrenler’ konusu yanıltmasın, filmin bilimkurgu janrıyla bağı çok zayıf. Büyücülük ve cadılığın öne çıktığı fantastik bir serüven filmi seyrediyoruz. İlk filmde olduğu gibi Doctor Strange serisine özgü bir aksiyon ve çatışma estetiğinden söz edebiliriz. Arada fiziksel temaslar var elbette ama genel olarak herkes farklı renkli ışıklardan enerji halkaları veya dalgalarıyla mücadele ediyor. Buna karşılık, tuhaf şekilde sert, hatta kanlı bir film. Senaryo yazarı Michael Waldron kimsenin gözünün yaşına bakmadan birçok ölüm seyrettiriyor bize. ‘Nasıl olsa başka evrenlerde yeniden hayat veririz’ diye karizmatik süper kahramanları, sürpriz tanıdıkları gerektiğinde bozuk para gibi harcamaktan kaçınmıyorlar.

        Yönetmen Sam Raimi, hikâyenin paralel evrenler arasında geçmesini eğlenceli hale getirmeyi başarıyor. Filmin adında geçen ‘çılgınlığın’ hakkını veriyor. Öncelikle, filmin görselliğini zenginleştiren bir unsur bu… Çünkü her evren kendi görsel atmosferiyle geliyor karşımıza. Raimi tam da bu ilkeye göre çekmiş filmi. Her evreni kendi resimleri ve grafik diliyle kuruyor. Ortak noktaları ise ilk filmdeki gibi gerçeküstü sanat. Birçok sahnede Salvador Dali geliyor akla… Sonlara doğru, korku – gerilim öğeleri ve zombi filmleri devreye giriyor. Sam Raimi’nin kariyerinin ilk dönemindeki zombi filmlerini bilen seyirci ve eleştirmen kuşağına göz kırpan sahneler bunlar… Öyle ki, Raimi’nin nazar boncuğu gibi filmlerinin çoğunda rol verdiği Bruce Campbell’i bile unutmayıp kadroya almışlar.

        ‘Doktor Strange Çoklu Evren Çılgınlığında’, görsel efektlerin fazlasıyla öne çıktığı, yer yer nerdeyse animasyon tadı veren bir film. Bir şekilde aksiyon ve çatışma sahnelerinde tekrara düşmemeyi başarıyorlar. Buna karşılık, mizah duygusunun güçlü olduğunu söyleyemem. Filmde en çok America’nın hiç tanımadığı Spider-Man’den söz edilirken gösterdiği tepkilere güldüm. İleride bir gün, Marvel Sinematik Evreni’nde karşılaşırlarsa çoğu kişi herhalde önce bu diyalogları hatırlayacak.

        Sonuçta, ‘Doktor Strange Çoklu Evren Çılgınlığında’ eğlenceli ve oyalayıcı bir film ama hikâyesinden etkilendiğimi; karakterlerle duygusal bağlar kurabildiğimi söyleyemem. Özellikle sonlara doğru, her şeyin aksiyon sahnelerini peş peşe dizme ve özel efekt şovu için kurgulandığını hissediyorsunuz.

        6/10

        Diğer Yazılar