Olur böyle vakalar, bilgisayar korsanları yakalar
STIEG Larsson‘un 41 ülkede 35 milyon satarak rekorlar kıran üçlemesinin ilk romanı “Ejderha Dövmeli Kız”ın (The Girl With The Dragon Tattoo) İsveç yapımı sinema uyarlaması romanı okumayanlar için cazip bir polisiye.
Roman ya da film fark etmez. Polisiyeler karmaşık düğümlerin çözülmesi esasına dayanır. Hikâye oyalayıcı ve sürükleyici olmalı; finale doğru keskin dönüşler ve sürprizler içermelidir. Polisiyenin bütün bu “olmazsa olmaz”ları, “Ejderha Dövmeli Kız”da yeterince var. Ama bir polisiyeyi farklı kılan sadece hikâye değildir. Çünkü bütün polisiye hikâyeler biraz birbirine benzer. Asıl belirleyici olan karakterler, atmosfer ve suçların niteliğidir.
Karakterlerden başlarsak, “Ejderha Dövmeli Kız”ın iki “dedektifi” zıt özellikler taşıyorlar. Yalnızlıkları dışındaki ortak yanları zor dönemlerden geçiyor olmaları. Millennium Dergisi için çalışan araştırmacı gazeteci Mikael Blomkvist (Michael Nyqvist), düzmece haber hazırladığı gerekçesiyle mahkûm olmuş durumda. Sabıkalı bir “hacker” (bilgisayar korsanı) olan Lisbeth Salander’in (Noomi Rapace) ise başı şartlı tahliye memuruyla dertte. Blomkvist, her zaman doğru olanı yapmaya çalışan orta yaşlı, sakin bir adam. Genç ve öfke dolu Lisbeth, için için yanan bir kordan farksız. 40 yıl önce kaybolan güzel bir genç kızın gizemini araştıran Blomkvist, bir yandan da “ejderha dövmeli Lisbeth”in sert kabuğunu kırmaya çalışıyor. Sinemasal cazibesi çok yüksek bir karakter olan Lisbeth, gerektiğinde erkeklerle yumruk yumruğa gelmekten korkmayan bıçkın bir kadın.
KARANLIK SUÇLAR
Atmosfere baktığımızda, karlı gri kış günleri; karanlık iç mekânlar ve gece ışıkları altındaki şehir manzaraları çıkıyor karşımıza. İlişkiler, sırlar, gizemler ve günahlar adeta buzların içine saklanmış gibi. Ani flash – back’lerle verilen geçmiş, beyaz ışığın patladığı huzursuz bir yaz mevsimi olarak tasvir ediliyor. Film boyunca aşama aşama ortaya çıkan suçların niteliği filmin atmosferinden çok daha iç karartıcı bir tablo koyuyor ortaya: Irkçılık, kadın düşmanlığı, dini bağnazlık ve sınırsız cinsel sapkınlıklar... Yani, “kara film” türünün sürekli ilgilendiği konular.
Filmin bana en ilginç gelen yanı galiba gazeteci ve ‘hacker’ın araştırma yöntemleri oldu. 20. yüzyılın defter, kitap, dosya, film, fotoğraf gibi klasik arşiv kayıtlarıyla başlayan araştırmanın 21. yüzyılın maharetli dizüstü bilgisayarları, mükemmel yazılım programları ve harika teknolojisinin desteğinde serpilip gelişmesini izlemek ilginç. İnternet filmde “her şeyi bilen”, bütün dünyayı küçük bir ekrana sığdıran, en özel sırları açığa çıkartan tuhaf ve düşündürücü bir konuma sahip.
152 dakikalık uzun süreyi bazı sahnelerdeki ritim bozuklukları dışında seyirciye pek hissettirmeyen yönetmen Niels Arden Opley, geçmişin didik didik edilme sürecini hızlı bir montajla çekici ve ilginç hale getirmeyi başarıyor. Özellikle siyah beyaz fotoğrafların bilgisayarda hareketlendiği sahneler dikkat çekici.
Birkaç yıl sonra Hollywood’un en yaratıcı yönetmenlerinden biri olan David Fincher‘ın yorumuyla seyredeceğimiz “Ejderha Dövmeli Kız”ın otantik sayılabilecek bu İsveç versiyonu, biraz telaşlı da olsa enerjik ve dinamik bir film olmuş. Giriş karışık ve yorucu; entrikanın çözümünden sonra gelen sahneler de tempoyu düşürüyor. Yine de, özellikle romanı okumayanlar için, peş peşe gelen sürprizlerin yardımıyla sıkılmadan seyrediliyor.