Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Başrollerinde Ben Stiller ve Eddie Murphy’nin oynadığı “Kule Soygunu” (Tower Heist) dünyayla aynı anda Türkiye’de de gösterime girdi. Film, zengin bir fon yöneticisi tarafından dolandırılan bir grup insanın paralarını geri almak için giriştikleri bir soygunu anlatıyor.

        ABD’de yaşanan ve tüm dünyayı etkileyen Finans Krizi’nin Amerikan toplumundaki farklı yansımalarını Hollywood filmleri üzerinden takip etmek mümkün. Brett Ratner’in yönettiği “Kule Soygunu” (Tower Heist) da bunlardan biri. Film hem simgesel hem de gerçek anlamda “para içinde yüzen” fon yöneticisi Arthur Shaw’un (Alan Alda) görüntüsüyle başlıyor. Yaşadığı “kule”nin çatısında, zemininde para resmi olan havuzunda “daha gün bile doğmadan kalkıp yüzen çalışkan Shaw” ile ilgili ilk izlenimlerimiz gayet olumlu: Emrinde çalışanlara arkadaşı gibi davranıyor, onlarla çok iyi geçiniyor. Kazanıyor ve kazandırıyor...

        Aralarındaki bu uyum, huzur ve menfaat birliği, aslında kriz öncesi ABD toplumunu hatırlatıyor. Ama Shaw’un FBI tarafından gözaltına alınmasıyla birlikte, uyumun bir büyük yanılsama olduğu ortaya çıkıveriyor. Bina çalışanları, “babacan Shaw”un kontrolündeki emeklilik fonlarının uçup gittiğini ve yasaların her şeye rağmen yine Shaw’dan yana çıkabileceğini görüyorlar. İçlerinden birkaç tanesi paralarını geri almak için çılgın bir soygun planı yapıyor ve film de bir soygun komedisi haline geliyor.

        CANLI, RENKLİ KARAKTERLER

        Brett Ratner, zoraki soyguncuların acemilikleri üzerinden hoş durum komedisi sahneleri yakalayıp seyirciyi eğlendiriyor. Bütün karakterler canlı, renkli ve sempatik: Çetenin elebaşısı, çağdaş Robin Hood rolünde Ben Stiller ile profesyonel danışmanlık hizmetleri için ekibe davet edilen “harbi hırsız” karakterinde Eddie Murphy, komedi türündeki başarılarını bir kez daha kanıtlıyor, iyi bir çift oluyorlar. Çetenin en mızmız, gönülsüz üyesi rolünde Casey Affleck ile dibi boylamış “beyaz yakalı”da Matthew Broderick hayli iyiler. FBI ajanında Téa Leoni özellikle içkiyi fazla kaçırdığı sahnede bir sitcom yıldızı olduğunu hatırlamamızı sağlıyor.

        “Precious” ile yardımcı kadın oyuncu dalında Oscar’a aday olan Gabourey Sidibe’yi de unutmamak gerekiyor. Sidibe, maharetli hizmetçi Odessa rolünde komediye olan yatkınlığını sergileme fırsatını buluyor. Şüphesiz, öykü pek inandırıcı değil. Özellikle soygunun son aşamaları gerçeklikten epey uzak ama “Kule Soygunu”, Finans Krizi sonrası ABD toplumunda yaşanan o huzursuzluğu, Wall Street eylemlerinin arkasındaki isyankâr ruh halini, belirli ölçülerde yansıtmayı başarıyor. Yine de, bu öykünün Coen Kardeşler’in eline geçmesini isterdim. Sadece politik alt metinlere sahip bir öykü olduğu için değil. Coen’lerin beceriksiz suçlular ve kötü suç planlarından yola çıkıp harikulade filmler çektiğini bildiğim için...

        Diğer Yazılar