'Hayat Ağacı': Sinemasal bir vaaz
Cannes'da Altın Palmiye kazanan "Hayat Ağacı" (The Tree of Life), seyirciyi hayatın anlamı, evrendeki varoluşumuz, aile, büyümek, inanç ve sevgi gibi konularda düşündürmeyi hedefleyen iddialı bir film. Ama düşündürmekten çok, yer yer sinemasal bir vaaza dönüşüyor.
50'li yılların Texas'ında sert bir baba (Brad Pitt), sevgi dolu bir anne (Jessica Chastain) ve iki erkek kardeşle büyüyen Jack filmin ana karakteri. Film, "mutsuz, bezgin şehirli" klişesi halinde karşımıza çıkan yetişkin Jack'in (Sean Penn) görüntüleri ve geçmişteki bir ölümün soğuk gölgesiyle başlıyor. Kardeşlerden birinin kaybının yarattığı acı, o kadar derinleşiyor ki, yönetmen Terrence Malick uzun bir "belgeselimsi canlandırma" sekansıyla gezegenimizin tarihine uzanma ihtiyacı duyuyor; biyolojik varoluşumuzun temel aşamalarının üstünden şöyle bir geçiyor... Rengârenk bir New Age mistisizminden izler taşıyan bu bölüm bittikten sonra Malick, ergenlik sancıları çeken Jack ile babası arasındaki çatışmalarda duraklıyor ve filmini "aile dramıyla - büyüme öyküsü" arasında sürdürüyor.
"Babaya rağmen büyüme hikâyesi" tam sizi filme bağlamışken, finale doğru Malick yeniden kürsüye geçme, meselenin derinlerine bakma ihtiyacı duyuyor ve "sevgi her şeyin ilacıdır" mealinde bir mesajla filmini bitiriyor.
ALTERNATİF ANLATIM
Terrence Malick 1998 yapımı "İnce Kırmızı Hat"tan (The Thin Red Line) bu yana hareketli kamerasını, bazen gerçeği araştıran bir tür gözlemci -röntgenci gibi, bazen de karakterlerin bakış açısından kullanır. Sanki hep bir arayış içinde olan kamera, sabitlenmeden ama yağ gibi kayarak dolaşırken, planlar sıra dışı bir montajla bağlanır. Böylelikle, klasik sinemadaki "plan- sahne -sekans mantığı"nın yerini seyirciyle birlikte gerçeğin peşine düşmüş alternatif bir anlatım alır. Jack'in hafızasının içinde bir tür yolculuğa çıktığımız "Hayat Ağacı", Alexander Desplat'nın müzikleri ve Emmanuel Lubezki'nin görüntüleriyle birleşen bu anlatım tarzının katkısıyla hayli lirik, hüzünlü bir film. Ama eğer Malick ve onun fikirleriyle aynı "dalga boyu"nda değilseniz işiniz kolay değil. Gerçi aynı dalga boyunda olanlar için de bu özlü sözler söyleme derdinin rahatsız edici olabileceğini düşünüyorum. Her şeyi Evren'deki varoluşumuzdan başlayıp açıklama çabasındaki bu ciddiyeti, Tanrı - kul ilişkilerine dek uzanan bu geniş perspektifi çok sevenler olabilir. Ama ben kendi adıma iyi işlenememiş bir hikâyenin önüne arkasına, sağına soluna serpiştirilmiş bu sinemasal vaazları sıkıcı bulduğumu söyleyebilirim. Yönetmenin 1973 tarihli ilk filmi "Badlands"teki serinkanlılığı ve seyircinin zekâsına, duyarlılığına gösterilen saygıyı düşündükçe, "Hayat Ağacı"ndaki bu mesaj verme kaygısına açıkçası daha da şaşırıyor ve Malick'in oradan buraya nasıl geldiğini anlamakta zorluk çekiyorum. Bu nedenle filmi sevenlere de, sevmeyenlere de saf bir Malick başyapıtı olan "Badlands"i öneririm. Malick'te sevdiğim her şey var orada, sevmediklerim ise "Hayat Ağacı"nda...