Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        TÜRKİYE'de "Bir Kadının Gözyaşı" adıyla gösterime giren "Thérèse Desqueyroux" Fransız sinemasının usta yönetmeni Claude Miller in aramızdan ayrılmadan önce çektiği son filmi. Miller'in 1977 tarihli "Ona Sevdiğimi Söyle-Dites-lui que je l'aime" ve "Korkunç Şüphe-Garde à vue" (1981 ) adlı filmleri, hâlâ unutamadığım sıra dışı roman uyarlamalarıdır. "Bir Kadının Gözyaşı" bu iki başyapıt kadar olmasa da, François Truffaut'nun senaryosundan çektiği "Hırsız Kız-La petite voleuse" (1988), "Eşlikçi Kız-L'Accompagnatrice" (1992) ve "Kar Sınıfı-La classe de neige"den (1998) aşağı kalan bir film değil, hatta Miller'in en iyilerinden biri.

        Nobel ödüllü yazar François Mauriac'ın 1927 tarihli romanından sinemaya uyarlanan film, 1920'li yıllarda Fransız taşrasındaki toprak sahibi bir ailenin kızı Therese'in öyküsünü anlatıyor. Miller, romandan farklı olarak Therese'in gençlik yıllarından kalma bir yaz günüyle başlıyor filme. Belli ki, o sıcak, güneşli günün yitirilmiş bir cennet olarak aklımızda kalmasını istiyor. Çocukluk ve genç kızlık çağı, bölgede yaşayan bütün kadınlar için belki de hayatlarının en mutlu dönemi. Therese ve Anne; o sakin yaz günlerinde özgürlüklerinin son demlerini yaşadıklarının farkında değiller.

        Altı yıl sonra Therese (Audrey Tautou) bölgedeki aileler arasında "çam ağaçlarının paylaşılması" esasına dayanan bir gelenek uyarınca Anne'in ağabeyi Bernard (Gilles Lellouche) ile planlı bir evlilik yapıyor. Kocasına âşık olmasa da zihninde dolaşan ve kendisinin de "tuhaf" bulduğu fikirlerin evlilikle son bulacağını ümit ediyor. Ama işler tahmin ettiği gibi gitmiyor. Anne'in (Anais Demoustier) yöredeki bir gençle kısa süreliğine yaşadığı tutku dolu aşk, daha evlililiğin ilk gününde sıkılmaya başlayan Therese'in dengesini bozuyor. Anne'in duyguları herkes için acilen yok edilmesi gereken bir tehlike olarak algılanıyor ve Therese aile tarafından göreve çağrılıyor...

        TAŞRADA KADININ ÖZGÜRLÜK ÖZLEMİ

        "Bir Kadının Gözyaşı" taşrada geçen yerli TV dizilerinde olduğu gibi aşırı dramatik olaylara (aşk üçgenleri, marazi tutku hikâyeleri vb.) doğru ilerleyen bir film değil. Tam aksine, derdini sakin ve biteviye bir tempoda anlatıyor. Miller, erkeklerin her şeye hükmettiği, kadınların da erkekleştiği taşranın kasveti ve donukluğuyla örüyor filmini. Hollywood dramlarında olduğu gibi insanlar hissettiklerini, süslü ve düzgün cümlelerle anlatmıyorlar. Buna karşılık, Therese'in çıkışsızlığını ta derinden hissediyor, onun tehlikeli, karanlık arzusuyla belki ondan bile önce yüzleşiyoruz. Öykü bir suç gerilimine dönme potansiyeline sahip olsa da Miller, konunun özüne odaklanmayı tercih etmiş. Kuşkusuz asıl hedefi, kadınları hapishane gibi çevreleyen bir dünyanın içinde Therese'in özgürlük özlemini hissettirebilmek. Hissettiriyor da. Final basit ama çok güçlü...

        Gilles Lellouche, Bernard'da seyircinin bile zor tahammül ettiği bir karakter yaratarak aktörlük kumaşını ortaya koyuyor. Audrey Tautou da filmin adının aksine gözyaşları dökmeden, teatral davranmadan Therese'in içinden geçenleri bize hissettirebiliyor. Ama 30'lu yaşlarının ortasında 20'li yaşlarındaki bir genç kızı oynuyor olmasının dezavantajlarını ne yazık ki yok edemiyor. Therese'in insanları korkutacak kadar zayıfladığı sahnede kilo verip vermediği de pek anlaşılmıyor. Ama bunlar Claude Miller gibi bir sinema ustasının anlatımındaki zarafeti ve incelikleri görmemize engel değil... "Bir Kadının Gözyaşı" ustanın adına yakışır bir veda filmi.

        Diğer Yazılar