Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Başrolünde Arnold Schwarzenegger’in oynadığı “Sabotaj” (Sabotage), bir operasyon sırasında para çalan özel tim üyesi polislerin kanlı ve sert öyküsünü anlatıyor. David Ayer’in yönettiği film, kimin iyi kimin kötü adam olduğu konusunda seyircinin kafasını karıştırmayı amaçlıyor

        EMEKLİ aksiyon starlarını buluşturan “Cehennem Melekleri” serisinin başarısı, 67 yaşındaki Arnold Schwarzenegger’in kariyerinde de yeni bir sayfa açtı. 80’li ve 90’lı yılların efsanevi sert adamı, “Sabotaj”da uyuşturucu kartellerine karşı savaşan bir özel timin şefi olarak geliyor karşımıza. Filmin yönetmeni David Ayer’i, kamera kullanımı ve gerçekçi olma iddiasıyla akıllarımızda kalan “Tehlikeli Takip”ten (End of Watch) hatırlıyoruz. 2012 tarihli “Tehlikeli Takip”, polisiyeden çok bir “polis filmi”ydi. Aralarındaki fark, ilkinin daha çok entrika ve gizemle, ikincisinin ise olay ve karakterle ilgilenmesidir. “Sabotaj” bu ikisini bir araya getirmeyi deniyor. İşin polisiye kısmında, filmin başından itibaren cevap aradığımız iki soru var: Bir; operasyondan yürütülen parayı kim, niye çaldı? İki; özel timin üyelerinin teker teker öldürülmesinin ardında kim ya da kimler var? “Sabotaj” son 20 dakikada bu soruları cevaplasa da polisiye örgüsünü inandırıcı ya da tatmin edici kılamıyor. David Ayer, önceki işlerinde olduğu gibi polisiyeden ziyade eli silahlı, kaslı erkeklerin bol bol küfrettiği, bağırıp çağırdığı, adam öldürdüğü, her yanından testosteron saçan bir “polis filmi”ne imza atıyor. “Avatar”- dan tanıdığımız Sam Worthington’un da oynadığı “Sabotaj”ı sıradan bir şiddet filminden ayıran yanı, kimin iyi kimin kötü olduğu konusunda seyircinin kafasını karıştırmaktaki ısrarı.

        ÖYKÜ İNANDIRICI DEĞİL

        Filmin başında özel tim polislerinin kahraman olarak değil, operasyon sırasında kartelden gizlice para yürüten hırsızlar çetesi olarak tanıtılması kuşkusuz önemli bir numara. Seyircinin ters köşeye yatırıldığı bir açılış bu... Normal hayatlarında kaba saba, problemli ve agresif olan bu adamların başında Schwarzenegger gibi ahlak timsali bir aksiyon kahramanının olması meseleyi elbette ilginçleştiriyor; kafaları karıştırıyor. Ama ne yazık ki beklentilerimize karşılık bulamıyoruz. Ayrıca filmdeki kahramanlar, aralarında sürekli çatışıp kavga etseler de neredeyse hiçbir değişim yaşamıyor, yeni bir şey keşfetmiyor ve asıl ihtiyaçlarının ne olduğunu anlamıyorlar. Böyle olunca, çok da inandırıcı olmayan bir öyküden daha fazlasını bulmak zorlaşıyor. Olivia Williams’ın canlandırdığı dedektif Caroline’in de filme farklı bir hava, soru ya da mesele getirdiği söylenemez. Geriye kalan, bildiğimiz aksiyon. Ama öyle resimli roman uyarlamalarındaki gibi baleye yakın bir aksiyon koreografisi değil bu. Daha gerçekçi ve sıradan bir tarz: Baskın ya da çatışma sahneleri, hareketli kamerayla yakın plandan çekiliyor ve kısa planlardan oluşan hızlı bir montajla birleştiriliyor. Yönetmenin önceki filmlerine oranla daha enteresan bir anlatım gördüğümü söylemem de mümkün değil. Varsa yoksa dar mekânda hareketli kamera, bol bol kurşun ve Amerikan sinemasında alışık olmadığımız derece kanlı ölümler... Testosteron saçan ve bol bol silahlı çatışmaya yer veren polis filmlerini sevenler için belki ideal bir seçim olabilir.

        Filmin notu:5.5

        Diğer Yazılar