Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        “X-Men: Geçmiş Günler Gelecek”te (X-Men: Days of Future Past) aynı karakterleri oynayan farklı kuşaktan oyuncular ilk kez bir araya geliyor. Serinin yeni filminde Wolverine, geleceği değiştirmek ve mutantları kurtarmak için zaman yolculuğu yaparak 1973 yılına gidiyor.

        Filmin notu: 7

        2000 yılında yine Bryan Singer tarafından yönetilen “X-Men” ile başlayan serinin 7. filmi karanlık bir gelecek tasviriyle açılıyor. Soykırım uygulanan mutantlar için umudun bittiği bir noktada, insan mutant savaşının finalindeyiz. Fiziksel gücün ve yenilmezliğin simgesi efsane mutantların çaresiz kaldığı anlar yaşanıyor. Sahnede artık büyük güçler değil, becerileri çok daha fazla işe yarar hale gelmiş Blink (Bingbing Fan) ve Kitty Pride (Ellen Page) gibi minyon genç kızlar var. Kişileri başka mekâna naklediyor (teleportasyon) ya da kısa süreli zaman yolculuğuyla yenilgiye çözüm arıyorlar. Ama onların da, mutant avcısı olarak özel olarak üretilen, Sentinel adlı yenilmez robotlara karşı “biraz daha zaman kazandırmak” dışında yapabildikleri pek bir şey yok. Mutantların teker teker hayata veda ettiği, Profesör X (Patrick Stewart) ile Magneto’nun (Ian McKallen) dahi yenilgiyi engelleyemediği bu anlarda “Terminator” serisini hatırlatan bir çözüm umudu beliriyor. Plana göre Wolverine (Hugh Jackman) zaman yolculuğu yaparak, Sentinel’lerin üretilmesine karar verilen 1973 yılına gidecek, Mystique’in (Jennifer Lawrence) işlediği bir cinayete engel olacak ve insanlar ile mutantların barış içinde yaşadığı yeni bir çağın başlamasını sağlayacaktır...

        FARKLI OLANA KARŞI TAHAMMÜLSÜZLÜK

        “X-Men” resimli romanlarının sinemaya uyarlanan serisi, kendinden farklı olana ve azınlıklara duyulan tahammülsüzlüğün eleştirisi üzerine kuruludur. Mutantlar, sadece ötekileştirilen azınlıkları değil; her bireyi bir diğerinden farklılaştıran özel yetenek ve becerileri temsil ederler. “X-Men: Geçmiş Günler Gelecek”te olduğu gibi seri, “insan – mutant çatışması” kadar barış ve savaş yanlısı mutantlar arasındaki karşıtlığı da ele alır. Seriye bence asıl cazibesini verense, mutantların bireysel ve kendi aralarında yaşadıkları ikili, üçlü psikolojik çatışmalardır. Yeni film, genç Charles Xavier’nin (James McAvoy) normal bir insan ya da felçli bir mutant olma konusundaki kararsızlığını saymazsak psikolojik çatışmalar açısından bir önceki film “X-Men: First Classs”ın gerisinde duruyor. Bunun yerine barışçı hatta pasifist denebilecek fikirler öne çıkıyor.

        MYSTIQUE’İN KRİTİK KARARI

        Filmin geçtiği dönemdeki Vietnam savaşı başta olmak üzere ABD’nin sertlik yanlısı militarist politikalarının eleştirisine bağlanan bir yaklaşım bu. Belki de bu nedenle, mutantların birbirinden muhteşem güçlerinin pek de işe yaramadığı bir mücadele seyrediyoruz. Öyle ki her şey Wolverine ile Kitty Pride’ın fiziksel ve zihinsel dayanıklılığına kalmış durumda. “En iyi savunma hücum” diyen genç Magneto’nun (Michael Fassbender) yaptıkları da mutantlara zarar veren kibirli güç gösterilerinden ileri gidemiyor. Xavier’nin Mystique’i kendi yanına çekmek için yaptıkları da önemli. İki karakterin çocukluğa dek uzanan ilişki geçmişini hatırlayanlar Mystique’in finaldeki kararının tarihi önemini kuşkusuz daha iyi anlayacaklar.

        QUICKSILVER’IN HARİKA GÖSTERİSİ

        İLK iki filmi yöneterek X-Men serisinin görselliğini inşa eden isim olan Bryan Singer, bu kez geleceğin karanlığıyla 70’lerin renkli dünyasını karşı karşıya getiren bir iş koyuyor ortaya. Quicksilver’in (Evan Peters) Magneto’yu hapishaneden çıkardığı bölümde ise Jim Croce’un 1973 tarihli “Time in a Bottle” şarkısı eşliğinde filmin en muhteşem sahnesine imza atıyor. Quicksilver’in harikulade marifetlerini kendi “zaman boyutunda” yavaşlatılmış olarak gösteren bu sahneden sonra kendisi bence X-Men âleminin en popüler kahramanlarından biri olmaya aday. Serideki olayların geçtiği, bizimkine benzeyen ama bazı farklılıklar içeren paralel evren ile zaman yolculuğu meselesi, X-Men dünyasına yabancı olanların kafasını şüphesiz biraz karıştıracak. Ama X-Men serisini sevenler için kesinlikle kaçırılmayacak bir film duruyor karşımızda.

        Diğer Yazılar