Takipde Kalın!
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
Gündem Ekonomi Dünya Spor Magazin Kadın Sağlık Yazılar Teknoloji Gastro Video Stil Resmi İlanlar

OTURDUM, uzun bir Lost analizi döktüreyim dedim önce dün gece. Hayranlıkla, hayal kırıklığı arasındaki o keskin dönemeçte. Kim ne derse desin sevmiştim bir kere ben onları. Sonra Lost’u ilk gününden beri en yaratıcı şekilde değerlendiren sanal âlem yazarlarına-sayfalarına bir göz attım. Derdime derman, fikrime tercüman onlarca şahane yoruma rastladım. İşte bu yüzden bugün Bizim Ekran’ı onları bıraktım. Buyurun...

- Ölümle ilgili beklentilerimi çok yükseltmiş dizi. Ben de böyle adalı, dumanlı devam etmezsem çok bozulurum...

- Onu bunu bilmem de, bu dizinin yapımcılarından senaristlerine kadar herkes nitelikli dolandırıcılık sebebiyle içeri tıkılmalı ve hepimiz rahat etmeliyiz. Gerçek final bu olur(du)...

- Amerikan vurdumduymazlığının son noktası. İnsanların merak güdüleriyle nasıl güzel oynanabileceğinin en büyük kanıtı.

- Hangi finali beğenecektik ki zaten, bence gene iyi bağlamış dizi.

- Gerçekten bu diziye biçilmiş bu final, çok ağır bir eleştiriyi hak ediyor. Hiç hoşuma gitmedi ve çok mutsuz oldum. Christian Shepherd hayatla ilgili o zayıf felsefe monoloğunu yaparken yüzüm asıldı ve sinirlendim. Yok herkes ölürmüş de, herkes devam etmeliymiş de, ilahi ışıkmış da... Benim diziden şahsi beklentim, adanın sırrının eski uygarlıklara falan bağlanıp böyle afilli bir şekilde açıklanmasıydı ama adanın ve ışığın sırrı hakkında zerre bilgi vermediler. Sadece ortada bir elektromanyetizma davası var. O elektromanyetik parlak alanı da Antik Mısır’dan kalma iskele babası kılıklı taşla kapatıp açabiliyorsunuz işte...

- Her şey iyi hoş da, Jack nasıl da adanın koruyuculuğunu kitledi Hurley’e. Hiç müsait misin, düşünür müsün, yapabilir misin, nereden baksan bir 200-300 yıl falan sürer, bak bir düşün istersen yok. Ben ömrümde böyle iş kitleme görmedim.

- Final bölümü her şeyi açıklar mı bilmem ama çok kişiye gözyaşı döktüreceği kesin. Benim için gelmiş geçmiş en büyük televizyon olayı olarak kalacaktır Lost.

- Önce Jacob’un üvey annesi yıllandırılmış şahane bir kırmızı şarapla görevi Jacob’a verdi. Sonra Jacob metal bir kabın içine doldurduğu berrak kaynak suyla görevi Jack’e devretti. Şimdi ise Jack dandirik plastik şişenin içindeki tozlu suyla görevi Hurley’e veriyor. Hurley herhalde bir sonra görevi devralacak kişinin direkt ağzına tükürecek.

- Bu finalin yapımında emeği geçen herkesin halasını tekmeleyeyim.

- Sifon deposunun dolarken çıkarttığı ses gibiydi final: Lossssssssst...

- Fenerbahçeliyim ve bu sezon bunu ikinci kere yaşıyorum.

- “Bütün tanıdıklarım etrafımdaydı, rahmetli amca oğlunu, yengeyi gördüm. Sonra parlak bir ışık etrafımızı sardı”yı bize koskoca Lost’un finali olarak yedirmek gerçekten de gelmiş geçmiş en büyük trollemeydi.

- Servis kaçtı, deniz otobüsü de kaçacak bu meret yüzünden. Acaba deniz otobüsünde kaç kişi Lost’la ilgili? Deniz otobüsü batsa misal, biz farklı bir adaya düşsek... Ben kaçak değilim, Kate gibi taş değilim, o olamam. Doktor değilim, kahraman değilim, mal değilim, Jack olamam. (Nil Karaibrahimgil şarkısına benzedi, devam edeyim) Güldüğümde göreni cennete götüren gamzelerim yok anne benim Sawyer değilim. Nasıl Jin’im yok San değilsem, Sun’ım yok cin değilim. Ben katil değilim anne Sayid olamam. Müzişın değilim Charlie olamam ve adaya düştüğümüzde; 108 dakikada bir düğmeye basacak kadar bir deli bulamam, Onun Penny’si olamam. Anne ben olsam olsam Hurley olurum. Sonra da oradan asla kurtulamam, “Eşhedü enla...” der ilk bozumda giderim. Kendine iyi bak anne, çeşme yaptır adıma...

- Ben bu diziyi dantel gibi işlenmiş kör olasıca karakterleri için seyrettim. Dik kafalı, dediğim dedik defolu lider Jack için; hiçbir şeyden eksik kalmayan, her şeyin peşinden koşturup maymun gibi tırmanan haylaz Kate için; iç huzurunu bulma umuduyla çırpınmış Locke için; iyi bir insan olup iyi bir hayat yaşamanın özlemini çeken Sawyer için; darmadağın olmaktan son anda dönerek birbirlerini gerçek anlamda bulan, anlayan Jin ve Sun için; “May baybi” diye ağlana ağlana akıl sağlığına darbe yiyen saftirik Claire için; modu hafifletmekten öteye geçip dizinin bir diğer kalbi olan iyi insan Hurley için; gestapoluğuyla ve siyah atletiyle beni çalan Ana Lucia’m için; işini bilen ama çatlakları yavaş yavaş ortaya çıkan vakur Juliette için; çapasını güvenli bir yere atmanın peşinde koşturan Desmond için. Finali neye cevap verdi, neye vermedi bir yere kadar umurumda. Bu demek değil ki ben bu işi böyle gördüğüm için her şeyi kapmış ve anlamış üstünlükteyim. Söylenmemiş, açıklanmamış, anlaşılmamış konu başlıklarının çokluğu aşikar, diziyi yoğunlukla bu sebeple seyredenlerin uğramış olabileceği hayal kırıklığı anlaşılır. Ama işte ben bu diziyi böyle seyrettim. Çember başladığı yere döndü, açılan gözler kapandı, konser bitti ve ben senelerce gönlümü verdiğim, takip ettiğim, anladığım, sorguladığım, çeşitli mitolojilerden gelmiş, insanlık tarihindeki sembollere, arketiplere bürünmüş bu karakterlerle güzelce, sessizce, gümbürtüyle, üzüntüyle, sevinçle vedalaştım. Ve öylesine tatmin oldum, öylesine rahatladım. Bambaşka bir diziydin Lost. İyi ki var oldun...

Şurada Paylaş!
Yazı Boyutua
Yazı Boyutua
Diğer Yazılar