Diyarbakır'da!
Hiçbir şehir, bu şehirde olduğu gibi, kendi evimdeymişim duygusunu vermiyor bana.
Cuma günü bu duyguyu tekrar yaşadım.
O yüzden “Diyarbekir mala min e”.
Bu şehrin bir biçimde kanına girdiği kim varsa, dünyanın neresinde olursa olsun, Kürtçe şarkıda olduğu gibi “Diyarbakır evimdir” diyor ve o şehirden uzaktaysa eğer, geri kalan bütün ömrünü bu “eve” tekrar ulaşmakla geçiriyor.
Bunun cilt cilt edebiyatı yapıldı!
Şiiri, romanı yazıldı, türkü oldu, beste oldu, resim oldu... Olmaya da devam edecek.
Ama gelin görün ki o “evi”, o kederli, o hüzünlü, o çaresiz insanların başına yıktılar.
Viraneye çevirdiler.
Sur’da şu anda baykuşlar bile ötmüyor.
Kesif bir yanık kokusu... Anıları toprağın derinliklerine gömen zelzele misali bir yıkım...
***
Kürt’ün dilinde “mal”, yani “ev” her şeydir. Birisinin başına bir felaket gelmesin, büyük bir acı yaşamasın, yakını ölmesin, canı yanmasın, ağzından çıkan ilk nida “Way mala miné” , yani “Evim yıkıla” olur.
“Mal”, yani “ev” buralarda süren hayatın her şeyidir.
Bir ömür bir “eve” sahip olmak için tüketilir. O yüzden canı yandığında önce “Mala min xirab bú”, (Evim yıkıldı) der.
Bu şehirde altı mahallede 22 bin 323 kişinin evini başına yıktılar, 4 bin 500 aileyi kendi şehrinde mülteci yaptılar.
***
“Kim yaptı?” diye sormayın sakın.
Üzgünüm sizin istediğiniz cevabı vermeyeceğim.
O evlerin tümünü, onun içinde yaşayan insanların iradesine başvurmadan, onun fikrini sormadan, kurtulmak isteyip istemediğini söyletmeden onu “kurtarmaya” kalkanlar yıktı.
Evet, o evleri siz yıktınız!
Üstelik o evlerde yaşayanları “yönetme ütopyanız” uğruna...
Ve üç ayın sonunda o “yönetme ütopyası”, şimdi o tarihi şehri bin yıldan beri ayakta tutan o kara bazalt taşların altında yatıyor.
Ağır, kokuşmuş bir at ölüsü gibi!
***
Rakamları ve daha bir yığın bilgiyi cuma günü Sare Davutoğlu Hanımefendi’yle birlikte bu şehre yaptığımız ziyaret sırasında ilin valisi verdi bize. Geri kalan rakamları verip meseleyi istatistiğe boğmak istemiyorum. Zaten bir şey istatistik konusu oldu mu kaç oradan; duygu bitiyor çünkü bu bilim devreye girince.
***
Yaşlı bir kadına rastladım Şeyh Said’in idam edildiği meydanın ağzında. Bastonuna dayanmış, uzaklara bakıyordu. Bu şehrin tanık olduğu ne kadar musibet varsa birçoğuna tanıklık etmiş bir hayatın ağırlığı vardı omuzlarında; güçlükle taşıyordu.
Kalabalığı görünce, olup biten her şeyin üç aydan beri bu şehirde olup bitenlerle ilgili olduğunu anlamıştı.
Yanına yaklaştım, kendi dilinden sordum ona:
“Buralarda ne oldu dayé?” dedim.
“Büyük bir yangın çıktı evlat” dedi bütün bilgeliğiyle.
“Allah o yangına bir su döksün anne” dedim.
Durdu, uzaklara baktı. Cevabını bu şehrin bu hale gelmesine müsebbip olanlar duysun da birazcık Allah’tan korksunlar diye yazıyorum buraya:
“Dökmesin evladım, su falan dökmesin. Allah bunların tümünü yaksın!”
***
Beğendiniz mi şimdi yaptığınızı?
Kurtarmaya yeltendiğiniz halkınız beddua ediyor size duyuyor musunuz?
Kış günü evinden kovduğunuz, bu şehrin surları kadar sağlam toprağa basmış güngörmüşleriniz adınızı bile anmak istemiyor artık.
Ateşe havale ediyor sizi.
Sizin durup dururken evlerine getirdiğiniz, üstüne sıçrattığınız, eteklerine tutuşan, tarihini yakan, anılarını alıp götüren, çocuğunu alıp boğan, cehennemi ayakta tutan ateşi üzerinize sürüyor bütün bilgelikleriyle.
Beğendiniz mi şimdi yaptığınızı?
Halkınız altı ay öncesine göre şimdi daha mı özgür?
Şimdi daha mı mutlu?
Şimdi daha mı müreffeh?
Şimdi daha mı güleç yüzleri?
Şimdi daha mı çok seviyor sizi?
Şimdi “Allah sizden razı olsun, bizi bu zalim devletin zulmünden kurtarıp biraz daha özgürlüğe yaklaştırdınız” mı diyor, yoksa her daim onların canını yaktığı gibi sizin de canınızı yaksın diye ateşi mi üzerinize salmak istiyor?
Yaşlıların, güngörmüşlerin bedduasından korkun!
Lut kavmi de bu topraklarda bir bedduayla taş kesildi.
Bu taştan şehri harp sonrası harabeye çevirttiniz ya...
Taşın intikamı da onun kadar serttir, bilesiniz.
***
Hükümet Sur’u yeniden inşa edecek. Hem de aslına uygun bir şekilde. Çevre ve Şehircilik Bakanı Fatma Güldemet Sarı, Başbakan Davutoğlu’nun daha önce söylediğini bir kez daha tekrarladı Diyarbakır’da:
Sur’a zinhar TOKİ girmeyecek, hiç heveslenmeyin. Osman Baydemir’in Başkanı olduğu belediyenizin 2012 yılında yaptığı ve kabul edilip onaylanan “Sur İçini Koruma Planı” doğrultusunda, aslına uygun olarak, içindeki tarihi ve kültürel varlıklarıyla birlikte çok kısa bir süre zarfında yeniden inşa edilecek. Sizin hazırladığınız plan doğrultusunda hem de, duydunuz mu?
Hiç tezvirata başvurmayın! Sizin belediyenizin tarihi Kırklar Dağı’nın tepesine diktiği betondan blokların hiçbiri Sur’da olmayacak.
Siz Sur’u ve Kırklar Dağı’nı yıktınız ya... Kırk vakte kadar, sizi bu kadim şehirde yatan evliyalarla, üzerine beton döktüğünüz “Kırklar’daki ziyaret” çarpacak.”
Yavaş yavaş çarptığını görüyorsunuz siz de...