Maçka’daki Taşlık Parkı’nın içinde, ağaçlar arasında kaybolmuş, parkın dışında bir yerden görülmeyen; İsmet İnönü’nün hiç oturmadığı, daha çok oğlu Ömer İnönü’nün kullandığı, gördüğü deniz manzarası kapanmasın diye önü, ben İstanbul’a geldiğim yılarda bile Taşlık Gazinosu olarak bilinen bir çay bahçesi olan, daha sonra yerine inşa edilen beş yıldızlı otelle birlikte o muhteşem manzaradan mahrum bırakılan evinin önünde, İnönü’nün 7.5 metre yükseklikte bir kaide üzerine kondurulmuş, at üstünde beş metrelik görkemli bir heykeli var.

Arada bir yolum düşer oraya, bu devasa heykeli her görüşümde bunun bir hikayesi olması lazım derim kendi kedime, tam araştırayım derken araya başka şeyler girer, ta ki geçenlerde Necip Fazıl Kısakürek’in “Babıali” kitabında hikayenin bir kısmıyla karşılaşıncaya kadar.

 

*

 

İsmet İnönü, 1937 yılında Atatürk’ün emri üzerine başbakanlıktan alınıp yerine Celal Bayar geçtikten sonra, her ne kadar “kendi isteğiyle” dense bile bir nevi zorunlu emekliye ayrıldı.

Ankara’da Pembe Köşke çekildi.

Kısa sürede adı sanı unutuldu.

Kapısını kimse çalmaz oldu.

1938 yılının 10 Kasım’ında Atatürk ölünce, yerine bir günlüğüne Meclis Başkanı Abdülhaluk Renda vekalet etti, 11 Kasım 1938 günü Meclis İsmet İnönü’yü Cumhurbaşkanı seçti; nasıl sessiz sedasız “emekliye ayrıldıysa”, yine öyle sessiz sedasız gelip devletin en yüksek makamına büyük bir iştahla oturdu.

 

*

 

Böylece “Ebedi Şef” dönemi kapandı, “Milli Şef” dönemi başladı.

 

*

 

O sırada dünya birbirine girdi.

Hitler denilen bir cani, eline bir kılıç aldı, daldı insanlığın içine.

Kesti biçti, Avrupa’nın büyük bir kısmını istila etti ve Sovyetler Birliği’ne doğru sefere çıktı.

 

*

 

İnönü küçücük cüssesiyle ülkeye kol kanat gerdi. Memleketi savaşa sokmadı. Savaşta gönlümüz hafif Almanya’ya kaysa da “ihtiyatı” elden bırakmamalıydık.

Sonunda Hitler yenildi.

 

*

 

Necip Fazıl Kısakürek o sırada Güzel Sanatlar Akademisinin Yüksek Mimari kısmında kültür dersi veriyor, bir yandan da “N. Kısakürek” (sorsalar eşi “Neslihan Kısakürek” yazıyor diyecek) müstear adıyla yazılar yazıyor, yazılarında da onun “en keskin hıncına hedef bir dünyaya kılıçlarını çevirdikleri için” Nazilere olan sempatisini belli etmekten imtina etmiyordu.

 

*

 

Şair Can Yücel’in babası Maarif Vekili Hasan Ali Yücel ile Necip Fazıl aralarında su sızmayan iki sıkı dosttular. Hasan Ali, Necip Fazıl’a bir kitabını, “Hakkında her vasfın aciz kaldığı şaire” diye imzalamış, Necip Fazıl da ona “utufetlu vekil” olarak çok kıymet veriyordu.

Üstat vekilden rica etti, vekil de üstadın Güzel Sanatlarda ve Robert Kolej’de ders vermesini uygun gördü.

 

*

 

Necip Fazıl’ın anlattığına göre İsmet İnönü’ye “Milli Şef” unvanı az geliyordu. Banknotların üzerinde Atatürk’ün resimleri kaldırıldı, yerine onun kellesi konduruldu. Yetmedi, yine üstadın deyimiyle, “yerini aldığı zata ait, nerede ve ne şekilde heykel varsa o da aynını istiyor. Meramı Taksim abidesinin arka plandaki ikinci, üçüncü adamlar kadrosundan çıkmak, başı doldurmak”tı.

 

*

 

Atatürk’ün emri üzerine Fransız şehir planlamacısı mimar Henri Prost, 1936 yılında İstanbul için bir Nazım Planı hazırlamıştı. Bu plana göre o zamanlar Topçu Kışlası’nın bulunduğu Taksim Meydanı’ndan Maçka’ya giden yer birbirine bir köprüyle bağlanarak büyük bir park olacak.

Planın uygulamasına 1940 yılında geçildi.

Dönem artık “Ebedi Şef” değil, “Milli Şef” dönemiydi.

Önce Topçu Kışlası yıkıldı, yerine park yapıldı, şu anda “Gezi” olan parka “İnönü Gezisi” adı verildi.

Plana göre parkın girişinde büyük bir İnönü Anıtı yer alacak, parkın Maçka Taşlık’ta biten kısmına da bir “İnönü Köşkü” inşa edilecek. İnönü heykelinin gölgesinden İnönü Gezisine girecek olanlar Maçka vadisini dolaşarak İnönü Köşkü’nden çıkacaklar. Sonra yakınlara bir yere bir de İnönü Stadı yaptılar.

Neyse...

 

*

 

Dr. Lütfü Kırdar o sırada hem İstanbul’un valisi, hem de belediye reisidir. Reis, İnönü Anıtı’nı, 1937 yılında Nazilerden kaçarak Türkiye’ye sığınmış olan ünlü Alman heykeltıraş Rudolf Belling’e sipariş etti.

Belling, heykelin yapımına 1940 yılında Fındıklı’da bulunan Akademi’nin heykel atölyesinde başladı.

 

*

 

Günün birinde, Maarif vekili Hasan Ali Yücel  çalışmaları yerinde görmek için akademiyi ziyaret etti. Bütün hocaları topladı. Herkes heykelle ilgili fikrini söyledi, sıra Necip Fazıl’a geldi, üstat fikrini yalnızken açıklamak istediğini söyledi bakana. İkisi baş başa müdürün odasındayken Hasan Ali, “Seni dinliyorum” dedi, Necip Fazıl şunları söyledi:

“Şu heykel işini şöyle yapsak: Avrupa’ya, ayakta, at sırtında, şu veya bu biçimde şanlı gövdeler ısmarlasak; boyun yerlerini de burgulu yapıp, ölen ölünce kafasını çıkarsak ve yenisinin başını oraya burgulayıversek; nasıl olur?”

Hasan Ali hafiften kızdı, ama kızgınlığını belli etmedi, gülümsedi arkadaşına, “latifesini” hoş gördü.

O sırada atölyede heykel günden güne biçim alıp büyümeye başladı.

O anı da Necip Fazıl şöyle tarif etti:

“İnönü heykeli... At üstünde Milli Şef... Akademinin bir pavyonunda yapılmaya başlamış ve yüksekliği damı aştığı için çatıyı delmek zoru doğmuştur. Akademiye girerken sol taraftaki hangar biçimli binanın tepesinde garip bir manzara... İnönü’nün, denizden başını çıkarması ve ‘ce!’ demesi gibi, çatının içinden fırlama kafası... Gövdesi ve atı içeride kalıyor.” (N. F. Kısakürek, Babıali, s.255-56)

 

*

 

Heykelin yapımını yerinde görmek için İnönü, 1 Ağustos 1942’de akademiyi ziyaret etti. Necip Fazıl’a göre, “Akademide, ak sakallı hat ve tezhip hocalarından, düdük kılıklı, resim ve salon adamı biçimli mimari profesörlerine kadar bütün öğretim üyeleri, esir kampında yemek sırasında dizilmiş gibi, dümdüz bir çizgi üzerinde” İnönü’yü karşıladılar. İnönü Belling’ten bilgi aldı, heykelle ilgili fikirlerini beyan etti.

Oradan da Taksim’e giderek anıtın yerini tetkik etti.

 

*

 

İnönü Anıtı, İnönü Zaferi’nin simgesidir. Kaidenin ön yüzünde sağ elinde defne dalı, sol elinde bir meşale tutan atletik yapılı bir genç erkek figürü vardır. Bu genç ateş çemberinin içinden geçmiştir. Elindeki defne dalı barışın, meşale de aydınlanmanın sembolüdür. Heykeltıraş Belling bu erkek figürünü tasarlarken; daha sonra Ankara DTCF önündeki Mimar Sinan Heykeli, Anıtkabir’deki Aslanlı Yol ve Cağaloğlu’nda bulunan eski Hürriyet Gazetesi binasının ön cephesindeki rölyefi tasarlayıp yapan, 1991 yılında devlet sanatçısı unvanı alan, 2001 yılında vefat eden başarılı öğrencisi ve asistanı Hüseyin Anka Özkan’ı model olarak kullandı.

1943 yılının sonunda anıt nihayet bitti. Anıtın bronz dökümü Macar döküm ustası Fiçek Karoly’nin atölyesinde yapıldı.

Sıra anıtın yerine konmasına geldi.

 

*

 

Bu amaçla 1943 yılında “Milli Şef Heykeli Kaide Müsabakası” adı altında bir müsabaka düzenlendi. Birinciliği mimar Feridun Akozan ile Mehmet Ali Handan paylaştı. İkisi de akademide hocadır. Ancak bu kaide çeşitli sebeplerle uygulanmadı. İstanbul Belediyesi tekrar bir yarışma düzenledi ve bu kez bu iş için 180 bin lira para ayırdı.

7.5 metre boyundaki yeni kaide 1944’te bitti, “İnönü Gezisi”nin Taksim Meydanı’na bakan ve çok yakın bir zamanda meydan yeniden düzenlenirken yıktırılan merdivenlerin üzerindeki terasa yerleştirildi.

 

*

 

Sıra atlı heykelin kaidenin üzerine yerleştirmesine gelince bir pürüz çıktı. O tarihlerde oldukça aktif olan Milli Türk Talebe Birliği üyesi gençler heykele tepki gösterdi; her yerde savaş var, memlekette açlık kol geziyor, sefalet diz boyu, ekmek karneyle, o yokluk yıllarında bir heykele bu kadar çok paranın harcanmış olması olacak iş değildi! Tepkilerin büyümesi üzerine anıtın kaideye yerleştirilmesi bir hayli gecikti. MTTB üyesi gençlerin tepkisinden sonra anıtın yerine konulmaması şu gerekçeyle izah edildi:

“Tarafsız çevrelerin de makul bularak desteklediği, Taksim’de bir Cumhuriyet Anıtı varken, yakınına daha büyük bir İnönü Anıtı dikilemez.”

1949 yılında Lütfü Kırdar İstanbul belediye Başkanlığından alındı, yerine Fahrettin Kerim Gökay getirildi. Bu kez belediye meclisinde sert tartışmalar yaşanıdı. Bırakın heykelin kaidenin üzerine yerleştirilmesi, kaidenin tamamen kaldırılması gündeme geldi. Başkan veto yetkisini kullandı.

Bugün yarın derken, 1950 yılında “Yeter Söz Milletindir” sloganıyla DP iktidara geldi. “Milli Şef” dönemi bitti, Bayar-Menderes dönemi başladı.

Ancak tartışma bitmedi.

Belediye Başkanı Fahrettin Kerim Gökay, kaidenin oradan sökülmemesi için Başvekil Menderes’le görüştü. Başvekil talebini uygun gördü, kaide yerinde kalacak ancak heykel dikilmeyecek. Bunun üzerine heykel tramvay deposuna kaldırılarak muhafaza altına alındı, kaide yerinde kaldı ancak, anıt kaidenin üzerindeki kitabe tahta perdeyle sıkıca örtüldü.

 

*

 

Aradan on yıl geçti, 1960 darbesinden sonra o tahta perde söküldü.

 

*

 

Yeni yönetim heykeli aramaya başladı ancak hiçbir yerde yok, akıbeti meçhuldür. Aradan yıllar geçti. Herkes İnönü’nün heykelini unuttu.

 

*

 

1973 yılının soğuk bir kış günü, 25 Aralık’ta İsmet İnönü vefat etti. Ölümü üzerine İnönü’ye ait her şey gündeme geldi. Meşhur ve meçhul heykelin akıbeti de bir gazetenin aklına geldi.

Hürriyet Gazetesi’nin 30 Aralık 1973 günkü nüshasında birinci sayfada, “İnönü’nün heykelini parçalanmış ve başsız olarak bulduk” haberini yayınladı.

Heykel Bakırköy Osmaniye’de, Fen İşleri’ne ait izbe bir depoda, parçalanmış, kafası kopmuş bir haldedir. Savaş yıllarında, onca yoksulluk içinde o heykele harcanan para yaklaşık 700-800 liradır.

Bu haberden sonra bir süre mesele gündemde kaldı, sonra heykel tekrar unutuldu.

 

*

 

12 Eylül darbesinden sonra darbeci askerler İstanbul Belediye Başkanlığına Orgeneral İ. Hakkı Akansel’i getirdi. Akansel, İnönü heykeli mevzuuna el attı. Heykel tamir edilecek ve önemli bir yere konacak.

Yeri belirlemek üzere Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nden mimar ve heykeltıraş, İTÜ’den mimar ve şehirci öğretim üyeleri ve belediye uzmanlarından bir heyet kurdu.

Kurul’da heykeltıraş Hüseyin Gezer, mimar Orhan Şahinler ve Mehmet Ali Handan da var, kurulun başkanı dönemin İstanbul Valisi Nevzat Ayaz’dır.

Heykelin dikileceği yerle ilgili olarak üç seçenek üzerinde duruldu.

Dolmabahçe Parkı rampası, Kabataş Meydanı veya Taşlık Parkı...

Oy çokluğuyla İnönü’nün evinin bulunduğu Taşlık Parkı’na karar verildi.

*

 

Ancak anıt büyük bir zarar görmüştür. Yılların tozunu, kirini taşıyor üzerinde. On ton ağırlığında, beş metre yüksekliğindeki anıtın onarımı için o tarihte 14 milyon lira harcandı. Kaide eski adı “İnönü Gezisi” olan, şimdiki adı “Gezi Parkı” olan yerden söküldü, Taşlık Parkı’na taşındı.

Kaide ile heykel 38 yıl sonra buluşmuş oldu.

 

*

 

Anıt, Lozan Antlaşması’nın 59. yıldönümü olan 24 Temmuz 1982’de açıldı.

Törene Danışma Meclisi Başkanı Sadi Irmak başkanlık etti. Seremoniye İstanbul Valisi Nevzat Ayaz, Harp Akademileri Komutanı Orgeneral İsmail Hakkı Akansel, Belediye Başkanı Korgeneral Ecmel Kutay, Merkez Komutanı Tümgeneral Kemal Yüksel, İnönü’nün eşi Mevhibe İnönü, oğulları Ömer ve Erdal İnönü, Rudolf Belling’in eşi Joanda Belling, bazı ülkelerin konsolosları, yüksek rütbeli subaylar ve kalabalık bir halk topluluğu katıldı.

 

*

 

Heykelin konulduğu Taşlık’ta bulunan İnönü’nün evi deniz görüyordu, atın üzerindeki İnönü de gururla Boğaz’ın mavi sularına bakıyordu.

Kimin aklına gelirdi ki, çok geçmeden Turgut Özal denilen birisi gelecek, İnönü heykelinin dibindeki Taşlık Gazinosu’nun yerine beş yıldızlı bir otel yapacak ve “Milli Şef”i o muhteşem manzaradan mahrum bırakacak!

Reva mı?

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!