Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Heyecanını kaybetmiş bir toplum, şiirini de kaybeder. Coşkusu kaybolmuş bir toplumdan şair çok zor ürer.

Nicedir şiir azaldı hayatımızdan.

Belki de bu yüzden, hayli zaman oldu evrenimizde, ta uzaktan hepimize ulaşan yeni bir şairin ayak sesleri işitilmiyor.

Eskilerle idare ediyoruz bu yüzden.

*

Şiir heyecandır. “Sol memenin altındaki cevahir”in her dem parlamasıdır şiir. Şiir coşkudur. Düğüne gitmektir şiir, halaya durmaktır. Halayda halay başı olmaktır şiir. Şiir, oynarken iliklerine kadar terlemektir. Hayatın üstüne gidilen yürüyüşte en ön safta yer almaktır şiir. Aşk cephesinde vuruşmaktır. Yattığın siperden fırlayıp hasmın üzerine pusatsız, çırılçıplak yürümektir şiir. Hınca hınç dolu bir statta, zorlu bir rakibe karşı oynarken filelere topu göndermektir. Şiir dönüp gururla herkesi selamlamaktır. Dağa tırmanmaktır şiir. Maraton koşmaktır. Dağı delmeye teşebbüs etmektir şiir. Şiir Ferhat olmaya niyet etmektir. Mem olmaktır, Mir’in zindanında ölümü göze almaktır Zin için. “Rüzgar kanatlı” bir atın sırtında menzil düşünmeden dört nala koşmaktır şiir.

Şiir kalp atışlarının sesini sağıra duyurmaktır.

Gençliktir şiir. Barutu, bitmez tükenmez uzun bir soluktur.

*

Şair genç olmak, şair genç ölmektir.

*

Yüreğini avuçlarında taşır şair. Avucundakini karşılıksız dağıtmaya hazır olandır şair. Kelimelerinin ritmi ile kalp atışlarının ritmini dengede tutar has şair; denge kelimelerin aleyhine bozulduğunda, şairin “şiirden kesilme” ihtimali belirir. Kelimelerin ritmini, kalp ritminden daha iyi işiten kişidir şair. Yazdığı şiir için yaşar. Şiir hayattır çünkü.

Bir toplumda iyi şairlerin sayısı gittikçe azalmışsa, nicedir iyi şiirler yazılmıyorsa eğer o toplumda, orada hayat yoğun bakım yolculuğuna çıkmış demektir.

*

Çok şair tanıdım. Çoğuyla aynı sofraya oturdum. Aynı kırbadan su içtim çoğuyla. Aynı çıkından ekmek bölüştüm. Ahbap oldum çoğuyla, yakından tanıdım. Ama ahir ömrümde, şiirine benzer hiçbir şaire rastlamadım. Şair şiirine benzemez çünkü. Çünkü insan çirkin, şiir güzeldir. Şiir, belki de insanın çirkinliğini örtmek içindir.

*

Genç olmak, bir şey olmayı umut etmektir. Yaşlıkta ise bir şey olma beklentisi yoktur. Genç olmak, henüz olmadığın şeyi olmayı beklemektir. Yaşlı olmak, gençken beklediğin şey neyse onu görmek veya onu görmeden bir ömür tüketmektir.

Şiir, gençken umut ettiğin her neyse, işte odur.

Yaşlandığında şairin şiirini kaybetmesinin sebebi budur. Şiir umuttur çünkü, bir beklentinin, bir küçücük anın, beliren bir işaretin büyük bir sele dönüşmesidir şiir.

O yüzden yaşla çok ilişkisi vardır. Bütün muhteşem şiirlerin, belirli bir yaşta şairin dağarcığından dökülmesinin sebebi budur.

En güzel şiirleri, şairlerin hep gençlik çağlarına rastlar. Yaşlı bir şairin, gençlik zamanlarında yazdığı gibi kudretli şiirler yazmaması, hep yaşının ona oynadığı kahredici bir oyun sonucudur.

Kainatın sesi gür nice şairi, ömrüne doymadan gitti bu dünyadan. Has şiir, söyleyenin ömrünü kısaltır çünkü. Birçok şair, şiirine eklediklerini ömründen eksiltmiştir.

Çoğu şairin genç yaşta ölmesinin müsebbibi şiiridir.

*

Coşku azaldıkça, hayat heyecanını yitirdikçe, belki de aşk iksiri yavaş yavaş çekilince şairin damarlarından; şiirin yerine bazen o kadar tuhaf şeyler koyar ki şair, insana “benim yüksek katlara oturttuğum şairim nasıl böyle bir işe kalkışır, nasıl herkesin yapabileceği bir şeyi kendine amaç edinir?” sorusunu sordurur.

Yaşama sevinci azalmış, aşkı bitirmiş, yaşını başını almış şair, hepimizin yadırgadığı yeni uğraşını şairliğinin üstüne yerleştirir. Şiir yazmak önemli bir uğraş değildir artık onun için. Şiir de kıskanç, üstüne kuma kabul eden bir ezik olmadığından, kuyruğu dik tutar ve hemen ondan uzaklaşır. Her coşkulu şey gibi gururla bir köşeye çekilir. Böylece şairin kelimeleri gittikçe azalır, kalp atışlarının ritmi düşer, dengesi bozulur.

Yeni “uğraşı”, yeni “davası” şiirine baskındır artık. Onu galebe çalmış, şiirin yerine geçip onun tahtına kurulmuştur.

*

Bu böyle olmasaydı mesela, kelime sarrafı İsmet Özel, şiir yazmayı bırakıp “İstiklal Marşı Derneği Genel Başkanı” olur muydu dersiniz? Ya Sezai Karakoç; bir daha hiçbir şairin yazamayacağı, hiçbir faninin kolay kolay kıyısından geçemeyeceği o coşkun akan şiir nehrini kurutup “Diriliş Partisi Genel Başkanı” olur muydu? Necip Fazıl şairliği bırakıp siyasi bir dergi çıkarmak için “örtülü ödenek” peşinden koşar mıydı? Can Yücel yaşlılığında en yakın arkadaşlarına karşı o kadar “kıyıcı”olup, o kötülüğü de sözüm ona şiire dönüştürür müydü? Böyle olmasaydı mesela Nazım Hikmet TKP Merkez Komitesi’ne girmek için şairliğine halel getirme pahasına, ruhu beş para etmez militanların karşısında kendini o kadar küçük düşürür müydü?

Aşk bitince, heyecan ölünce, uğruna şiirler yazdığın şey avuçlarından kayıp uçunca şairin “şiirden kesilmesinin” en tipik örneği, kendini Kırılmış, balta yemiş ve sesi kuyularda boğulmuş biriyim”diye tanıtan büyük şair Ahmed Arif’tir. Bir mektubunda, Benim her şiirimde varsın ve olacaksın. Ama dünyanın en dehşet şiiri bile ‘sen’ olamaz” diyerek şiirinden üstün gördüğü Leyla Erbil’e yazdığı mektupları yayınlanınca öğrendik. Meğer insanların saçını başını yolarak, içinin kuyusunun en derininden kahır dolu bir iç çekerek okudukları topu topu o on dokuz şiirinin baş ilham meleği “yastığımda bir cehennem var, gel artık” dediği, “Yokluğun, cehennemin öbür adıdır/ Üşüyorum, kapama gözlerini” diye yalvardığı, Bilir misin, ‘canım’ dediğimde içimden canımın çıkıp sana koştuğunu duyarım hep” itirafında bulunduğu, “hasretinden prangalar eskittiği” “Leylim”i, Leyla Erbil’miş.

Leyla Erbil’den umudu kesti, Ahmed Arif de “şiirden kesildi”. Gerisi lafı güzaftır.

Kim bilir hayatımızı genişleten, evrenimizi yumuşatan, en haşin yüzde bile tatlı bir tebessüm izi bırakan ne çok şairin, şiirin Ahmed Arif’in en az şiiri kadar güzel hikayesi gibi bilmediğimiz hikayeleri vardır.

*

Ahmed Arif, Leyla Erbil’e yazdığı mektuplarından birisinde ona şunları söyler:

“C. Chaplin'in dediği gibi dünyayı anneler, şairler ve öğretmenler yönetseydi, kimseler sızlanmazdı! Ama o da bencileyin hayalci. Nerede o cici anneler, namuslu, bilimci öğretmenler, yiğit şairler? Belki 2000 yılından sonra... Ah be!”

*

Değil 2000, 2000’e 20 yıl daha eklendi o günden beri. O “yiğit şairler” artacağına hep eksildi. Nicedir eski şairlerin sesiyle yetiniyor, nicedir göğümüzde yeni şairler parlamıyor.

Coşkusunu kaybeden, sesini düşüren bir toplumun göğünde yıldız ne arasın ki?

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00