Gazze katliamı, etek ve kucak!
BİR asırdan buyana sadece kan ile gözyaşının hâkim olduğu Gazze’de yalnızca İslâm ve bölge tarihine değil, dünya tarihine geçecek bir katliam yaşandı...
2018’in 14 Mayıs’ı, bundan böyle Ortadoğu hakkında yazılacak olan eserlerde kan, gözyaşı ve ıztırap ile dolu bir gün olarak yeralacak. Belçika’nın 19. asrın sonlarından itibaren Kongo’da işlediği cinayetler, Naziler’in 1940’ta Polonyalı subaylara karşı Katin Ormanı’nda yaptıkları, Fransızlar’ın 1961 Ekim’inde Paris’te Cezayirliler’i katletmeleri gibisinden utanç dolu hadiseler tarihte nasıl kara bir leke hâlinde kalmışsa, Gazze’de önceki gün olanlar da işte böyle bir utanç sahnesi olarak kalacak.
Gazze’deki cinayetlerin sorumlularının büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyan Amerika ile Yahudiler’in İkinci Dünya Harbi senelerinde maruz kaldıkları acıların daniskasını şimdi Filistinliler’e uygulayan İsrail’den ibaret olduğunu düşünmeyin. Olup bitenlere karşı tek söz etmeyen Arap ülkeleri de bu işte Amerika ile İsrail kadar suçludur, cürümlere beraberce iştirak etmişlerdir!
Diğer mücrimlerin başında, katliamın asıl sebebi olan büyükelçilik meselesine temas bile etmeden cılız bir kınama ile yetinen, sonra utanmış olacak ki dün akşama doğru daha da cılız ve sıska bir açıklama yapıp “Krallık, Amerikan Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşınmasını reddediyor” diyen Suudi Arabistan vardı! Çetenin reisi işin içinden böyle sıyrılmaya çalışır da hempaları geri kalırlar mı? Suudiler ile beraber Washington’un peyki hâlini almış olan diğer Arap memleketlerinin gıkları bile çıkmadı!
Tahtını ve geleceğini güçlüye ipotek ettikleri için Gazze’de yaşananlar karşısında söz etme cesaretini bulamayan Suudiler’in, Emirlikler’in ve rejiminin istikbalini Washington’dan gelecek “Aferin”lere bağlamış olan Mısır’ın günahı, işte bu yüzden İsrail’den aşağı değildir!
Arap dünyasının uzun senelerdir bu şekilde hareket etmesinin sebeplerini anlayabilmek için derinlemesine bir sosyolojik, psikolojik ve hattâ genetik tahliller yapılması şart ise de, meselenin basitçe anlaşılabilmesi için seneler önce yazmış olduğum bir hatıramı şimdi tekrar nakledeceğim:
1980’lerde gazeteci olarak Mısır’da yaşıyordum. İstanbul’a bir iş için gelmiş ve 25 Mart 1988’de Kahire’ye dönmüştüm.
Havaalanında, Aziz Nesin ile karşılaştım. Dünya Yazarlar Birliği’nin kongresine davetli idi, karşılayıp oteline götüreceklerini söylemişlerdi ama gelen-giden yoktu. Zira kongre iptal edilmiş ama iptali haber vermeyi akıl edememiş, adamcağızı havaalanında bırakmışlardı...
Dede dostum olan Aziz Bey ile doğruca Zemalek’teki evime gittik, o gece bende kaldı, misafirini kapıda bırakan Yazarlar Birliği’ni ertesi sabah arayıp vaziyeti izah ettik, geldiler, Aziz Bey’i binbir özürle alıp Marriot Oteli’ne yerleştirdiler.
Aziz Bey ertesi gün telefon etti, “Bunların ‘Savtu’l- Arab’ diye bir gazeteleri varmış, öğleden sonra bana mülâkata gelecekler, tercümanlığımı sen yapar mısın?..” dedi.
Gittim... Röportaja yolladıkları muhabir hödüğün de hödüğü idi, Aziz Nesin’in hiçbir kitabını okumamıştı, hattâ kim olduğunu bile bilmiyordu, “Ne tür yazılar yazarsınız?”, “Dindar mısınız?”, “Hükümetle aranız nasıl?” yahut “İslam Birliği mümkün müdür?” gibisinden abuk subuk sorular sordu ve hakettiği cevapları da aldı.
Herif derken, “Arap dünyası hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye sormaz mı?
Sonra bana döndü, “Sana bir şey söyleyeyim mi?” dedi. “Buraları iyi ki kaybetmişiz! Şu sokakların haline bak! Şayet bize ait olsaydı, milyonlarca entarili adam vatandaşımız olacaktı... Bunların ceplerinde Türk nüfus kâğıdı taşımasını düşünebiliyor musun?”.
Aziz Nesin’in sözlerinin iki gün sonra yayınlanırken “Türkiye ile Mısır kardeştir; dinimiz de, tarihimiz de ortaktır, yaşasın Türk-Mısır dostluğu!” haline getirilmiş olduğunu herhalde tahmin edersiniz...
Arap memleketlerinin bir-iki istisna haricinde Gazze’deki katliam hakkında tek söz etmemelerinin sebebini Aziz Bey’in bundan otuz sene önce söyledikleri mükemmelen izah etmektedir, yani ortada bir “etek” ve “kucak” merakı vardır!
- Süleyman Şah'ı asıl yerine, yani Caber Kalesi'ne nakletmenin zamanı artık geldi!7 dakika önce
- Basın yine "Molla gidiyor!" havasına girdi ama İran'da rejim mejim değişmez!1 hafta önce
- Özgür Özel, İstanbul'da 1908'e kadar vârolan ama sonraları unutulan "Ayyaşlar Bayramı"nı canlandırıp Bekrî Mustafa'nın ruhunu şâd eyledi!2 hafta önce
- Londra'da yarın, denizcilik tarihimizin en büyük bozgunu olan İnebahtı ile ilgili belgeler mezata çıkıyor!1 ay önce
- Papa'nın gelişi, lâik ve muhafazakâr kesimdeki cahillerin saçmalama seviyelerini hayli yükseltti!1 ay önce
- Şehid olan askerler için yas ilân edilmesi geleneğimizde yoktur!1 ay önce
- Suriyeliler'i Harp Okulları'na almayalım da İsrail yahut Yunanistan mı yetiştirsin?2 ay önce
- Cumhuriyet'in ilânının 102. yıldönümünde bir akademik cehalet ve ilmî sefalet örneği2 ay önce
- Suriye, neredeyse bir asırdan bu yana kutladığı Osmanlı düşmanlığı bayramını iptal etti!2 ay önce
- Niyazi Bey3 ay önce