Takipde Kalın!
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
Gündem Ekonomi Dünya Spor Magazin Kadın Sağlık Yazılar Teknoloji Gastro Video Stil Resmi İlanlar

Telefon dinlemelerinin tarihi telefonun Türkiye'ye ilk geldiği 1910'lara kadar uzanır ama dinlemelerle ilgili ilk belgeler 1950'li yıllara aittir. İşte bu belgelerden şimdi okuyanları tebessüm ettirecek bazı örnekler...

Telefonların dinlenmesi konusunda görebildiğim ilk belgeler 1950'li senelere, Demokrat Parti'nin iktidar yıllarına aittir ve kaydedilen konuşmalarda iki ayrıntı dikkat çekmektedir: Dinlenen tarafın telefonunun dinlendiğinden haberdar olması, hattâ dinleyene küfür bile etmesi ve CHP yanlısı olan o günlerin genç, sonraki günlerin duayen gazetecilerinin memlekette yakında "birşeyler yaşanacağını" bilmeleri...

Türkiye'nin gündemini birkaç haftadan buyana telefon dinlemeleri belirliyor...

Dinleme, telefonun icadının ardından dünyanın her memleketinde vâroldu ve başta devlet olmak üzere rakip taraflar birbirlerini hep dinlediler. Önceki asırlarda kimin ne yaptığından haberdar olmak isteyenler bir yolunu bulup gönderilen mektupları okudular, 19. asrın en seri haberleşme vasıtası olan telgraflar gerektiğinde kopyalandı ve telefon görüşmelerinin kayda geçirilmesi işi de kayıt teknolojisinin 1930'lardan itibaren gelişmesi ile daha kolay hâle geldi.

MUHALİFLERİ DİNLEMİŞLER

Bu işin Türkiye'de telefonun kullanılmaya başlandığı 1910'lu senelerden kayıt teknolojisinin gelişmesine kadar geçen zaman içerisinde nasıl yapıldığı hakkında şimdiye kadar bir belgeye rastlamadım. Görebildiğim ilk belgeler 1950'li senelere, Demokrat Parti'nin iktidar yıllarına ait...

Geçmişte uzun seneler resmî görevlerde ve önemli bakanlıklarda bulunmuş rahmetli bir devlet adamının ailesinin, büyükbabaları olan bu devlet adamının özel arşivindeki bazı belgeleri bir müddet önce bana verdiklerinden daha önce bahsetmiş ve bu arşivde yeralan bazı belgeleri bu sayfada yayınlamıştım.

Sözünü ettiğim ve bugün iki örneğine yer verdiğim dinleme dökümleri de aynı arşivde bulunuyor.

"BİRŞEYLER BEKLİYORLAR"

27 Mayıs darbesinden birkaç gün öncesine ait olan dökümleri okuduğumda iki ayrıntı dikkatimi çekti: Dinlenen taraf telefonunun dinlendiğini biliyor, hattâ dinleyene küfür bile ediyordu... Ama daha da önemlisi, CHP yanlısı olan o günlerin genç, sonraki günlerin duayen gazetecileri memlekette çok yakında "birşeyler olacağını" biliyor gibi idiler ve "20 güne kalmaz" demekten bile çekinmiyorlardı...

İşte, devletin 27 Mayıs darbesinden önce yaptırdığı dökümler okunduğunda tebessümler yaratan bazı dinleme kayıtları:

CHP GENEL MERKEZİ'NDEKİ BÜTÜN TELEFONLAR DİNLENİP ZAPTA GEÇİYORDU

ANKARA'da 1960'ın 20 Mayıs'ında yapılan hükümeti protesto yürüyüşünde kadın-erkek çok sayıda kişi tutuklanmıştı ve tutuklananlar arasında bazı CHP'li milletvekillerin hanımları ile üniversitedeki görevinden istifa ederek CHP'de faaliyet gösteren ve 1990'da bir suikaste kurban gidecek olan Prof. Muammer Aksoy da vardı.

MUAMMER BEY ARANIYOR

CHP'nin ileri gelenleri, milletvekilleri hanımlarını serbest bıraktırmak ve Ankara Emniyeti'nde gözaltında tutulan Muammer Aksoy'dan haber alabilmek için birçok yeri arıyorlardı ve konuşmaları kaydediliyordu.

İşte, bu kayıtlardan bazıları: CHP Milletvekili Prof. Turhan Feyzioğlu ile Birinci Şube memurlarından Osman Zorlu arasındaki konuşma:

"- Osman Bey, Niyazi Bey (Birinci Şube Müdürü Niyazi Bicioğlu) yok mu?

- Yok, şimdi çıktı.

- Bizim Muammer Aksoy'u oraya götürmüşler de; hanımı merak ediyor, durumunu soracaktım.

- Hanımı bize de telefon etti, buradadır gönderiyoruz.

- Ne zaman acaba çıkacak?

- Şimdi, şimdi beş dakikaya kadar. İfadesini alıyoruz da.

- Peki teşekkür ederim, Niyazi Bey yok yani.

- Gitti vallahi, yemin ediyorum.

- Peki".

Ama aradan birkaç saat geçmesine rağmen Muammer Aksoy bırakılmayınca telefon trafiği daha da yoğunlaşacaktı. O sırada CHP'nin aktif gençlerinden ve sonraki senelerde de Ankara Milletvekili olan Hasan Tez, Birinci Şube'de Muammer Aksoy'u görmeyi başarmıştı. Tez, haberi Kuvâ-yı Milliye'ye destek fetvasını kaleme alan ve Cumhuriyet'in ilk Diyanet İşleri Başkanı olan Rıfat Börekçi'nin oğlu CHP'nin Ankara Milletvekili Fuat Börekçi'ye telefonla verirken, dinlendiğini zarif bir şekilde ifade ediyordu:

"- Fuat ağabey, ben Hasan Tez. Muammer Aksoy'u gördüm Birinci Şube'de. İstirahati yerindedir. Emin Soysal'ın oğlunu gördük, Gündüz Aksan'ı gördük, diğer kadınları ziyaret ettik, ilâç götürdük, birisini de sabaha kadar o Handan'ı, esmer kızı da. Doktorlar müsaade etmişler, hastahaneye götürmüşler. Batırbaygil'i gördük, yarın sabaha kaldılar. Bu telefonu eşşoğlueşşekler dinliyor da ağabey.

- Anlıyorum, anlıyorum.

- Yerleri gayet iyi. İyi muamele yapıyorlar, yarın sabah da oradan alacaklar. Hepsi 41 kişidir. Bizim de vazifemiz böylece bitti.

- Çok teşekkür ederim. Güle güle".

CHP, Muammer Aksoy'un nerede tutulduğunu nihayet öğrenecek ve Birinci Şube Müdürü Niyazi Bicioğlu'nun yanında olduğu haber alınınca Turhan Feyzioğlu yeniden emniyeti arayacak ve görüşme kaydedilecekti:

"- Buyrun?

- Niyazi Bey siz misiniz? Ben Turhan Feyzioğlu.

- Buyrun ağabey.

- Muammer Aksoy'u soracaktım da.

- Burada oturuyoruz.

- Daha işi bitmedi mi. Beş on dakikaya kadar bırakılacak denilmişti.

- Herhalde yarım saate kadar gidecektir.

- Muammer Bey'le görüşebilir miyim?

- Hay hay, buyrun.

- Muammerciğim nasılsın? Birkaç defadır soruyoruz.

- Teşekkür ederim, ifadem alındı oturuyoruz, burada kalmama başka bir sebep yok.

- Peki, Muammerciğim. Gülseren Hanım'a da malûmat vereceğim. O da merak ediyor. Niyazi Bey'i verir misiniz?

- Niyazi Beyciğim, çok teşekkür ederim".

GAZETECİLER, 27 MAYIS'TAN DOKUZ GÜN ÖNCE "20 GÜNE KALMAYACAK" DİYORLARDI

27 Mayıs darbesinden dokuz gün önce, 18 Mayıs 1960'ta kaydedilen bu telefon görüşmesi, Ankara'da o senelerde gazetecilik yapan, sonraki yılların büyükelçisi ve dışişleri bakanı Coşkun Kırca ile Akşam Gazetesi'nin Ankara bürosundan Güngör Yerdeş arasında geçiyor.

İSMET PAŞA'NIN DEMECİ

Coşkun Kırca, Akşam Gazetesi'nin İsmet İnönü'nün hükümeti hedef alan bir konuşmasını yayınlaması ve ilk sayfaya bir de fotoğraf koyması yüzünden sıkıyönetim tarafından kapatıldığını duymuştu ve haberi doğrulatmak istiyordu.

Kaydın önemli tarafı, konuşmada geçen "Memlekette 20 gün içerisinde birşeyler olacağı" şeklindeki ifadeler idi:

"- Güngör, ben Coşkun, ne var ne yok, doğru mu?

- Evet, kapandı 20 gün.

- O resme kızmış olacaklar.

- Ona kızmış olacaklar.

- Sebep ne gösteriyor?

- İkinci baskıda bugün kalıp değiştirmişler, Paşa'nın (İsmet İnönü'nün) konuşması, beyanatı varmış.

- Ne demek kalıp değiştirmesi? Paşa'nın beyanatı öbürlerinde de var.

- E işte, onları mahkemeye veriyorlarmış. Biz kapanmadık ya işte. Bizi de kapattılar.

- Paşa'nın beyanatına neşir yasağı mı kondu ki?

- E işte, Paşa'nın beyanatından dolayı bizi kapatıyorlar.

- Resmen var mı bu?

- Evet, evet, yani gece ikiye yetiştiriyorlar dizgiyi mizgiyi. Ondan sonra kalıp değiştiriyorlar. Paşa'nın beyanatını koyuyorlar. O baskıdan dolayı kapatıyorlar.

- Hangi baskı yahu?

- İşte bu gün iki nüsha basıyor. İki kalıp. Gece saat yarımda Paşa'nın konuşmasını verdik ya biz buradan...

- Onbirde falan yahu.

- Neden, sen zaten onikide falan geldin ağabey.

- Yapma yahu 11.30'da geldim.

- Tamam onbir buçukta, biz de onikide vermiş olduk. O sırada gazete baskıda, devam ediyor baskı, kalıp değiştiriyorlar, Paşa'nın beyanatını koyuyorlar. Ondan kapatılıyoruz.

- Kalıp değiştirmek ve ondan. Şahsî meselesi gazetenin.

- Güç, güç.

- Anlaşıldı canım şeyden, dünkü resimlerden..

- Resimden tabii.

- Nefis bir resim o be. Kudurmuştur Menderes, kudurmuş.

- Çok kızmış, çok kızmış.

- Rıfkı Salim'i (DP'den Erzurum Milletvekili olan ve bakanlıklarda bulunan Prof. Dr. Rıfkı Salim Burçak) gördüm, elinde. Otobüsteyiz, beni bilmiyorlar tabii, o gösterdi. "Akşam'ı gördün mü?" diyor, "Bizi rezil etmiş" diyor. "Yahu, ne kepazelik bu yahu?". Peki, 20 günü örfiidare (sıkıyönetim) veriyor ha?

- Evet, örfiidare.

- Çünki, Cumhuriyet üç sütun vermiş. Ön başta İnönü'nün verdiği cevap nedir ki, tek sütun, öbürleri geziyi ele almış.

- Evet.

- Başka ne var ne yok.

- Başka yok, oturduk artık işte.

- Sağlık olsun sağlık.

- 20 gün çok acı ama yahu.

- 20 günden evvel olur o merak etme.

- Hadi bakalım.

- 20 güne kalmaz bu işler. (Gülüşmeler)

- Necati ile kavga ettik, sabahleyin.

- Zincirkıran...

- He.

- Niye?

- Bana diyor "Bizim gazeteye verilmez. Bizim gazetenin herkesi şereflidir" diyor. "Şerefli başkası şerefsiz mi?" dedim "Ulan, daha dünkü çocuksun sen" dedim. "Boyun kadar konuş".

- Güzel iyi demişsin.

- Bak koyamadı bunu kudurdular. Neşir yasağı diye gözdağı verecek, bilmem ne verecek. Herkes vazifesini yapar.

- Gayet tabii.

- Hayır Akşam iyi ki kapanmamıştı. Böyle bir şey nar çiçeğidir kapanmamış olması. Milliyet nasıl kaşındı, zorla. Milliyet yasak olan şeyleri yazmaya başlamıştı. Nar çiçeği olan bir iktidar taraflısıdır diye. Neyse, geçmiş olsun. 20 gün bizim yüzümüzden oldu.

- Halk Partisi'nin yüzünden.

- Ah yârab, bir güneş uğruna ne hilâller batıyor.

- Ne Akşam'lar sönüyor.

- Haydi sen yaşadın yine.

- Niye, neden?

- Ne olacak yahu, senin için çalışıp çalışmamak.

- Evet o bakımdan hakkımdaki kanaatinize teşekkür ederim.

- Tabii gayet rahat çalışmayı antrenman gibi, şey gibi, istirahat gibi yapan adamsın.

- Haydi öyle olsun.

- Güle güle".

Şurada Paylaş!
Yazı Boyutua
Yazı Boyutua
Diğer Yazılar