Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        “Beyaz Toros” Türkiye’nin 90’lı yıllarını temsil eden bir sembol. Resmi kurumların varlığını reddettiği JİTEM’in devriye aracı olarak kullandığı araca verilen isim. Açılımı Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele. İçişleri Bakanlığı’nın onayı olmadan, Genelkurmay Başkanlığı’ndan da görüş almadan Jandarma Genel Komutanlığı’nın inisiyatifiyle kurulan ve terörle mücadele kapsamında faaliyet yürüten bir oluşum olarak biliniyor.

        “Beyaz Toros” Doğu ve Güneydoğu’da işlenen faili meçhul cinayetlerle ilişkilendirilen JİTEM ile halk arasındaki en somut arayüz. İsminin devlet gücünü kullanan ama devletin hükümetine ne rapor ne de hesap veren JİTEM’in işlediği ileri sürülen 17 bin faili meçhulle yan yana yazılması bundan.

        Teşkilatın gözaltında tuttuğu kişilere işkence yaptığı, öldürdükleri kişilerin cesetlerini bazen gizledikleri, bazen ibret olsun diye sergiledikleri iddia edilir. Öldürülen insanların en son “beyaz bir Toros”a binerken görülmesine ilişkin görgü tanıklarının sayısı kabarık olduğu için, devletin kara tarihine giriş derslerinin elifbası olmuştur “beyaz Toros”.

        Her ne kadar kimileri bu rakamın PKK tarafından abartılmış olduğunu ileri sürse de, yapılan yargılamalar sonucu JİTEM’in ve yöntemlerinin varlığını tartışan yok artık. 14 Ağustos 2008’de Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan emekli Albay Arif Doğan, JİTEM’i kendisinin kurduğunu, daha sonra Veli Küçük’e devrettiğini itiraf etmişti. Arif Doğan’ın depo olarak kullandığı İstanbul Beykoz’daki bir evde yapılan aramalarda da zaten, birçok silahla beraber çok sayıda “JİTEM belgesi” ele geçirildi.

        Bilen biliyordu ama her şeyin kamunun önünde gerçekleşmesinin, verilerin ortaya saçılmasının üzerinden sadece 7 yıl geçti.

        Önemli bir detay da şu: Arif Doğan, JİTEM’in varlığını itiraf ederken, ondan utanmıyor, gurur duyuyordu. Yüksek sesle, “Yine olsa yine yaparım” dercesine böyle bir oluşumun var olması gerektiğini savunarak yapıyordu itirafını. Şunun şurasında sadece 7 yıl önce.

        Çok açık ve tartışmasız bir konu da şu: AK Parti iktidarın merkezini değiştirmeseydi, ortaya çıkacağı da yoktu. Sorumlular yargılanmasaydı eğer, bu ve bunun gibi karanlık faaliyetler, birer “kazanılmış hak” olarak devletin derinlerdeki kimi karanlık ellerin uhdesinde bulunmaya devam edecekti.

        Bunları Sayın Ahmet Davutoğlu’nun sarf ettiği ve son iki gün boyunca tartışılan cümle nedeniyle yazıyorum.

        Ne demiş Davutoğlu?

        “AK Parti iktidardan indirilirse buralarda terör çeteleri dolaşacak, beyaz Toroslar dolaşacak. Biz buraları faili meçhullere bırakmayacağız. Hiç merak etmeyin, seksenli-doksanlı yıllara dönmeyeceğiz.”

        Buradan ne çıkar? “Davutoğlu’nun bir öngörüsü var” sonucu çıkar. Bu öngörüye göre AK Parti’nin varlığı, geçmiş karanlık günlere dönülmemesinin teminatı.

        Bu öngörü değil tehdittir demek için, bu ülkenin geçmişinde JİTEM’lerin, Arif Doğan’ların, Veli Küçük’lerin, cumartesi annelerinin olmaması lazım.

        Bunların Davutoğlu’nun, AK Parti’nin uydurmaları, sayıklamaları olması lazım. Bunların gerçek olduğunu ve bu gerçeklerin şunun şurasında sadece 7 yıl önce kamunun bilgisine açık hale geldiğini, 10 yıl önce ise bunları konuşmanın tabu olduğunu en iyi Kürtler biliyor. En iyi HDP’liler biliyor. En iyi Selahattin Demirtaş biliyor.

        Gelgelelim Selahattin Demirtaş ve pek çok HDP’li bu dili “faşist” olmakla itham edip “Kürtleri tehdit etmek” olarak lanse ediyorlar. “Sen gidip Van’da beyaz Toros’tan söz edersen; Vanlılar sana 1 Kasım’da öyle bir cevap verir ki, seni o beyaz Toros’un bagajına kapatıp Ankara’ya postalarlar. Sonuçlar ortaya çıktığında ne demek istediğimi daha iyi anlarsın” diyor Demirtaş.

        Davutoğlu’nun ifadesinin keskinliği, bu kadar keskin bir sebep-sonuç ilişkisinin kurulamayacağı cihetinden tartışılabilir ama Davutoğlu’nun ifadesini “tehdit” olarak görenin dönüp kendisine, arkasına, sağına soluna da bakması gerekir.

        Çünkü 7 Haziran öncesinde Abdullah Öcalan ile görüşen HDP heyeti de “Seçim barajları indirilmezse, çözüm süreci ciddi ve kararlılık içinde yürütülmezse darbe mekaniğinin sonuç alabileceği” uyarısı ya da “öngörüsü” ile dönmüştü İmralı’dan.

        İmralı, Türkleri “darbe” ile tehdit mi ediyordu yani?

        Demirtaş’ın mantığıyla öyle. Ya da “öngörü” tekelinin sadece kendilerinde olduğunu düşünüyorlar.

        Diğer Yazılar