Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        PKK büyük zayiat verdi, sıkıştı ve agresyonunu hangi dereceye kadar artıracağını göstermek için böyle zamanlarda kullandığı TAK aparatını devreye sokarak YPG saflarında savaşmış bir militan aracılığıyla Ankara’da 17 Şubat’ta yaşanan saldırıyı gerçekleştirdi. TAK her ne kadar “ayrı bir örgüt” gibi gösterilse de, herkesin bildiği, kimilerinin muğlaklaştırmaya çalıştığı gerçek öyle değil.

        PKK ne zaman kolay üstlenilmeyecek, yaşadığı topraklarda ebedi şeytanlaştırmaya maruz kalmasına neden olacak, ama örgüt hedefleri bakımından da yapılması gereken bir eyleme imza atsa TAK üstlenir. 2010 Ekim’inde Taksim Meydanı’nda yapılan saldırıda PKK’yı gizlemek için devreye sokulan TAK, 17 Şubat 2016’da YPG’yi örtbas etmek için devreye sokuldu.

        Martılar bile yutmadı, yeme atlayan sadece sazanlar oldu.

        Ama sazanlık ya da aptallık gibi ağır bir ifade, bir ayrımı yapmaya, bazı tarihleri işaretlemeye de icbar eder.

        Zira Allah var, nasıl bir yapı olduklarını ve silahlı güçlerini tasfiye etmeyeceklerini gizlerken en iyi perdeleri kullandılar. “Çözüm istiyoruz, kandan bıktık, ölümden bıktık, tek istediğimiz ortak değerler etrafında birleşmek, Türkiyelileşmek ama bu arada kimliğimizi de korumak” dediklerinde, konjonktür doğruyu söylüyor olduklarını düşündürtecek rasyonel veriler içeriyordu.

        PKK’nın 6-7 Ekim Kobani olaylarında yarattıkları dehşete kadar olan tolerans ve çözüm sürecini sürdürme gayreti, doğru söylediklerini umut etmekten ibaretti.

        6-7 Ekim’e kadar “güvenlikçi” politikaları savunmak kalpsizlikti. O güne kadar HDP’den umut kesmek kalpsizlikti.

        O günden sonra hâlâ bunları yapmak, savunmak ise “aptallık”...

        Ancak aptallık kendiliğinden oluşmaz. “Art niyetli” kanaat önderleri ve nüfuz ajanları tarafından meselenin tarifi tahrif edilerek oluşturulur, basın yayın organları eliyle de yayılır.

        Karşımızdakinin Ortadoğulu, kanlı bir savaş makinesi olduğunun son kanıtı 2 Mart Çarşamba günü Diyarbakır’da yaşandı. PKK’nın yaşadığı sıkışmayı esnetmek, ona bir nefes, bir soluk olabilmek için Diyarbakır halkını sokağa çağıran Selahattin Demirtaş umduğunu bulamadı.

        Geriye kalan bazı HDP’lilerin attığı “Biz barış istemiyoruz. Savaş! Savaş! Savaş!” şeklinde yankılanan sloganları oldu.

        HDP, budur.

        Geriye kalan, saz çalabiliyor, ağzı iyi laf yapıyor, mizahtan anlıyor diye Demirtaş figürüne taşıyabileceğinden fazla anlam yükleyip partiyi PKK sultasından kurtarabileceğini zannetmenin ne kadar ağır bir yanılgı olduğu gerçeği.

        Bu yanılgının da bir “yanlış tarif”ten neşet ettiğini anlamazdan gelmek de sıradaki hata olabilir. Suriye’de yanan ateşin aydınlattığı gerçekler şu, artık anlamak zorundayız:

        1- PKK, PYD, PJAK, PÇDK, hepsi KCK’ya bağlı olan tek bir yapının uzantılarıdır. Her Ortadoğu örgütünde olduğu gibi kuralı koyan, silahı tutandır.

        2- Bütün teşkilatlanmasını bulunduğu ülkelerde teritoryal bir egemenlik kurma ve giderek devlet olma hedefine doğru örgütlemiş yapının kurduğu ya da desteklediği partiler, örgütün sözünün stratejisinin dışında bağımsız bir duruş/eylem/siyaset izleyemez. HDP’nin KCK-PKK hiyerarşisinde bir yeri vardır ama zurnanın son deliğidir ve görevi de silahı olanın koyduğu kurallar istikametinde örgüt sözcülüğü ve manipülasyon yapmaktır.

        3- Başka türlüsünü yapamazlar, yaparlarsa keklik gibi avlanırlar.

        4- Parti kapatmaktan kaçınmak için PKK ile bağı, emir-komuta ilişkisi hukuki delillerle sabit olmuş kişiler; başta Selahattin Demirtaş olmak üzere bazı vekiller hakkında soruşturma açılması, hatta dokunulmazlıklarının kaldırılması gerekli, ama sadece devlete zaman kazandırmak açısından. Zira nihai çözüm değil. Demirtaş’ın yerine gelenin Demirtaş’tan farklı olabilmesi, ancak o kişinin KCK liderliği tarafından infaz edilmeyi göze almasıyla mümkün.

        5- PKK tamamen etkisiz hale getirilmeden HDP ya da benzeri bir partiden demokratik siyasete entegre olmasını, Türkiyelileşmesini beklemek, bilet almadan piyango vurmasını beklemeye eşdeğer.

        6- Suriye’deki iç savaş koşulları PYD aleyhine dönmeden ya da KCK tarafından PYD’nin alanı ile PKK’nın alanı arasında net, keskin bir ayrım yapılması kararı alınmadan PKK’nın tamamen etkisiz hale getirilmesi zor, imkânsız değil ama zor.

        7- Türkiye tam da bu nedenle Suriye’de olan bitenlere, PYD’nin etnik temizlik aracılığıyla demografi değiştirmelerine ve PYD-Esad-Rusya arasındaki işbirliğinin sonuçlarına kayıtsız kalamıyor, kalamaz da.

        Diğer Yazılar