Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        MAYINDI şuydu buydu derken Başbakan bombayı patlattı: "Azınlıkları ülkeden kovmak faşistlikti" Kuşkusuz önemli bir özeleştiri. Sivil toplum örgütlerinin yıllarca söylediği cümlelerin, başbakanın ağzından çıkması, etki gücünü ve hızını artıran bir faktör. Fakat "Konu buraya nasıl geldi?" faslı da, kimin neyi söylediği kadar mühim. Hangi sebep, bu özeleştiriyi duymamızı sağlamıştır? O sebep ile bu sonuç arasında bir illiyet bağı var mıdır?

        Korkarım böyle bir illiyet bağı yok. Zira sözkonusu özeleştiri, Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesi işinin o alanı 45 yıllığına kullanacak olan israilli bir firmaya verilmesini eleştirenlere "faşist" demeye getirmek için yapılmış. "... Farklı etnik kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu. Acaba kazandık mı? Düşünmek lazım. Bu aslında faşizan bir yaklaşımın neticesiydi... Paranın dini, ırkı olmaz... Adam burada yatırım yapacak... Burada Ahmet-Mehmet çalışacak..."

        İyi de, bu memlekette yaşayan ve ayrımcılığa uğramış olan Ariel'ler, Moiz'ler, Nora'lar ile ABD'nin Ortadoğu şubesi olan İsrail arasındaki o "musevilik" bağına gelene kadar akşam olur. Arada koskoca emperyalizm var, arada koskoca Siyonizm var, arada bitti gibi görünen ama bir türlü bitmeyen soğuk savaş dinamiklerinin hortlaması gibi durumlar var, Ortadoğu barışını bölge için ham bir hayal haline getirmiş bir terörist devlet var, arada İsrail var, kısaca.

        İsrailli firma deyip geçemeyiz. Çünkü israil yasalarına göre her İsrailli asker doğar ve o ülkede "asker"in kimi düşman olarak gördüğü de malumunuz. Mayın sökücü-organik tarımcı firma için de bu geçerli. Sahibi Yahudi olan Fransız bir firmaya itiraz ediyor olsaydık, Başbakanın "sermaye ırkçılığı" yakınması isabetli olurdu, ama bu şartlarda değil.

        ABD'nin Irak'ı işgal ederken güttüğü niyetlerden biri de israil için fazla can sıkıcı hale gelmiş bir Irak'ın ve aslında elinde kimyasal/nükleer silah bulundurma ihtimali bulunan bütün bölgesel güçlerin israil lehine denetiminin sağlanmasıydı. Bunları milli görüş çizgisinden gelen Ak Parti kurmayları da gayet iyi bilir, "Filistinli kardeşleri-miz"i, "gözyaşı geceleri"ni iyi bildikleri gibi. Ama görüyoruz ki, her zaman olduğu gibi "ABD işgaline ve israil jandarmalığına" meşru kılıf bulmakta sıkışıldı mı; üslubunu değiştirmiş ama meselesi hiç değişmemiş olan neo emperyalizm "gerçeğine" toslanıldı mı, hemence bir "azınlıklar meselesi", "çok kültürlülük" ve "demokrasi" mevzuu icat ediliyor, direksiyon oraya kırılıp, soluklanılıyor. Sonuç? Sözkonusu kavramların "inandırıcılığı" kan kaybediyor, kavramlar herhangi bir "etik" üzerinde biçimlenmek şöyle dursun, asgari ahlak zeminini bile yitiriyor.

        İç politikadaki gücünü ve bazen de yaptığı darbeleri ABD eliyle tahkim ettiği yıllardır söylenegelen ordumuz yine de "biz olmasak bu sağcılar vatanı ABD'ye satar" söylemi ile toprağa sahip çıktığı izlenimi vermekte en azından bir sahicilik efekti yaratırdı.

        Şimdi bakıyoruz, bu bağlamda oradan da ciddi bir ses gelmiyor, ne yazık... Oysa tam da yeri. Tarihte ilk kez, bir gerçeklik payına tekabül edebilirdi bu "söylem". 28 Şubat'a, Şiribom kebapçısını bile içeren kara listeler hazırlatmaya, e-muhtıraya verdiği enerjinin binde birini bu konuya vermiyor: Ordu. Gerçi, "ne Şam'ın şekeri ne Arab'ın yüzü" diye durmaksızın aşağıladıkları Su-riyeliler'in kendi taraflarındaki mayını kendi çabaları ile sökebilmiş olması, ama bizim ordumuzun bu işi bir şekilde yapamamasının ayıbı yeter de artar. Ak Parti'nin mazlum Filistinli hassasiyetindeki inandırıcılığını yerle yeksan eyleyen yaklaşım, "vatanı satıyorlar" misyonu dolayısıyla siyaset bile yapagelmiş ordu adına da zerre miktar inandırıcılık bırakmamıştır. Ergenekon davası filan değil, mayınlar yapmıştır bunu... Maalesef.

        BİZE AYRILAN "ONE MİNUTE"ÜN SONUNA GELDİK

        Elbette sözkonusu olayın sivil siyaset ve devlete hükümet eden parti bağlamında neyi gösterdiği biraz daha karışık. iki ihtimal var. 1- Aslında 'part time' bağımsız bir ülkeyiz ve hangi parti iktidarda olursa olsun, hükümet edenin elinden bu kadarı geliyor 2- Ak Parti "Yatırım" dendi mi, "daha kârlı" dendi mi, ori-jinindeki duyarlılıkları bir lahzada unutan bir parti haline gelmiş olduğunu resmen tes-cilliyor. ilk ihtimal doğruysa, yapacak hiçbir şey yok. Çünkü yakın Türkiye tarihini samimi olarak tartışma imkanının önündeki tek engel, bu meseleyi tartışacak olanların samimiyetsizliği değil. Yasal engeller var ve bırakın tartışmayı bakınız kafasını büste çarpan inek Gülsüm'ün dramı bile yeterince bilgilendirici.

        ikinci ihtimal doğruysa, durumdan neş'et edecek sonuçlardan ilki, insani duyarlılıklarını din/dindarlık referan-sıyla perdahlamış olan kitlelerin AK Parti eliyle nihilizme sürüklenmesidir. Tercümesi, yakın bir tarihte ve hatta şimdi, hemen her soruna bezgin bezgin "amaaan, boşver" diyen insan sayısının çığ gibi büyüyecek olmasıdır.

        Taban için ise, hiç kolay değil. Onca "zulum gören müslüman kardeşim" hissiyatının, onca "gözyaşı gecesi"nin, biriktirilen paralardan yapılan yardımların üzerine hiç olmamışlar gibi sünger çeken bir siyasete inanmış olmak...

        Kolay değil, bu günleri geceleri düzenleyen bir zihniyet haritasının önce Erbakan'ın israil ile yaptığı antlaşmaları görüp yutkunmuş olmak, sonra ABD'nin Irak işgali ve şimdi de mayın meselesinde AK Par-ti'nin böylesine ipe un serecek kadar değiştiğini hazmedebilmek.

        Hazmetme yeteneği de "yitirerek" kazanılıyor. Biten bir hakikat ile yeni bir hakikat arasındaki kot farklarında bir hayli örselenerek.

        nbkaraca@haberturk.com.tr

        Diğer Yazılar