Nefretin tahtını sallayan adam
OBAMA tarihi Mısır konuşmasını yaptı nihayet. Konuşmanın islam dünyasına "yaranma" misyonu üzere ilerleyeceği biliniyordu ama "selamünaleyküm", çizmeyi aştı. Kimi manşetler coşku içerdi, kimi yazılar ise "gururu ile oynanan" bir delikanlının hoşnutsuzluğunu taşıyordu. Bazı mütedeyyin okur kitlesine sahip gazete ve televizyonlarda, Obama'nın bu gönül almakla yetinmeyip alttan almanın sınırlarına dayanan konuşmasını snobe etme tavrı gözlemlendi. Çoğu tanıdığım, düşünce haritasını az çok kestirebildi-ğim arkadaşlarım, büyüklerim doğal olarak "Sen bunları benim külahıma anlat" demeye getirdiler Obama-'ya. Hatta ÜlkeTV'de, bir televizyon programında konu 'hakiki müslüman Obama'nın selamını almaz' noktasına kadar geldi. ABD'ye haklı bir öfke duyan herkes, anti emperyalizme ilişkin bir fikri olan herkes ABD'ye rağmen Obama'yı sevmek gibi, istenmeyen, çelişki içeren bir duygunun ihtimalinden ürktü.
ABD'NİN SELAMI
Bir yerde haklıydılar. Çünkü Irak, sarılmamış yaraları ve demokrasi getireceğiz palavraları iledeşelenip hortlatılmış cemaat-mezhep kavgaları ile işte orada duruyor. Üstelik o Irak ki, "demokrasi getirmeye çalışan ABD'ye karşı, demokrasiyi bir türlü hazmedemeyen barbar Müslümanlar" resmi ile gösteriliyor dünyaya. Oysa gerçek şu: Iraklılar demokrasiyi canını dişine takacak kadar çok istiyordu; ne zaman sandık kurulsa, aman başımıza geçecek olan kukla iktidar olacak ya da yollarda El Kaide tehlikesi var demeden oy atmaya koşuyordu. Irak'a demokrasi, Irak yüzünden değil ABD yüzünden gel-e-medi. Üstelik şunun şurasında bir ay kadar önce, 4 Mayıs 2009'da, ABD komutasındaki koalisyon güçleri, Afganistan'ın batısında Taliban kontrolünde bulunan Ferah vilayetinde, Bala Buluk bölgesine bomba yağdırdı. Ölen sivillerin sayısı 100'üaştı. Saldırının ardından köylüler, kadın ve çocukların öldüğünü göstermek için yaklaşık 30 parçalanmış cesedi Ferah merkezine getirmişti. 6 Mayıs günü Obama ile görüşen Karzai'nin bu sorunun ciddi bir sorun olduğunu Obama'ya aktardığı öğrenildi bültenlerden. Bütün bunlar düşünüldüğünde evet, ABD'nin verdiği selamı, değil almak sükunetin içine sinmiş fırtınanın habercisi olarak görüp ürkmek bile olası. Fakat bir de, değiştirebilecekleri değiştiremeyeceklerinin yanında devede kulak kalacak olan ABD dış politikasından soymamız, ayırmamız gereken, şahsına münhasır bir Obama var. Farkında mıyız, o bir yanıyla sadece bir "kişi".
OBAMA'NIN SELAMI
Yüksek mahkemeye His-panik bir üye atadığı için mahkemenin ABD'nin kuruluşundan beri sürdürdüğü Beyaz-Anglosakson-Protes-tan kimyasını bozmakla suçlanan; ABD'nin ulusalcılarına "cumhuriyetin kazanımları" türküsünü söylettirip, dişlerine keman çaldırtan; Filistin'deki İsrail yerleşimlerinin durdurulmasını isteyen ve Netanyahu'nun direnişine rağmen talebinde israrcı davranan; "Başörtülü olduğu için eğitim hakkından mahrum kalan genç kadınlardan" bahsederek Ankara değerlerine hakettiği şekilde zarif ve nahoş bir selam çakan; tevazuuyla, lisan-ı hal ile kişisel hınç gütmeyeceğine ve şahsi nedenlerle kimsenin başına bela olmayacağına ilişkin bir mesaj veren ve bu mesaj dolayısıyla Beyaz Saray'a yemeğe davet ettiği Leona Lewis adlı bir şarkıcı tarafından bile redde-dilebilen bir Obama. Hayatın anlamını Oba-ma'dan duymayacak olduğumuz gerçeğini bir yana not edip, başkanı olduğu ABD'nin de dünyaya barış getirmeyi filan değil, kendi çıkarlarını tahkim etmeyi öncelikli sayan bir devlet olduğunu unutmaksızın, Oba-ma'nın ABD'nin görmüş olduğu en hoş başkan olduğu gerçeğinin hakkını teslim etmemiz gerekir gibi geliyor bana. "Bizden olanlar iyi Müslüman- bizden olmayanlar kötü Müslüman" ayrımı yapmış bir Jr. "Bush ile Batı uygarlığı İslam dünyasına borçludur" diyen Oba-ma'yı, terazinin aynı kefesine koyan bir bakış açısı, profil çıkarmada sorunlu bir bakış açısıdır gibi geliyor. 11 Eylül trajedisi yaşandığı sırada Obama başkan olsaydı, evet Afganistan'a yine saldırılırdı, evet yine İslam dünyasına "çeki düzen verme" adı altında bir dizi haksızlık olurdu, ama büyük ihtimalle Irak bugün olduğu gibi, geri dönüşü imkansız bir sürece girmeyebilirdi, Ebu Gureyb utancı vukuu bulmayabilirdi. Fakat Ebu Gureyb'in yaşanmadığı bir ihtimalde, Ebu Gureyb diye bir şey olmayacağı için bu pozitif noksanlığa bir anlam yüklemeyecektik. Ebu Gu-reyb vakasının olmayabileceği bir ihtimali bugün Oba-ma'ya bakarak kurgulayabi-liyoruz. Bize bu ihtimali hatırlatıyor olması, ABD için çizilen rotayı değiştiremeyecek fakat onu esnetme şansı yakaladığında bu fırsatı kullanabilecek bir "şahıs" olduğu ümidini veriyor. Fakat her nereyi ne şekilde esnetecek olursa olsun, o anlar devlet sırrı olacağından yakinen takip edemeyecek, gerçeğe tam anlamıyla vakıf olamayacağız. Dolayısıyla yakın gelecekteki mevcut gerçeklik de, adalet ve vicdan kriterlerimiz açısından bizi hiç mi hiç kesmeyeceği için her fırsatta "Bu mudur Obama! Boyun devrilsin" deme hakkımız olacak. Zaten... Bu hak bâki. Ama kendimizi kandırmayalım. Hakiki bir Müslü-manın Allah'ın selamı ile neşelenmeme imkanı yok.