'Güzel bacak' reformuna cevap: % 60 Ahmedinejad
RENKLİ devrim hayali suya düştü. İran'daki seçimi reformcu Musevi değil muhafazakâr mollalar kazandı. Pek çok kere olduğu gibi, bu seçimler dolayısıyla da İran'ın dönüşmesine ilişkin beklentiler kadın üzerinden yürüdü, yürütüldü. İlerlemeci ve aydınlanmacı perspektifinden kurtulamamış olan klasik liberal batılı-eril bakış, İran'ı kadın üzerinden soydu, kadın üzerinden giydirdi. Uzaydan gelen biri, rahatlıkla bu seçimlerin kadınlarla ilgili bir seçim olduğunu sanabilirdi. Yüzde yüz haksız da olmazdı. İran'da yaşayan hatırı sayılır bir kadın yekûnunun rejimle ilgili bir sorunları var; "başını ört!" baskısının, "başını aç!" baskısı kadar yıldırıcı olduğuna hiç şüphe yok. İran bir hukuk devleti olsa da, yasalarının demokratik ilkeler etrafında hizalandığı söylenemez.
DOĞU İLE MÜCADELE KADINI İNDİRGEMEKTEN GEÇER
İran'da antidemokratik uygulamaların kadınları etkilediği bir vakıa. Ancak bu durum Suudi Arabistan, Yemen gibi ülkelerde çok da ağır bir tablo arz ediyor. Hakeza yabancılara sınırsız özgürlük veren, ama kendi halkını epey ezen Dubai de var. Fakat o ülkelerin kadınları "kapalılığın neden olduğu gizemli bir erotizm" ile inceden inceye indirgenir ve müstehzi bir müstehcenliğin nesnesi haline getirilirken, ABD'nin başını çektiği bir devletler-ulusötesi şirketler topluluğunun müdahale ettiği ya da edeceği ülkelerin kadınları da Batılı kadınlar gibi olmak isteyen, ama bu fırsatı bir türlü bulamadıkları için inim inim inleyen dramatik kadınlar olarak lanse ediliyorlar. Öyle ki, durum "İşte peçesini atmış bir Afgan kadını, bakın özgürlük ve demokrasi getirdiğimizin ispatı" gibi çocuksu gösteriler yapmaya kadar vardı yakın tarihte. Aynı irade, İran'ı, bütün işi gücü kadınlara zulmetmekle görevli mollalardan ibaretbir ülke olarak yansıtmakta ve bu yansıtma üzerinden İran'ı sıkıştırma ve olası müdahalelerini meşru kılma çabası içinde. Bu, İran'da yaşayan kadınların hayatlarında bazı zorlukların olduğu gerçeğini değiştirmiyor, fakat gerçek şu ki, başta ABD olmak üzere İran'ın üzerine gitmekte "menfaati olan" ülkelerin derdi asla kadın haklarındaki durumu iyileştirmek filan değil. Musaddık son derece liberal, ama İran halkını ekonomik hegemonyadan kurtarmak isteyen bir adamdı ve başına gelmeyen kalmadı sözgelimi.
İRAN KENDİNİ SEÇTİ
Reformcuların getireceği demokratikleşme İran halkını kimi lokal baskılardan kurtarmakla beraber küresel baskılara, dayatmalara açacak ve İran'ın etkisizleştirilmesine neden olacaktı. İran halkının dirayetinin özde ABD ve İsrail gibi bölgesel aktörlere tepki verme üzerinde yoğunlaştığına ve bu yoğunlaşma nedeniyle tercihini muhafazakârlardan yana yaptığına neredeyse eminim.
Ama bu durum İran halkının büyük bir çoğunluğunun liberal batılı demokrasilerin kadını özgürleştirme algısına kültürel bir direnç göstermediği anlamına da gelmiyor. Oral Çalışlar'ın geçen hafta yazdığı bir yazıya reformcuların lideri Musevi'nin eşi olan Zahra Rahnavard'dan bahisle "İran'ın en güzel bacaklı kadını" başlığını atmasından sonra, bundan iyice emin oldum diyebilirim.
Çalışlar, eşi İpek Hanım ile birlikte hazırladıkları "İran, Bir Erkek Diktatörlüğü" kitabını yazarken, bugün Musevi'nin eşi olan Zahra Rahnavard'ın, gençliğinde İran'ın en güzel bacaklı kadını olduğunu duyduklarını hatırlatıyordu. Çalışlar'a göre bu fısıltı o gün de en az bugünkü kadar önemliydi, çünkü İran'daki rejim "bacaksız kadınlar" yaratmakta ustalaşmış bir rejimdi; bacaksız, yani bacağı görünmeyen.
Çalışlar'ın, Rahnavard'ın kadın hakları ile ilgili demokratikleştirici ve özgürleştirici fikirlerini onun "güzel bacakları" ile bağlantırmasında manidar bir taraf var. Umarım güzel bacaklar üzerinden sırf kadınların daha rahat giyinebildiği, fakat hiç de demokratik olmayan Şah dönemine gizli bir selam çakmıyordur Çalışlar; bu ihtimal son derece vahim olurdu.
"Bacaksız kadınlar" rejimi nitelemesi kadınların var olma mücadelesini, gösterebildikleri uzuvlarına indirgiyor ve insan merak ediyor; ne kadar çok açarsam, o kadar "var" mı oluyorum? Ve bunun bir sınırı var mı?
Kimbilir, Musevi'ye seçim kaybettiren mesele, belki de bir ülkenin iyiliği ve hoşluğu ile kadınlarının açıklığı; sadece başlarını değil bacaklarını da göstermeleri gerektiği arasında kısa devre yapan bu "özgürlük" perspektifidir. Muhafazakâr bir halkın, motivasyonunu kadınların güzel bacaklarını sergilemeleri gerektiğinden alan bir özgürlük perspektifine itibar etmemesi, herhalde beklenebilir bir durumdur.
Muhafazakarlığın radikal görünümleri ile yapılacak mücadele, güzel bacaklardan mürekkep bir ülke tahayyülünü öne çıkararak yapılmamalı diye düşünüyorum. Daha iyi bir dünya beklentisinin bu türden tahayyüllerle paketlenmesi ve yüceltilmesi, kültürlerin insana ilişkin ontolojik algıları arasındaki farkı iyice derinleştiriyor. İnsanın kayıt altına alınamazlığını ve mutlak özgürlüğünü savunan liberal demokrasinin insan tasavvuru ile insanın ancak sınırlılıklarını bilerek, haddinin farkına vararak insan olacağını savunan muhafazakâr, dinsel görüşler arasındaki mesafenin artmasından bir fayda ve hayır gelmeyeceği kesin. "Kadın hakları" kavramı ile "bazı değerlerin korunması, muhafaza edilmesi" arasındaki yarığın büyümesinden kadınlara bir fayda gelmeyeceği kesin. Bu Batı'nın umurunda değil.