Ergenekon'u 'bulandırmak'...
Bu vasatta sadece sistemin asgari oranda da olsa işler olduğuna ilişkin müthiş şüpheleri olan, "pazarlıklardan" bahseden, sadece kurumlar arasında değil, yargı içinde de sürtüşmeler ve çatışmalar olduğunu, handiyse ortada güvenilmeye değer hiçbir şeyin olmadığını ima edenlerin öngörüleri sağlam kalıyor ne acıdır ki. "Bizim mahkeme", "onların mahkemesi", bizim hâkimimiz, onların savcısı gibi, ciddiye almadığınızda enayi durumuna düşeceğiniz, ciddiye aldığınızda ise bu ülkede siyasi mücadele dışında bir gerçekliğin olmadığı, tarafsız olması gereken bütün birimlerin siyasi kampları uyarınca hizalandığı sonucuna varmanızı gerektiren acıklı analizler kalıyor geride.
Son belge adı üstünde son olay, Ergenekon sürecinin bir parçası ve sürecin geldiği noktada benim algılayabildiğim tek şey var. Ergenekon meselesinin ciddiyeti planlandığı şekilde sulandırılamadı ama bulandırıldı. Ergenekon hakkında şaka yapmak mümkün değil, adama deli derler; ama insanların içini bulandırma noktasında bir başarı kaydedildiği de kesin.
Değil sıradan insanların, şu ülkede siyaset vesayetten kurtulsun, hukuk devletinin ölçüleri çerçevesinde demokrasi, tepesinde sallanan De-mokles'in kılıcı tehdidinden azad olsun derdinde olanlar için bile ciddi bir bunalım haline geldi bu dava.
Bunun birinci nedeni bu dava sürecinde eylemleri nedeniyle pekala görevi kötüye kullanma ile suçlanabilecek iken çok daha ağır bir şeyle, "darbeye teşebbüs" ile suçlanmış ve tutuklanmış kimselerin olması. Bu durumun kamu vicdanında olumsuz etki yarattığı çok açık. İkincisi, hükümetin de askerin de bu süreci gayet iyi yönettiği söylenebilecek iken, aynı şeyin kamuoyunu manipüle etmekte son derece mahir bir Deniz Baykal için söylenemeyecek olması. Deniz Baykal, ordunun siyasete yaptığı gayri meşru müdahalelerden memnun olan bir kitleyi, içindeki cuntadan arınmayı ciddi şekilde isteyen ordunun olumlu ve mantıklı yönelimlerine rağmen, sürekli olarak ajite etti. Kâh karışık mesaj vererek, kâh dün "darbeciler yargılansın" deyip iki hafta sonra "hayır hayır yargılanmasın" anlamına gelecek işler yaparak. Araya aldığı reklamlarla gündemi çarpıtıp muhatabının hata yapmasını sağlayarak, korku filmi efektleriyle rol çalarak.
Ama boşuna. Ne hükümet ne CHP, bu filmin başrolünde Ergenekon savcıları var. Tarih onları yazacak ve Deniz Baykal karar vermeli, Salih Güney gibi pişmanlık potansiyeli taşıyan "kısmen beyefendi yanları da olan bir karakter" olarak mı geçecek bu filme, yoksa Erol Taş gibi "uzlaşılması imkansız mutlak kötü adam" olarak mı?
Michael Jackson yazısına dair...
MJ öldüğünde ciddi ciddi üzüldüğümü de belirterek, etkilendiğim veeleştirilebilir bulduğum yanlarıyla biyografik olma iddiası taşıyamayacak kadar subjektif bir MJ portresi kaleme almıştım. Kıyamet koptu. Vukuu bulan mail bombardımanı, ziyadesiyle MJ'nin "zebani" ile karşılaştığı anı tasvir etmemden kaynaklanıyor ve "Sen ne hakla MJ'nin biletini kesiyorsun?" diyorlar.
MJ bir melekmiş, o yüzden "Allah yardım etsin" şeklindeki duam bile millete batmış.
Kimseye endüljans verme ve aforoz etme yetkim olmadığı bu kadar ortada ve net iken, böyle bir yetkim varmış da yetkiyi çar çur ediyormuşum gibi davranılmasını nasıl yadırgadığımı anlatamam. Dahası, kendimi "cennetlik" görüp yukarı çekerek, MJ'nin cehennemlik olduğuna kanaat getirmiş filan değilim. Bana göre benim cehennemin eşiğinden geçme olasılığım ile MJ'nin geçme olasılığı arasında bir fark yok. Onu da diyeyim, çünkü "bana göre" çoğumuz cehennemden "şöyle bir" geçeceğiz. Yanlış anlaşılmasın bana bir bilgi gelmiş değil, bu sadece bir his. Bir sezgi. Zira son dinin mesajı, emir ve yasakları ile ümmetin/insanlığın ihtirası, benmerkezciliği, iktidar seviciliği, güç tutkusu, ibadetsizliği ile karşılaştırılınca, tünelin ucunda gördüğüm şeyin ışık olmadığı kanaatine varıyorum. Suç mudur?