Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BİR varmış bir yokmuş... Buralarda bir yerde bir imparatorluk yıkılmış, yerine cumhuriyet kurulmuş. Bu cumhuriyetin ileri gelenleri, ülkenin yeni rotasının bundan kelli "Batılı ulus devlet standardı" olduğunu ilan etmişler, "Ama biz Müslüman bir halkız, nasıl yani?" diyenleri de itip kakmışlar. Kamusal alanı Müslümanlığın bütün nüvelerinden arındırmaya çalışan ve bu yolla Müslüman halkı örseleyen cumhuriyet, sıra gayrimüslimlere geldiğinde onlara da alttan alta "gâvur" muamelesi yapmış. Gayrimüslim azınlık susmuş, içine kapanmış, Müslüman çoğunluk da "azınlık" muamelesi görmüş, cumhuriyetin ordusu tarafından sürekli tehdit olarak görülmüş, bunu içine sindirememiş. Bu ülkenin bir de Kürt meselesi varmış efenim. Cumhuriyet Kürtlerin varlığını bile inkâr peşindeymiş. Eh, "dindarlık" ortak paydası, "ümmet" bilincinin sağladığı kardeşlik imkânı da devletin "vicdanları laikleştirme" faaliyetleri ile epey örselendiğinden, aynı dine mensup olmanın birleştirici işlevi yara aldığından, ciddi maraza çıkmış, pek fena olmuş, milliyetçilik karşı milliyetçiliği doğurmuş. Ülkenin demokrat ve liberal aydınları bu gidişatın sorumlusu olarak ülkenin resmi ideolojisinin Türkleştirme politikalarını görmüşler, "milliyetçiliğin" ve "ulusçuluğun" tarifsiz katılığını işaretlemişler. Haksız da sayılmazlarmış. Akıllarına parlak bir fikir gelmiş. Bu ülkenin Kürtlerinin de, dindarlarının da, gayrimüslimlerinin de bir "özgürlük" sorunu var. "Özgürlük" diyelim, sistemin meşru kabul etmediği, dışladığı ama kitle desteği olan, halkta bir karşılığı olan siyasi partinin söylemiyle özgürlük talebinde birleşelim, dindarlarla ittifak kuralım. Böylece milliyetçilikle mücadele edebiliriz, iyi olur, demişler... Dindarlar da tabii bu teklife hayır diyememiş; ayak bileğinde nasır oluşanın "Namaz kılıyor, pis mürteci" denilerek ordudan atıldığı bir ülkeymiş burası, vaktiyle kutsal kitabın gömülerek saklandığı bir ülkeymiş. İçi şişmiş dindarlar, bu ittifaka atlamışlar. İnsanların inançlarından, ırklarından ve cinsiyetlerinden dolayı ayrımcılığa uğramaması fikri güzel bir fikirmiş sonra. Entelektüel birikim itibarıyla geçiş üstünlüğü olan, ama aslında "sekülerizm" ile hiçbir ciddi sorunu olmayan; fikri hür, kafası rahat bu kişilerin gündemine "kendi gündemleri imiş gibi" sahip çıkmışlar. Ama bir de ne görsünler? Bahsi geçen "özgürlük" meğer "dinden özgürleşmeyi!" de kapsıyormuş, iyi mi? Bu arkadaşları az kazıyınca altından kabak gibi pozitivizm çıkıyormuş, iyi mi? Meğer bazı liberal demokrat aydınlarımız, orduya, devlete Yüce Manitu'ya sövdük, ama bir de "Allah" var, niye ona sövemiyoruz diye huzursuzlarmış içten içe. Neyse ki daha önce karısı için özenle biriktirdiği dışkılarından kreatif bir hakaret performansı gerçekleştirmesiyle ünlü; yani hiçbir kutsala, dokunulmaza, nezakete ve empatiye eyvallahı olmayan ama dindarların TV kanallarından da, okur kesiminden de pek ilgi ve alaka gören bir yazar artık duramamış ve 21 Eylül günü çıkarmış ağzındaki baklayı. "Neymiş? Allah diye biri varmış, canı sıkıldıkça kitap yazarmış, pırpır kanatlı ulaklarla birtakım hazretlere mesaj iletirmiş..." gibi cümleler kullanmış. Dökmüş eteğindeki taşı. Dindar kesim yine edep ehli. "Bu konu hassas 'özgürce' yazıp çizmeyelim" demişler. Yazar özgürlük istiyormuş, bizimkiler itidalden yana otosansür yapmış, bir-iki olağanüstü kibar ve üstü kapalı eleştiri dışında, "La havle" deme "özgürlüğünü" kullanan çıkmamış. Tüm bunlar olurken dindar okur pek rencide olmuş, çok sevdikleri bu yazar nasıl böyle yapar diye karalar bağlamışlar. Mail gruplarındaki tartışmalar ayyuka çıkmış. Bazı kişilerin aklına "Cumhuriyet yanlışmış da, seçtiğimiz taraf doğru muymuş, bu ne menem plastik bir ittifakmış?" sorusu gelmiş. "Neyse neyse" deyip uykuya dalmışlar. Rüyalarında kafalarından aşağı b.k döküldüğünü görmüşler. Nas ve Felak surelerini okuyup sakinleşmişler. Kemalizme rağmen bu duaları öğrenebildiklerine, liberalizme rağmen unutmamış olduklarına şükretmişler.

        Diğer Yazılar