Heybeliada için okul zamanı
FENER Rum Patriği Bartholomeos, 24 Aralık'ta Aslı Aydıntaşbaş'a verdiği röportajda şöyle diyor: "Diyorlar ki, ibadet özgürlüğü var. Evet, ibadet özgürlüğü var ama mümin yok. Çünkü Rum cemaati gitti, gönderildi. 1964'te 12 bin Rum, Yunan vatandaş, Kıbrıs yüzünden 24 saat içinde sınırdışı edildi. 1955'te 6-7 Eylül oldu. 1955'te kırıldık. Kiliseler yakıldı. Ben talebeydim o yıllarda Heybeliada'da. Yaz olduğu için memleketim Gökçeada'daydım. Orayı da kıracaklardı ama dönemin Gökçeada metropoliti bir şeyler duymuş. Valiyi aradı. Çanakkale Valisi, Gökçeada'da kıyımı engelledi. Ama burada evlerimiz, dükkânlarımız, kiliselerimiz yakıldı, yıkıldı. Rum mezarları talan edildi. Kemikler çıkarıldı. Haçlar kırıldı. Güz Sancısı filmini gördünüz mü?" Bu sözlerin özellikle "İbadet özgürlüğü var ama mümin kalmadı" kısmı, gayet iç paralayıcı bir gerçeğe temas ediyor. Bartholomeos ne kadar farkında bilmiyorum ama ifade ettiği hazin durum, Ruhban Okulu'na giden yolun açılmasını sağlayacak bir durum. Bartholomeos bu durumu daha sık vurgularsa, hatta okulun açılması ihtimalinde mevcudun "zaten" çok sınırlı olacağı noktasında ikna edici vaatler verirse, okulun açılmasının önüne gerilen kalın perdeler aralanır diye düşünüyorum. Çünkü neredeyse evrensel bir tutum vardır, ki Türkiye de bu tutumdan âzâde değildir, o da verilmiş özgürlüklerin, o özgürlüklerden yararlanacak olanlar tehdit yaratmayacak bir sayıya düştükleri zaman yürürlüğe gireceği gizli kuralıdır. Bir özgürlük, o özgürlükten hayati sonuçlar doğmayacağına emin olunduktan sonra hayatiyet kazanır, hayati tartışmaların, o tartışmadan hakiki bir sonuç çıkmayacağı zamana dek ertelenmesi gibi. Bazı önlemlerin Hitler, Yahudilerin yarısını yaktıktan sonra, Ku Klux Klan epey siyah öldürdükten sonra alınması gibi. Talep sahiplerinin nitelik olarak "tehdit yaratmıyor olmaları" hiç önemli değildir, önemli olan sayıdır, niceliktir. Cemaat azalmış, kolu kanadı kırılmış, üç beş öğrenci de din adamı olmak için varsın Ruhban Okulu'nda okuyuversin artık... Aynı hesap tüm ülke çapındaki başörtülü sayısı 1000 kadar bir sayıya indiğinde, Anayasal bir hak olan din, vicdan ve düşünce özgürlüğü yürürlüğe girecektir, müjdemi isterim. Diyeceğim o ki, Heybeliada Ruhban Okulu, Kıbrıs meselesinden dolaylı olarak etkilendi ve kapatıldı açıklaması da, "Yunanistan da cami yapmıyor efenim" gerekçesi de ikna edici değil. Elbette asıl korkulan, Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması itibarıyla dışarıdan öğrenci ithal edilmesi ve akabinde Fener Rum Patrikhanesi'nin başta Rumlar olmak üzere birçok Ortodoks için cazibe merkezi haline gelmesi ve İstanbul'a yeni yerleşimler olması. Giderek Batılı devletlerin müdahalesine uygun bir nüfuz alanı oluşması. Batılı devletlerin, belirli bir sayıya ulaşmış dini cemaati, içişlerimize karışma bahanesi haline getirmesi. Bunun insan haklarıyla ilgili her olumlu adımının karşılığını daha çok karmaşa, daha çok müdahale olarak almış, tarihe her baktığında bu acı gerçeği görmüş ve varlığını idame ettirme arzusunu bu korku üzerine inşa etmiş "ulus devlet" mantığı için ne kadar endişe verici olduğunu görmek zor değil. Tamam, belki endişeler de o kadar yersiz değil. Bazen korkular tam da korkulduğu yerden başa gelir. Ama bakmak lazım. İnsan hak ve özgürlükleri konusundaki açılımlar yüzünden mi gerçek olur korkular, yoksa o korkulara yaslanarak bir hayli haksızlık, bir hayli zulüm yapılmış olduğundan mı? Çok geç kalınmış olmasından ve atılan adımın tarihin o evresinde artık kimseyi tatmin etmemesinden mi? Bakmak lazım...