Cumhurbaşkanı Erdoğan, 30 büyükşehir belediye başkanını Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde kabul etti, biri hariç 29 BBB toplantıya katıldı, biri yurtdışında olduğu mazeretiyle katılamadı. 

Toplantı her nasılsa İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’na denk gelen kırık sandalye ve şahsına gösterilen sitem dışında sorunsuz, verimli ve sonuç almaya yönelik bir toplantı olarak sürdü. En azından Erdoğan’ın basına yansıyan konuşmasının son derece yapıcı ve ‘davetkâr’ mesajlar içerdiğine kuşku yoktu. Nitekim toplantıdan çıkan CHP’li büyükşehir belediye başkanlarının (BBB) olumlu görüşleri, memnun halleri de bunu doğruluyordu.

Nasıl olmasınlar? Türkiye yerel seçimi geride bıraktı ama aslında asla geride bırakamadı. Öyle bir yerel seçimdi ki, biriken sorunların, eleştirilerin, hoşnutsuzlukların önündeki tıkacı gevşetti, “Bu gidiş iyi değil” sesleri yerel seçime kadar en fazla ben ve benim gibi AK Parti’nin macerasına uzunca bir süre tanıklık etmiş yer yer desteklemiş yazarların dar alanlarında yer alabiliyordu. Ama özellikle İstanbul seçimlerinin tekrarlanması kararından sonra AK Parti semalarında ‘içerden’ yapılan eleştiriler yankılanır oldu. Siyasetçiler konuşmaya başladı. Ahmet Davutoğlu’nun manifestosu, Ali Babacan’ın istifası ve parti hazırlıkları, Abdullah Gül’ün 367 kararı göndermeli tweet vs. sık sık gündem yarattılar. Selçuk Özdağ, Abdullah Başçı, Ayhan Sefer Üstün gibi AK Partililerin bedelini göze alarak tenkitler yaptığını hatta son düzlükte Bülent Arınç’ın bulunduğu gayet yüksek profilli mevkiden Canan Kaftancıoğlu’na reva görülen orantısız ‘9 yıl’ı eleştirdiğini, Ahmet Türk’ü “Terörle alakası yoktur” diyerek korumaya çalıştığını gördük. 

Tüm bu gelişmeler elbette toleransla ve soğukkanlılıkla karşılanmadı. Konuşan çoğunlukla Davutoğlu ve arkadaşları olduğu için 7/24 topa tutuldular, o kadar ki ihraç istemiyle disiplin kuruluna sevk edildiler ve savunmaları istendi. TV kanallarına “İki kere daha Pelikan derseniz yayın lisansınız tehlikeye girer” uyarıları yapılıyor, hem de bir devlet kuruluşu olan RTÜK eliyle.

Ancak her şeye rağmen korku duvarını oluşturan bağ dokusunun az da olsa esnemesiyle husule gelen bu ‘durumlar’, AK Parti’den kalben ve aklen kopanlardan oy almasına kesin gözüyle bakılan ‘yeni oluşum’lara karşı telaşla karışık bir tedirginliğin baş göstermesine neden oluyor. Nerede? AK Parti tabanında değil elbette, AK Parti’nin tavanında. Ayrıca bir miktar da MHP’de.

İşte büyükşehir belediye başkanlarıyla yapılan toplantı böyle bir fonun önünde gerçekleşiyor ve ilginçtir ki toplantı çok olumlu geçiyor. İlginç olması aslında ‘normal’ olmasından kaynaklanıyor. Lakin takdir edersiniz ki, gece gündüz ‘normalleşmeliyiz’ ifadesinin duyulduğu bir ülkede ‘normal’, bulunca sevindiğimiz ve şaşırdığımız bir şey. Ama biraz derinleşerek baktığınızda aslında ortada şaşıracak bir şey yok. Kanımca olan şey, partisini 17 yıldır iktidarda tutmayı başaran Erdoğan’ın şapka çıkarılası, yeni seçenekler imal etme pratikliğinden başka bir şey değil.

MESAJLAR ‘TÜRKİYE İTTİFAKI’ GÜNDEMİNİ HATIRLATIYOR

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan yaptığı konuşmada seçime katılım oranlarını örnek göstererek demokrasiyle övünüyor ve seçim meydanlarının yüksek tansiyonunu geride bırakmak gerektiğinden bahsediyor.

“Türkiye’ye karşı yöneltilen eleştirilere verilecek en büyük cevabımız, ülkemizdeki neredeyse her vatandaşımızın bir şekilde içinde yer aldığı işte bu geniş demokrasi ve özgürlük tablosudur. Seçim sürecindeki rekabeti meydanlarda bırakan, milletimizin sandıktan çıkan iradesine herkesin teslim olduğu bu güzel manzara geleceğimizin de en büyük teminatıdır”

Sonuna kadar haklı.

Milletin oyunu alarak görev başına gelen tüm belediye başkanlarına samimiyet ve hüsnüniyetle yaklaştığını vurguluyor.

“Tüm bakanlar belediye başkanlarından gelecek sorulara cevap vermek ve taleplerle ilgili değerlendirmeleri yapmak üzere toplantıya katıldılar, aynı şekilde ilgili politika kurulu üyelerinin de burada. Yerel Yönetimlerden Sorumlu Politika Kurulunu bunların takibini yapması için toplantıya özellikle aldım”

Son derece olumlu.

Ama her şeyden önemlisi birlik ve beraberlik vurgusunu arttırarak bundan birkaç ay önce gündeme gelmiş ‘Türkiye ittifakı’ gündemini hatırlatan cümleler kullanıyor.

“Siyasi olarak elbette farklı görüşlere ve duruşlara sahip olabiliriz ama ülkemizin ve milletimizin ali çıkarları söz konusu olduğunda birlikte hareket edebilme erdemini gösterebileceğimize inanıyorum. Ülkemizin, birliğe, beraberliğe, kardeşliğe en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde burada ortaya koyduğumuz fotoğrafı çok çok önemli görüyorum. Özellikle de terörle, terör örgütleriyle, hukuksuzlukla arasına mesafe koymayı başarmış belediye başkanlarımızla birlikte olmaktan memnuniyet duyuyorum. ”

ERDOĞAN’IN CHP’Yİ DE KAPSAYAN ‘BİZ’ TARİFİ

Bu açıklamanın ilk elden ortaya koyduğu verilere ve okumalarına gelirsek:

1) Bu toplantı hem Diyarbakır, Van, Mardin’e kayyum atanmasının hem de CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun 9 yıl gibi bir cezaya çarptırılmasının üzerine geldi ve bu tartışmaların üzerine neredeyse sünger çekti. Toplantıdan çıkan ve mest olmuş başlarını mikrofonlara uzatan CHP’li belediye başkanlarının üzerinde az önce bahsettiğimiz sorunlardan eser yoktu. Bu Erdoğan’ın ve makamının gücüdür. Demek ki nedir? Gece gündüz AK Parti’ye yakın simalara yandaş yalaka saray köpeği diye haykıranlar için bu tabloda büyük ibretler vardır.

2) Son bir yıl içinde gerçekleştirilen genel ve yerel seçimlerde CHP için ‘CHPKK’ gibi kötü yakıştırmalar içeren bir dil kullanılır olmuştu. Hatta o kadar ki CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bir şehit cenazesinde yumruklandığında kendisine “Sen terör örgütünün partisiyle yan yana durursan şehit cenazesinde başına bunların gelmesi normal” dendi. Kılıçdaroğlu’na ‘Geçmiş olsun’ diyenler twitter’da linç ettirildi ki bunlardan biri de bendim. Demek ki bu tutum değişiyor ya da en azından değiştirilmek isteniyor. Zira Cumhurbaşkanı, aralarında CHP’li büyükşehir belediye başkanlarının da olduğu hazirundan terörle, terör örgütleriyle, hukuksuzlukla arasına mesafe koymayı başarmış belediye başkanlarımız… diyerek bahsediyor ve kendileriyle beraber olmaktan ‘memnuniyet’ duyduğunu söylüyor. Şimdi herkesin bu tavrı nasıl örnek alacağını peyderpey göreceğiz.

3) Cumhurbaşkanı bu ifadeleri kullanarak terör örgütü ile bağını koparamayan HDP’yi kurucu öteki olarak belirlemiş yeni bir ‘biz’ tarifine doğru gidiyor. Hatırlarsanız yakın zamanlarda bir ‘Türkiye ittifakı’ arayışını içeren tartışmalar yapılmıştı ve aslında Türkiye ittifakından kasıt CHP idi, CHP ile yapılacak müzakere ve mülahazalar doğrultusunda yeni sistemin revize edilmesiydi. Olamadı, çünkü MHP, kendine özgü diliyle ya biz ya onlar dedi.

4) Erdoğan CHP’nin içinde yer alan ve HDP ile fazla içli dışlı olunduğunu düşünen ulusalcı-milliyetçi damarı iyi biliyor. Bazı CHP’li yerel yöneticiler dışlanmamak, işlerini yapabilmek, mali sorunlarını aşabilmek için bu atmosferin devamını dilemek ister ve misal CHP genel merkezinden çok Külliye’yi dikkate alan tutumlar sergilerlerse şaşırmamak gerekir.

5) AK Parti’den kopan iki eğilim var ve ikisi de yüksek ihtimalle ayrı ayrı partiler kuracaklar. Neden ayrı hareket ettikleri hala mantıklı bir bağlama oturtulmuş değil, zira her ikisi de aslında Türkiye’nin ‘normalleşmesi’ gerektiği vurgusunu yaparak devletin başının yürütmenin başıyla aynı kişi olması sonucunu doğuran yeni sistemin birleştirmediğinden bilakis bölüp ayrıştırdığından bahsedecekler. Herkesin temsil edilebildiği, temsil edildiğini hissettiği bir katılımcı demokrasi anlayışını salık verecekler. Üstelik bunu ayrı iki parti halinde yaptıkları için etkileri de güçleri de sınırlı olacak. Oysa Erdoğan zor hatta imkansız gibi gelse de, CHP’yi en azından yerel yönetimler düzeyinde sisteme entegre ettiği anda yeni oluşumların eleştirdiği/eleştireceği sorunlu ve sakıncalı durum berhava olmasa da yumuşamış olacak. Yeni oluşumların vadedeceği normalleşme de kısmen gerçekleşmiş olacak. Kısaca Erdoğan’ın yeni oluşumların önünü MHP ile yürüyerek değil, CHP’ye yaklaşarak kesebileceğini düşündüğü görülüyor.

6) Tam da bu nedenle toplantıyı takip eden saatlerde Cumhur İttifakı’nın diğer üyesi MHP genel Başkanı Devlet Bahçeli bir açıklama yapıyor ve CHP’ye yüklenerek ‘unutmadık unutmayacağız’ mealinde ifadeler kullanıyor. Şu satırlar tesadüf değil: “CHP'nin, bölücülüğün ve yıkım faillerinin sofrasına oturup zehir aşına kaşık sallaması, HDP'ye siyasi borcunu taksit taksit ödeme gayesi utançla bezenmiş alçalma halidir. Anaların yürek sızısıyla şehit cenazelerinden yükselen hıçkırıkların birbirine karışmasına ilgisiz ve duyarsız kalan CHP'sinden İP'ine, sanatçısından sözde aydınına kadar herkes dökülen kanlardan birinci derecede sorumludur.”

Daha seçime çok uzun bir zaman var. Ama görünen o ki herkesin en az bir kere “Diego dur Allah’ını seversen ortalık zaten karışık” cümlesini kurmak zorunda kalacağı günler çok uzakta olmayabilir.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!