Rahmi Turan, CHP’li bir profilin Külliye’de Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştüğünü, bu kişiye “CHP’nin genel başkanlık koltuğuna sen geç” denildiğini iddia etti. Söz konusu CHP’linin ismini açıklamayan Turan, her taraftan tepkiler, yalanlamalar yükselince kaynağının söylediği ismi açıklamak zorunda kaldı: Muharrem İnce.

İddia hem Cumhurbaşkanlığı tarafından hem de Muharrem İnce tarafından yalanlandı.

Ben Cumhurbaşkanı’nın CHP’nin başına genel başkan atama noktasına varacak ileri manipülasyon işlerine tevessül edeceğini asla düşünmem. Muharrem İnce’nin de kendisini böyle bir duruma düşürmek isteyeceğini sanmıyorum.

Öte yandan şimdi AK Parti saflarındaki kimselerin ya da Kemal Kılıçdaroğlu düşmanlıkları nedeniyle giderek Külliye’ye yaklaşmış CHP kökenli kanaat önderlerinin iddia ettiği komplo teorisine de inanmıyorum.

“Bu oyunu Kemal Kılıçdaroğlu tezgahladı, ilk kurultayda karşısına rakip olarak çıkacak her kim olursa olsun onu Külliye’nin adamı gibi bir zanla lekelemek istedi” diyorlar. İyi de, Kılıçdaroğlu’nun böyle bir oyuna neden ihtiyacı olsun?

Bakın tablo şu: AK Parti’nin 25 yıldır hükmettiği İstanbul son yerel seçimde ezici bir farkla İmamoğlu’nun eline geçti. İmamoğlu kim? Kılıçdaroğlu’nun bulup çıkardığı, tüm risklerine rağmen arkasında durduğu ve günün sonunda başarılı olmuş isim. İmamoğlu’nun başarısı, aslında Kılıçdaroğlu’nun başarısı. Kılıçdaroğlu CHP içi iktidar mücadelesinde elinin en güçlü olduğu dönemi yaşıyor. Muhtemel ve müstakbel kurultayda zorlanacağı bir durumda değil. Hele hele 24 Haziran’da kaybettiği seçimden sonra ortalardan kaybolup tabanına da şizofren misiniz diyen Muharrem İnce’ye karşı hiç ama hiç zor durumda değil.

Peki nereden çıkıyor bütün bunlar?

YENİ SİSTEMİN VERDİĞİ İMKANLAR, ‘YENİ OLUŞUM’LARIN YAPTIĞI BASKILAR

Şuradan çıkıyor: AK Parti’nin içeriğini tanımlama tekelini elinde tuttuğu bir ‘yerli ve milli’ kriteri var. Bu kriter dolayımıyla bazı rotüşlerden de geçirilerek ‘Atatürk ile sorunları halletmiş’ ya da ‘rafa kaldırmış’ ve aynı zamanda ‘dindar’ da olabilen bir partiye dönüştüğü de sır değil. Atatürk’ün mücadelesiyle Erdoğan’ın mücadelesi arasındaki korelasyon ‘dış müdahaleler göz açtırmıyor’ anlatısı üzerinden kuruldu. CHP’nin 17-25 Aralık’taki yanlış tutumu, "Keşke bu partinin başında eskiden olduğu gibi ‘ulusalcı’ bir lider olsaydı" özlemine ebelik yaptı.

Zaman içinde hem oy kaybedildi hem de şimdi yeni oluşum partilerinin yarattığı risk var. Halihazırda devlet PKK terörünü bitirmeye kararlı ve HDP ile açmazda. FETÖ ile mücadele sürüyor ama bazı hukuk ve demokrasi sınırlarına tosluyor olma konusu herkesi hemence ikna etmeye yetmiyor.

Tüm bunlar nedeniyle, AK Parti bir hayal kurmak istese, elbette CHP’nin başında HDP’ye yakın vekillere de, dindarlara, misal Saadet Partisi ile temaslara da yüz vermeyecek, devletin bekası noktasında işbirliği yapılabilecek bir profilin olmasını hayal eder. Zira Kılıçdaroğlu CHP’yi eklektik ama çok sesli bir kıvama ulaştırdı, bu kıvam eskisinden daha geniş bir kamuoyuna ulaşabiliyor bu da hükümetin bazı politika ve tutumlarının sık sık sınanmasına yol açıyor.

CHP’nin başında “Ama dünya ne der, bunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi var, BM’i var” vs demek yerine “Konu vatansa hukuk esnetilebilir” diyen, dünya ne der bahsini de takmayıp içe kapanmaya meyyal bir tutum sergileyen birinin olması, tabiri caizse, ‘işleri kolaylaştırır’.

Hakeza CHP’nin başında kâh Abdullah Gül ile kâh Temel Karamollaoğlu ile temas kurabilen, zaman zaman dindar kamuoyuna da dokunma ihtiyacı hisseden misal “Başörtüsü konusunda yanlış yaptık” diyen bir genel başkan olması da AK Parti için avantajlı değil. Yeni sistem, tüm gelenekçi mukaddesatçı milliyetçi muhafazakarlar ve antiemperyalistler Cumhur İttifakı bünyesi altında toplanabiliyorsa avantajlı. Başka türlü avantajlı değil.

Bunlar AK Parti safında olan gerçekler.

Bir de işin CHP safında olanlar boyutu var.

CHP’de de, Kılıçdaroğlu’nu yeterince Atatürkçü bulmayan; iktidar ya da alternatif çözüm üreten parti olmayı, kalabalıklaşmayı ve melezleşmeyi değil ‘küçük olsun bizim olsun’ çizgisini benimseyen, ulusalcı, altı ok saplantılı Kemalistler var.

Bunların bir kısmı “Kemalist bir parti olur özümüze dönersek görün bakın halk bizi iktidar yapar” diye düşünecek kadar naifler.

Diğer bir kısmında ise arzular şelale. Onlar, ‘küçük olsun bizim olsun’ mantığına dönmüş bir CHP’nin yeni sistem sayesinde kendilerine avantaj temin edebilecek imkanlar barındırdığını fark ettiler. Öyle bir sistem ki küçük olan büyük olanı belirliyor. Aşırı güçlü bir yürütme dilediği yerde dilediği konumlandırmaları yapabiliyor. Dışardan bakan atanabilen bir sistem bu sonuçta. Neden olmasın?

Aralarında “Kılıçdaroğlu gitse yerine bizden biri gelse daha iyi olmaz mı? CHP ülkenin kurucu partisidir ve emperyalistleri ülkeden kovan Atatürk’ün mirasıdır. Antiemperyalizm AK Parti’nin yeni çizgisi. Ne yani, neden ‘fikirlerimiz iktidarda’ diye övünerek gezen Doğu Perinçek olsun? Neden daha dün çıkmış İyi Parti’nin adı Cumhur İttifakı’nın üçüncü ortağı olacak mı olmayacak mı tartışmalarının içinde geçsin?” diye iç geçirenler olduğunu da biliyorsunuz.

‘TÜRKİYE İTTİFAKI’ TARTIŞMALARINI HATIRLAYIN

Bütün bunların bazı ‘uyanık’ ve ‘mikser’ diye tabir edilen profiller tarafından biliniyor olması, kendilerine mühendislik yapma zemini temin ediyor.

Tekrar ediyorum.

Bence Cumhurbaşkanı ve İnce arasında böyle skandal bir görüşme olmadı. Erdoğan böyle bir teklif yapmadı, İnce de ‘bakarız’ mealine konuşmadı. İddiaları yalanlamakta haklılar ve samimiler.

Bence Rahmi Turan’ın ‘kaynak’ zannettiği ya da ‘kaynak’ demeyi tercih ettiği kişiler, olanı değil ‘olsa ne iyi oldurdu’ diyerek pişirdikleri bir senaryoya Külliye’yi de dahil ederek ciddiyet kazandıracaklarını düşünen CHP’li Kılıçdaroğlu karşıtları.

Bence CHP içindeki ‘derin’ler, Külliye’nin PR ağını kullanmak suretiyle Kılıçdaroğlu’nu indirmek, olmadı itibarsızlaştırmak ve CHP’ye yeni ve daha avantajlı bir rota çizmeye hizmet etmek istediler. Belki de bir ara konuşulan o ‘Türkiye ittifakı’ işinin gerçekleşmesi önündeki engelin Kılıçdaroğlu olduğunu düşündüler. Nitekim bu duyumu alanlardan biri olan Candaş Tolga Işık kimlerden duyduğu sorusuna cevaben şunları söyledi: “Benim Beşiktaş'tan da tanıdığım insanlar. Muhtemelen de CHP'nin delegesi. Bir yerde davet sırasında dediler”

Peki bu CHP’liler, nasıl CHP’lilermiş?

Işık onu da söylüyor: “Deniz Bey'in genel başkanlığından bildiğim insanlar.”

Yani, Kılıçdaroğlu etrafından gelen bir duyum söz konusu değil.

Bence kifayeti müzakere…

Gelinen noktada, bu çok toz kaldıran girişimin müntesipleri amaçladıkları itibarsızlaşma işinde kısmen de olsa başarılı oldular. Nitekim şimdi bütün AK Partililer, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı yanlış ve haksız bir skandal tablosu içine oturtan bu senaryoya tepki duydukları için, bu işin bizzat Kılıçdaroğlu’nun başının altından çıktığını yazıp kendisine karşı ağır ve hakaretamiz bir linç girişimi gerçekleştiriyorlar.

Kılıçdaroğlu "CHP’yi yönetmek, devleti yönetmekten daha zor" diyor ya, haklı galiba.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!