Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Muharrem İnce sonunda aradığı mazereti buldu. Kurultayda Yalova delegelerinin yanına oturtulmasını ‘bizi tuvaletin önüne attılar’ diye yorumladı ve Saygı Öztürk’e 'dolaylı yoldan' yaptığı açıklamada CHP’den ayrılacağını ve parti kuracağını söyledi.

Muharrem İnce çok eski bir CHP’li. Hem kıdem itibariyle eski, hem de ‘eski CHP’li. Ona göre Deniz Baykal’ın, Önder Sav’ın, Nur Serter’in, Süheyl Batumların CHP’si gerçek ve iyi. Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP’yi bir ayağı Kandil’de bir ayağı Brüksel’de gibi ifadelerle tanımlıyor. Ona göre Bu CHP cumhuriyetin kazanımlarını yok sayıyor. Herhalde sadece yerel seçimde HDP ile seçim işbirliği yapılmasını değil, Sevgi Kılıç, Kevser Celayir gibi başörtülü kadınların CHP yönetiminde ya da genel merkezde yer alabiliyor olmasını da kastediyor. Zira savunduğu eski CHP için başörtülülerin kamusal alanda yer alması hele hele CHP’de görev yapabiliyor olmaları rejim krizi sebebiydi.

Genel ve yerel seçimlerde ‘CHPKK’ diye birtakım yakıştırmalar yapmış olan Cumhur İttifakı yanlıları da İnce’ye alkış tutuyor.

Her başörtüsü konusu açıldığında Deniz Baykal’ın Abdullah Gül’ü cumhurbaşkanı seçtirmemek için kırk takla atmasını hatırlayan AK Partililer, şimdi Baykal CHP’sini canlandırmak isteyen Muharrem İnce’ye övgüler düzmeye başladılar.

Dün Eren Eğilmez’in yaptığı Kemal Öztürk, İsmail Saymaz, Serkan Toper ve daha önce AK Parti’den aday adayı olan Polis Akademisi öğretim Görevlisi Mehmet Şahin’in katıldığı ‘Gerçek Fikri Ne?' programında da bu tartışıldı. Ben de vardım, gözlerimle görmesem inanmazdım. Mehmet Şahin, Muharrem İnce’yi ‘makbul CHP’li’ olarak lanse etmek için bin dereden su getirdi.

Elbette şaşırtıcı değil. Ama üzücü.

Şaşırtıcı değil çünkü yeni CHP bir tık ‘daha’ halktan yana, çoğulcu, her kimliği temsil etmeye biraz ‘daha’ açık, inançlara ‘daha’ saygılı, Kürtlerin taleplerine biraz daha saygılı, ideolojik bagajdan ziyade halka hizmeti önemseyen bir çizgi izledikçe kısaca daha demokrat davrandıkça AK Parti-MHP ittifakı bundan zarar görüyor. Çünkü böyle olunca, halktaki CHP korkusu kaybolmasa da azalıyor. AK Parti’nin dindarlarının CHP’den korkması lazım ki, düzenin devamı gelsin. O yüzden CHP’nin eski kimliğine dönmesi ya da kendisinden kopan bir parçanın eski CHP kimliğini yaşatmaya aday olması Cumhur İttifakı'nın işine gelir.

Ben başından beri bunu yazdım, söyledim. AK Parti, başından beri Muharrem İnce’nin adaylığına sıcak bakmıştı. İnce’nin aday olmak istediği anlaşıldığında itina ile kendisine mikrofon uzatıldı ve İnce’nin o sihirli sözleri, “CHP’nin önereceği çatı adayı Abdullah Gül olacaksa ben Erdoğan’a oy veririm” cümlesi öne çıkarılarak adaylığı zımnen desteklendi. Kazanamayacağı belli ola ola cumhurbaşkanı adayı oldu, Bugün sırf Millet İttifakı'nın lokomotifi olan bir partiyi bölecek diye İnce’yi haklı, Kılıçdaroğlu’nu diktatör gibi göstermeye çalışanların gözden kaçırmaya çalıştığı şey şu: Kılıçdaroğlu kendisine rakip olmuş bir adamın önce öne çıkmasına, sonra cumhurbaşkanı adayı olmasına rıza göstermiş biri. Bu her yiğidin harcı değil.

İkincisi Muharrem İnce’nin kuracağı parti çok belli ki, devletçi otoriterlik yerine katılımcı demokrasiyi, agresif laiklik yerine uzlaştırıcı laikliği tercih etmeye çalışan CHP’yi cezalandırmak isteyen derin devlet kalıntılarının operasyon alanı olacak. Bundan mı kendinize memnuniyet gerekçesi yaratıyorsunuz? Aklınızı mı yitirdiniz yoksa derin devletle uzlaştığınız doğru mu?

KÜLLİYEYE GİDEN CHPLİ TARTIŞMASINI HATIRLAMAK

Sonuç itibariyle İnce’nin ayrılıp parti kurması Cumhur İttifakı'nın lehine mi? Evet.

Altı ay önce hangi CHP’li Külliye'ye gitti tartışması yapıyor muyduk? Evet.

Muharrem İnce’nin adı geçiyor muydu? Evet.

O tartışmada, bazı aklı evvellerin -derin devlet aparatçıklarının- ittifak tablosundaki dengelerde mühendislik yapıp siyasi sonuç alabilmek maksadıyla ve ‘kendini gerçekleştiren kehanet olsun’ umuduyla pişirip servis ettikleri bir yalanla karşı karşıyayız diye yazmıştım.

Bugün başarmaya biraz daha yaklaştıklarını düşünüyorum.

Muharrem İnce’nin kırılganlığı ve aktör olma isteği üzerinden kuracağı partinin eski derin devlet kalıntılarının, hınçlarını bir türlü alamamış paşaların, ne zaman FETÖ konusu açılsa Erdoğan’ı ve çevresini yargılama hevesini gizleyemeyenlerin operasyon üssü olarak kullanılacağına kesin gözüyle bakabilirsiniz.

Operasyon, Türkiye’yi parlamenter modele geçirtmeme operasyonudur.

Bugün adı cumhurbaşkanlığı hükümet modeli olan sistem devam etsin ki, Erdoğan sonrası dönem için kurdukları faşizan hayaller hayata geçebilsin. Ülkeyi tamamen Batı’dan ve katılımcı demokrasi fikrinden koparabilsinler. Ülkeyi tamamen bir istihbarat ve kontrol devleti yapabilsinler. Son üç yılda alabildiğine aşınmış hukukun üstünlüğü kavramını tamamen ‘hukuk siyasetin köpeğidir’ pratiğine tahvil edebilsinler.

“Yeni kurulacak partileri mutlaka vazgeçirmek lazım, aksi takdirde çok ağır sonuçları olur” tehdidini neden savurdularsa, İnce’nin kuracağı partiye de aynı gerekçeyle sahip çıkacaklardır.

Erdoğan’ın Beştepe'de düzenlenen Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Kabinesi 2 Yıllık Değerlendirme Toplantısı’nda sarf ettiği “Başkanlık sistemi ile ilgili aksaklıkları düzeltebiliriz. ‘Biz yaptık en doğrusu bu’ gibi inatlaşmaya girmeyiz. Değişime gönlümüz de siyasetimiz de açık” cümlelerinden çok ama çok rahatsız olanlar vardı, hatırlayın deyip burada kapatıyorum.

Sorun CHP’nin bölünmesi değil. Bazen olur, bir partinin zemini değişir ve herkes aynı zeminde aynı çatı altında duramaz, nefes alamaz olur. Sorun CHP’nin uzunca bir zamandır süren bir mühendislik faaliyetinin sonucu bölünmesi. Ve bu mühendisliği yapanların şimdi sureti haktan görünmekle beraber, uzun vadede pek tabii AK Parti için de, hatta bütün dindar kitleler için de bir planlarının bulunması.

Sorun “Oh oh CHP bölünüyor” diye sevinen bazı rejim ittifakı mensuplarının "Neden bölünüyor, bölen parçanın hormonlanması, güç kazanması söz konusu olursa bu durum AK Parti’ye oy veren inançlı insanların lehine mi olur aleyhine mi olur?" diye sormayı unutacak kadar yozlaşmış olmaları.

Eren Eğilmez’in programında MHP’li Serkan Toper İstanbul Sözleşmesi’nin neden korunması gerektiğini hukukçu gözüyle anlattı. Değil sözleşmeden çekilmek, kadınları şiddetten koruyacak uygulamalarla daha da geliştirilmesinden yana olduğu yönündeki sözlerini dinledikten sonra, 'bu görüşü MHP tabanının da benimseyip benimsemediğini' sordum. Anlattıklarının hem MHP genel merkez hem de taban tarafından  kabul gören görüş olduğunu söyledi. Bravo diyorum.

Ben kaçırmışım, meğer Devlet Bahçeli İstanbul Sözleşmesi tartışmasına katılmış ve şu güzel cümleleri sarf etmiş:  Kadın cinayetini engelleyemezsek hepimiz sosyal maliyeti yüksek bir çığın altında kalırız (…) 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunun eksiksiz ve tam olarak uygulanması lazım. Kadın cinayetlerine sıfır tolerans göstermeliyiz (...)Bir mazlumun katledilmesi aynı zamanda medeniyetimize, kültürümüze, inancımıza, insanlık değerlerimize büyük bir saldırıdır (…) ”

MHP’nin İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkması on numara beş yıldız bir harekettir.

Tersi de beklenemezdi aslında.

Çünkü kadınlarına güvenmeyen, kadınları öldürülürken başka tarafa bakıp ıslık çalan, kadınlar yokmuş gibi davranan bir millet millet olamaz, sadece milletçilik oynar.

MHP’nin kendi düsturlarıyla tutarlılık içinde olan kadına şiddetle mücadeleyi ciddiye alma uyarısı ve “İstanbul Sözleşmesi'ni kaldırıp kaldırmamayı iyi değerlendirmeliyiz” önerisi  beni umutlandırdı. En azından KADEM’in AK Partili siyasi profiller tarafından yalnız bırakılması ile ilgili karamsarlığımda az da olsa bir umut ışığı belirdi. 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!