Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Bir tarafta Musa Orhan isimli bir uzman çavuş vardı. Sıradan, hemen her yerde karşılaşılabilir bir figürdü. Arabasının arkasına ‘at avrat silah’ yazabilecek, 2 km uzaktan bile not vermenize yetecek altın zincirli kolyesiyle, belli ki sosyal medyayı ‘avlanmak’ için kullanıyordu.

Diğer tarafta 18 yaşındaki İpek Er. İnternette tanıştığı uzman çavuşla evleneceğini düşünen ve bunun yerine tecavüze uğrayıp ortalıkta bırakılınca yeniden baba evine dönen, şikayetçi olduğu adam serbest bırakıldığında ise utanç ve çaresizlikten intihar eden.

Tabancayla kendisini vurduktan sonra 33 gün dayanabildi İpek. Sonra öldü. Önce ‘beraberlik olmadı’ diyen, Adli Tıp raporu kızın tecavüz iddiasını destekleyince bu kez ‘alkollüydüm’ diye savunma yapan, babanın iddiasına göre İpek’i ‘Birilerine söylersen seni öldürürüm’ diye tehdit eden, yani mesleğini de koz olarak kullanan biri için kaybetti hayatını.

Allah var, Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı elinden geleni yapmış. Ancak soruşturma kapsamında Musa Orhan hakkında düzenlediği iddianame, usulden bir nedenle iade ediliyor. Sosyal medyadaki #musaorhantutuklansın kampanyası da öyle başlıyor. Siirt Barosu başkanlığı ve kadın hakları komisyonu sürecin takipçisi oluyor, İHD aileye hukuki destek veriyor. Ama asıl yine savcılık iade kararına itiraz edip de itiraz kabul edilince, Musa Orhan için yakalama kararı çıkıyor. Devamında Musa Orhan kendisi gelerek teslim oldu.

Kamuoyunu ilgilendirdiği ve çok hazin bir olay olduğu, her an bir yenisiyle karşılaşabileceğimiz bir trajedi söz konusu olduğu için, İpek’in ifadesini de alıntılama gereği duyuyorum.

İpek Er, iddianameye giren ifadesinde diyor ki, "Sosyal medyada tanıştım, sevgili olduk, sürekli benimle evleneceğini, beni sevdiğini söylemekteydi. ‘Benimle kaçar mısın?’ diyordu. Ben de beni ailemden istemesini söyledim. 20 Haziran'da köyüme geldi. Kaçamayacağımı söyledim. Beni dinlemedi. Ben de ikna olması için valizimi kendisine teslim ettim. O sırada ailem bizi fark etti. Hemen geri döndüm. Ancak valizim onda kaldı. Üç gün geçtikten sonra abim, kendisine ait olan valizi istedi. Ben de her şeyin açığa çıkacağını düşündüğümden akşam Siirt'e geldim.”

İfade devam ediyor: “Siirt'te kalacak yerim olmadığı için Kurtalan ilçesine geçtim. Param kalmadığı için cep telefonumu satarak, öğretmenevinde kaldım. Ardından Kurtalan ilçesinde hat aldım ve Musa'ya mesaj atarak durumu anlattım. Kendisine kalacak yerimin olmadığını söyledim. Görevden gelene kadar idare etmemi istedi. Siirt'e gelerek üç gün otelde kaldım. Ardından beni aldı, arkadaşının evine götürdü. Bir gece orada kaldım.”

Tecavüzün nasıl gerçekleştiği konusunu da ifadesinde anlatıyor:

“Yalnızdık. İlişkiye girmek istedi. Evlenmeden olamayacağını söyledim. Ertesi akşam geç saatlerde geldi. Alkol aldığını söyledi, içmem konusunda çok ısrar etti. Bana ‘Benimle ol, yarın nikâh kıyalım' dedi. Ben de alkolün etkisiyle gücümü yitirmiştim, ilişki yaşadık. Hatırladığım kadarıyla bana bir hap da içirdi. Sabah işe gitmek üzere ayrıldı.”

Devamında ise Musa’nın İpek’i İzmir’deki kuzenine yönlendirdiğini ama İpek İzmir’e gittiğinde kuzenin ortalarda olmadığını ve Musa’nın da cep telefonunu açmadığını öğreniyoruz. Ne arıyor ne soruyor. Genç kız aldatıldığını anlayınca evine dönüyor ve Musa Orhan’dan şikayetçi oluyor. Ne zaman ki Musa her şeyi reddederek serbest kalıyor, o zaman hayatının bittiğini, artık medeni olarak bir ölü olduğunu düşünerek intihar ediyor.

Çok ama çok hazin bir hikaye bu.

Sadece İpek öldüğü için değil, geleneksel değerlerle modernliğin kısalttığı mesafelerin ve kolaylaştırıcıların vahşi karşılaşmasında un ufak olan pek çok genç kızın hikayesi de bundan farklı olmadığı için. Sonu ölümlü olmayan pek çok başka hayatta da, bir internet paketinin ucuna takılı gelen fiber optik romantizmler ve çabuk bozulan peri masalından arda kalan taşra kızlarının ağır dramı var.

ÖLÜM TARİFEYE DAHİL Mİ?

İpek bir köy kızı ama internet kullanabiliyor ve sosyal medya yoluyla tanıştığı kişiyle sevgili oluyor.

Kimsenin ona söylemediği şey şu: Sosyal medya üzerinden kurulan ilişkiler köy meydanının sert kurallarına uymaz.

Filmlerde bir adamın evine gidip gece orada kalıp müsterih biçimde uyanabilirsin, kadın ‘hayır’ diyorsa hayırdır; ama gerçek hayatta işler öyle değildir.

Dizilerde biriyle aylarca sevgili olursun ve romantik partnerin seni cinsel beraberliğe zorlamaz, beraberlik yaşanırsa da en feodalinden en şirket CEO yardımcısına varana kadar erkeğin mertçe kadının yanında duracağı varsayımı kabul görür. Çünkü romantik ilişki budur, sen de romantik olduğuna göre böyle bir sonu hak ettiğine inanırsın.

Gerçek hayatta bu varsayımın ‘tutma’ ihtimali yüzde 50’den azdır.

Bir de şu var, ‘evlenme vaadiyle bekaret bozma suçu’ eski TCK’daydı.

Yeni TCK, reşit bir kadınla evlenme vaadiyle kandırarak beraber olmayı, vaatten dönüldüğü takdirde o kadının ailesinin/mahallesinin nezdinde ölmekten beter hale getirileceği ihtimali olduğunda bile 'suç' kabul etmiyor. En fazla manevi tazminat davası açabilirsiniz.

Evlilik öncesi ilişki çok yaygınlaştığı için kanun, kolayca ispat edilemeyecek yanıltma amaçlı ‘evlenme vaadi’ni referans alıyorsanız kaybettiğiniz bekareti mahkemede aramaya kalkmayın diyor aslında. Ama bunu gizli gizli diyor. Özünde kanun da çağa ayak uydurmuş, mecbur. Modern hayat stratejisinin gereği bu. Böylece kadın bekarete indirgenmemiş oluyor, erkekler de nikahlanmadan yaşadıkları ilişkilerle ilgili -öyle ya da böyle alınmış bir rıza söz konusu olduğu müddetçe- hiçbir sorumluluk üstlenmeden hayata devam ediyorlar.

Modern teknoloji sayesinde karşı cinsle tanışma ve kaynaşma dahil bütün imkanlar bir tık uzakta, ama sağlanan bu imkanlar, kadınların mutlaka evlenmek zorunda olduğu ve bekaretlerinin de son derece önemli olduğu bir zeminde İpek ve onun gibi genç kızlar için gül bahçesi temin etmiyor.

O kadar ki eğer Adli Tıp kurumu "Şüphelinin, genç kıza yönelik, rıza dışında cinsel birlikteliğe zorlaması ve cinsel birlikteliğin gerçekleşmesi eyleminin, nitelikli cinsel saldırı suçuna sübut verdiği belirlenmiştir" şeklinde bir rapor vermiş olmasaydı, cinsel saldırı iddiası olayın üzerinden zaman geçmesi gibi nedenlerle ispat edilemeseydi, İpek’in mektubu tek başına Musa Orhan’ı suçlu yapmaya yetmeyecekti. İntihar ederek hayatını kaybetmesi bile bu durumu değiştirmeyecekti. Hatta eğer İpek Er’in ailesi Batılı bir ülkede yaşasaydı mahkeme gayet rencide edici biçimde İpek’in vücudunda tespit edilen cinsel saldırı izleri ile Siirt’te yaşanan beraberlik arasında geçen süreyi dikkate alarak illiyet bağının mevcudiyetini koruyup korumadığına da bakardı. Ayrıca İpek’in ‘ailemin yüzüne bakamıyorum’ sözlerini dikkate alarak, intihar etmek için kullandığı tabancayı İpek’in eline verenin ailesi olup olmadığını da sorgulardı.

Musa Orhan'ın sebep olduğu ölüm, modern imkanlara erişim şansı bulmakla beraber geleneksel beklentilere göre şekillenmiş habitatlarda yaşayan genç ve tecrübesiz kadın hayatlarının ne kadar zor olduğunu yeniden hatırlattı. Ne kadar kolay ‘av’ olabildiklerini.

Hiçbir zaman ya modernlik ya gelenek diyenlerden olmadım, gelenek ile modernliğin kombinasyonlarının sonuçlarının pek çok zaman olumlu sentezler ortaya koyduğuna inanırım. Ama insan görmeden edemiyor, çünkü bazı kombinasyonlar sahiden öldürücü. Genç kızları zannettikleri hayat ile gerçek hayat arasındaki makas aralığının çok geniş olduğu konusunda eğiten toplum önderlerinin olmaması da, ayrıca hazin. 21. yy adaptasyonunu tamamlamış, itici olmayan bir lisan kullanabilen, gelenekleri ya da modernliği şeytanlaştırmadan, sadece maddi ihtiyaç-manevi değer dengesini gözeterek sebep- sonuç zincirinin hakiki fotoğrafını çeken akil insanlar, STK'lar yok ya da bu alanda çalışmayı zûl addediyorlar.

Musa Orhan’ın yargılanacak ve yüksek olasılıkla ceza alacak olmasıyla teselli olalım.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!