Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Ebru Timtik, ölüm orucu sonrasında hayatını kaybetti. Allah rahmet eylesin. Bir avukatın kendisini öldürmesi son derece üzücü bir şey. Velev ki azılı bir suçlu olsun herkes adil yargılanmayı talep etme hakkına sahiptir. Timtik’in talebi haklı bir talepti. Ancak kimse kusura bakmasın adil yargılanma ne kadar haklı bir talep ise, bunu ‘ölüm orucu’ ile istemek o kadar acımasız ve meşru olmaktan uzak bir metod. Hiç lafı eğip bükmeyeceğim, Timtik’in ölümünün ilk elden sorumlusu, ölüm oruçlarını rutine bindiren ve karşılık alamadıkları bir kapıyı insanlarını öldürme pahasına ısrarla çalan örgütün acımasız tutumudur.

Önce kısa bir açıklama: Bilindiği gibi, açlık grevinin amacı ölmek değildir, devlete döner ve senden istediğim şeyi istemekte o kadar haklıyım ki, haklılığımı anlaman için ortaya bedenimi ve sağlığımı koyuyorum demiş olursun. Bireysel bir karardan neşet ettiği sürece bir etki gücü vardır, insana bir şey ifade eder, topluma bir şey anlatır. Ancak bir örgüt tarafından güdümlendiğinde, hele hele rutine binmişse, açlık grevinin bir insan hakkı olduğu, bir onur mücadelesi olduğu duygusu topluma da gerekli mercilere de iletilemez. DHKP-C ya da başka silahlı örgütler, dozu yükseltip çıtayı ‘ölüm orucuna’ koyarak etkiyi arttırma planı yapıyorlar. Tam tersi oluyor, ilgi göstermesi, baskı oluşturması beklenen toplulukların lakaytlığı artıyor, yer yer nefret söylemlerine bile rastlanıyor.

Neden mi? Çünkü tablo şu: İçinde bulunduğunuz durumun gerçekleriyle bağdaşmayan talepler listenizi örgütün talimatıyla ‘ya bunu yaparsın ya ölürüm’ diyerek devlete dikte ediyor, devlet ölüm orucunu durdurmaya çalıştığında ‘bu onurumuza hakarettir ölüm orucumuza müdahale edilemez’ diye feveran ediyor, devlet ‘e, tamam o zaman bıraktım’ dediğinde ölüyor ve çevrenizin/gençlerinizin omzuna, ‘Ölüm bile onları hizaya getirmedi bakın, çünkü onlar vicdansız’ cümlesinden ibaret, bitimsiz bir hesaplaşma duygusunu yüklüyorsunuz.

Birilerinin ölümü geride kalanların davası oluyor, döngü böylece sürüp gidiyor ve bunun iddia ettiğiniz gibi ‘saygın’ bir yanı yok.

Adil yargılanma hakkı evet haktır hem de kutsal bir hak. Ülkemizde yaşanan yargılama ihlallerinin de örtbas edilir, reddedilebilir bir durum olmadığını, ben dahi bu köşede çeşitli olaylar üzerinden defalarca mesele ettim.

Ancak terör örgütlerinin aldığı ve dayattığı ölüm oruçlarının; bu haktan yararlanmayı, masaya koyduğu insanın ölümüne bağlayan bir şantaj yapma biçimi olduğunu da görebiliyorum. Tam da bu nedenle insani bir duygu uyandırmadıklarını, istenen kamuoyu baskısını oluşturmak bir yana bir tarafta hesaplaşma dürtüsünü diğer tarafta ‘bunlar sahiden terörist’ ön kabulünü kuvvetlendirdiğini fark edecek durumdayım.

HAK, HUKUK DERKEN ÖLÜM TARİKATINA AVANTAJ SAĞLAMAK

Hadi onlar terör örgütü. İstanbul Barosu gibi bir kurum, CHP’nin bazı il başkanlıkları, terör yapılanması oluşturan odakları ‘insan hayatıyla hak hukuk pazarlığı yapılmaz’ diyerek uyaracak bir yol bulmak yerine, hayatını ölüm orucu nedeniyle kaybetmiş olan isimleri öne çıkararak örgütün kendisini değilse bile, ‘metodunu’ onayladıklarını deklare etmiş olduklarını görmüyorlar mı?

Devlete insan hayatının önemini hatırlatırken marjinal sol örgütün insan öğütme çarkı olan ‘ölüm orucu’na iki çift laf etmeyen herkes, yeni ölüm oruçlarının, yeni hayat kayıplarının ortamını hazırlamış oldu.

Gerek baronun gerekse ana muhalefet partisi nüvelerinin adil yargılanma hakkı ile ilgili bir mücadele yürütürken, terör örgütüne 'ölüm oruçlarını engelleyin' çağrısı yapmaması, ölüm orucunun berbat bir yol olduğunu ilan etmemesi açık söyleyelim, kabul edilemez bir tutum.

Çünkü, hey, uyanın bahsettiğimiz örgüt: DHKP-C...

Bilinmeyen bir yapı değil. Henüz yeterince aydınlatılmamış yeni bir oluşum değil. Gizem değil.

DHKP-C bir ölüm tarikatı...

Hak, hukuk, etik, adalet diyenler bir zahmet burunlarının ucu kadar yakın bir gerçeği görmeye tenezzül ederlerse görecekler: DHKP-C ağına düşürdüğü gençleri hiç acımadan ölüme yollayan ve kendisini 'ölüm kültü' üzerinden var eden bir yapılanma... Bugüne kadar mensuplarından yüzlerce kişiyi ölüm oruçlarıyla bilerek isteyerek ölüme gönderdi... O gençleri vakit geldiğine ölüm orucuna koşarak gidecek şekilde yetiştirdi, hazırladı. Çünkü işlevleri arasında müşteri yabancı istihbarat örgütlerine ihtiyaç duydukları elemanları temin etme gibi bir fonksiyon da var. O elemanların her tür provokasyona alet olabilecek şekilde, her emre hazır, 'gerektiğinde' cinayet de işleyebilecek donanımda olmaları gerekiyor.

Ölüm oruçları, işte böylesine sapkın bir yapılanmanın propaganda eylemi...

Niyeti ne olursa olsun kimsenin bu örgütün koordine ettiği ölüm oruçlarına kenarından köşesinden; ufacık tefecik bile olsa meşruiyet atfetmeye hakkı yok. Çünkü bu, sadece yeni ölümlere kapı aralar. Çünkü örgüt bu ölümleri kullanarak çarkının dişlilerini yağlar. Ölümleri dikkat çekici gürültülü bir gösteriye dönüştürerek davasının pornografisi için kullanır. Saf, masum gençleri ağına takmak için...

Bu gerçekleri hala anlamamış olan varsa, ya cahildir; ya marjinal solun kurduğu 'hep haklıyım' diskuruna akıl yetiremeyecek kadar eziktir ya da 'bizim de bir silahlı tabanımız olsun, bakarsın bir gün işe yarar' oportünizmi içinde, söz konusu sapkın yapılanmayı devlete/millete karşı vasıta haline getirmek istiyordur. İnsanın aklına başkaca bir ihtimal gelmiyor maalesef.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00