Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Eskiden evcil hayvanları öldüğünde üzülen insanları anlamazdım.

Veya bir hayvan sahiplenen insanların sevincini.

Dört yıldır kedi sahibiyim, ‘kediler’ desek daha doğru. Zaman içinde anneannelik de yaptım, doğumuna tanıklık ettiğim yavrulara baktım, hayatta tutamadıklarım oldu, salya sümük ağladım.

Gün geçtikçe serpilip güçlenenler oldu, kendimi Napoli’yi fethetmiş gibi muzaffer hissettim.

Evlatları birer ikişer sahiplendirildikçe, ortadan kaybolmalarına bir anlam yükleyemeyen ve her gün göz hizamda durup ağlayan -evet uydurmuyorum, ağlayan- ve intikam almak için her yere kakasını yapan bir anne kedim de oldu.

Bir kedinin nefretini kazanmak hayatı nasıl bir kabusa çevirir, yaşadım.

Hepsine (9 baş, 36 ayak) bakamayacağım için sayılarını 3’e indirdim. Sahiplendirdiğim kediler- yanımda tuttuğum kediler ayrımı yapmak ne zormuş anladım.

Gidenleri hiç bırakamamak, iyi insanlara sahiplendirmiş olsam da hala gözümün önünden film şeridi gibi yüzlerini geçirmek.

Vicdanımın “Neden onları gönderdin ama tutmak için bunları seçtin?” sorusu karşısında ‘Sophie’nin Seçimi’ filmindeki Meryl Streep misali debelendiğimi, bunun nasıl ‘yetim’ bir suçluluk duygusu türü olduğunu da ancak hayvan sahibi biri anlayabilir.

“Mırra sert ama asil, soğuk ama fedakar bir kedi, üstelik ‘ilk gözağrım’, Üzüm’ü ölümün pençesinden kurtardım ve o, hasta yatarken bile patisiyle gözyaşımı silip beni teselli ediyordu, onu asla bırakamam. Duman’ın da güzelliği, sevilme arzusu, Inarritu’nun muhteşem filminin adına göndermeyle söylersek cahilliğinin umulmayan erdemleri cezbediciydi vicdancım, kes artık” türü iç konuşmalar, ‘delilik’ midir?

“İnsanlar ölürken…?” Lobisine göre öyle.

İnsandan ve tercihen kendi çocuğundan başkasını sevilmeye değer görmeyen çoğunluk önünde sevgimiz de, acımız da öksüz ve saçma.

Yakınlarda arkadaşım Medina’nın kedisi ‘Vecihi’ öldü. Beş yıl önce olsa, “Yavrum küçük melekti, onsuz kaldım” derken, kalbinin çatırdama sesini duyamazdım. O üzüntünün neye benzediğini artık biliyorum.

Yakınlarda arkadaşım Ceren bir köpeği sahiplendi, beş yıl önce olsa, “Maggie ile her sabah doğum günü” derken ne demek istediğini anlayamazdım, artık biliyorum.

Evcil hayvanları Kedi, Koska ve Pakize’nin ölümüne tanıklık eden Ertuğrul Özkök’ün 1 Eylül’de yazdığı yazıyı beş yıl önce okusam, pek çok kişinin şimdi okuduğunda verdiği tepkiyi verirdim: Fena halde lakayt kalmak, hatta burun bükmek.

O zamanlarda olsak, Özkök’ün “Ölmüş bir kedinin ya da köpeğin arkasından nasıl dua edilir?” sorusu bende hiçbir çağrışıma sebep olmazdı. ‘Adamın derdine bak’ anlamında peeh’lerdim hatta.

Şimdi ise bir insan ömrüne kaç hayvan ömrü sığabildiğini, o kalabalık hayvan mezarlığının, o hayvanları sevmiş bir insan üzerinde bıraktığı kederi biliyorum.

İnançlı birinin, ahirete inanan bir mü’minin “Hayvanlar ölünce nereye gider?” sorusunun pek de net olmayan cevabından içinin sıkıldığını hatta…

GAZALİ’YE GÖRE SADECE ON HAYVAN CENNETE GİDECEK

Dini bütün bir müslümansanız, bir evcil hayvanınız öldüğünde edilecek dualar arasındaki önceliğiniz ‘lütfen onları cennetine al’ diye yakarmak oluyor. Zira, bu sıradan görünse de, aslında bir mucize istemektir.

Çünkü dini kaynaklarda hayvanların hesap gününde diriltilmesinden bahsedilmekle beraber, (“Boynuzsuz koç, boynuzludan hakkını alacaktır”) ruhlarının baki kalacağını ancak cesetlerinin toprak olacağını ifade eden anlatılar ağırlık kazanıyor.

İmam-ı Gazali’nin Mişkâtü’l-Envar’ında, cenette bedeni/vücudu ile girebilecek hayvanların gayet sınırlı tutulduğunu görebiliyoruz.

Liste son derece kısa: 1) İbrahim Aleyhisselâmın buzağısı. 2) Hz. İsmail yerine kesilen koç 3) Hz. Salih’in mucizesi olan deve 4) Hz. Yunus’u yutan balık 5) Hz.Musa’nın ineği 6) Hz. Uzeyir’in merkebi 7) Hz.Süleyman’ın karıncası 8) Belkıs’ın hüdhüd kuşu 9) Ashab-ı Kehf’in Kıtmir isimli köpeği 10) Hz. Muhammed’in Kasva isimli devesi.

Peki ya tek kusuru bir peygamberle teşriki mesai etmemiş olmak olan onca güzellik?

Zebra, zürafa, fil, mavi balina ve ornitorenk?

Hem karada hem denizde nefes alabilen arada bir karaya çıkıp volta atan çamur zıpzıpı? Namı diğer Mudskipper?

Transparan kafatası sayesinde kafasının içindekileri görebildiğimiz derin deniz balığı fıçıgöz?

Kedilerim?

Cevap yok.

Sadece Bediüzzaman Said-i Nursi, hayvanların ruhlarının baki kalacağı ve yukarıda sayılan 10 hayvan dışındaki her türün ara sıra cisimlenerek (vücut-ceset sahibi olarak) arzı endam edeceğini, sahih rivayetlerden öyle anlaşıldığını, hikmet, rahmet ve rububiyetin öyle gerektirdiğini söylemiş. Akıl yürüterek bu sonuca varmış.

Genel eğilim, cennetteki hayvan varlığının ‘temsili’ olacağı yönünde. Yani ‘şuradan sülün havalansın istiyorum’ dediğinizde sülünler havalanır şeklinde.

Ama hayvanseverler, baktıkları her hayvanın farklı olduğunu, farklı kişiliklere ve tavırlara sahip olduklarını bilir.

Yani, beni nasıl kızdıracağını gayet iyi öğrenmiş olan ‘o’ kediyi, horladığı zaman azarladığımda ağlar gibi ses çıkaran ‘o’ köpeği, hatta mutfağı yağmalarken yakaladığımızda özür dilemek için garip bir reverans yapan ‘o’ rakunu istersek ne olacak?

Derin bir sessizlik.

Kafayı hurilerle nurilerle bozmuş olanlar anlamaz.

Ama konu hayvanları ev arkadaşı gibi gören ve onlar öldüğünde dua edenler için önemli.

Ben her zamanki pratikliğimle ve yaşadığımız yeni Türkiye’den ilhamla, “Kendimiz cenneti hakedersek, kedilerimizin cennete tayini için Hz. Süleyman’ı da araya koyarak…” gibi bir çözüm düşünebiliyorum tabii ama bu ne kadar İslami bir düşünce ondan emin değilim. İşin kötüsü bu konuda danışılacak modern ve ehliyeti su götürmez bir İslam alimi var mı, artık emin değilim.

Milletin hurilerin kaçar adet dağıtılacağını, cennette akan bal nehrinden çam balı mı çiçek balı mı aktığını soracağı yığınla adamı var.

Bizim bu konularda itikadi sınırlar içinde kalarak fikir teatisi yapabileceğimiz kim var?

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00