Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

ABD'de 3 Kasım'da yapılacak olan başkanlık seçimleri için geri sayım çoktan başlamıştı, anketler ve tahminler iki adayın kafa kafaya olduğunu gösteriyordu. Seçime 6 gün kala yayınlanan ulusal çaptaki anketler ise eski Başkan Yardımcısı ve Demokrat başkan adayı Joe Biden’ın, rakibi mevcut Başkan Cumhuriyetçi Donald Trump'ı 7,9 puan farkla geride bıraktığını ortaya koydu. Bu aslında çok şaşırtıcı bir durum değil. Çünkü ABD’nin esas dokusu aslında Demokratlık, ancak Demokratlara oy veren kitlede sandığa gitmek bir yana oy kullanmaya tenezzül etmeme gibi bir problem var. 2016’da da öyle oldu. Fakat görüşlerini dinlediğim gözlemciler bu kez 2016’dan farklı olarak ABD’nin ‘early voting’ mekanizmasını (oyların seçim gününden önce kullanılabilmesini sağlayan sistem) kullananların artması ve özellikle siyahların oy kullanma konusunda çok daha itinalı davranma eğilimi içinde olduklarını anlatıyor.

Trump ve Biden'ın TV düellosundan.
Trump ve Biden'ın TV düellosundan.

'Early Voting' detaylarına göre seçime katılım düzeyi açısından bu dönem 100 yıllık bir rekor kırılacak. Çünkü bugüne kadar olmayan bir şey oluyor: Daha şimdiden 66 milyon kişi oyunu kullanmış durumda. Toplam oy kullanma sayısı için 150 milyonluk bir rakamın beklendiği düşünülürse daha şimdiden kullanılmış 66 milyonluk oyun önemi daha iyi anlaşılır.

Çünkü ABD’de yaşayan bütün siyahlar ve siyah olsun olmasın azınlık olan diğerleri, -Müslümanlar dahil- biliyorlar ki, Trump bir dönem daha kazanırsa ABD yaşanmaz bir yer olacak. Çünkü Trump’ın bir değerler sistemi yok, ilkesiz, ırkçı, nepotist ve kelimenin tam anlamıyla ‘kötü’. Trump’ın kötülüğü sistemden ileri gelmiyor, şahsına özgü. Herkes bunun farkında, hatta ona oy veren Hristiyanlar bile bu gerçeği reddedemiyor ve tercihlerini şu şekilde rasyonalize ediyorlar: “Evet Trump kötü biri, dindar biri de değil ama Allah bazen ‘hayırlı’ bir sonuç yaratmak için kötü birini kullanır. Ayrıca Mike Pence var ve o düzgün biri, ondan memnunuz.”

‘Hayırlı’ olan nedir peki? Amerikalı, ABD’ye yüklenen ‘kural koyucu’. ‘aleme nizam verici’ rolünün maliyetini taşımaktan sıkılmıştı. Küreselleşme doktrinini reddediyoruz diyen Trump bu anlamda bir çıkış yolu gibi göründü. Bunun ötesinde Demokratların siyaset üretememesi de ‘swing state’ (salıncak eyalet) denilen, oyları herhangi bir tarafa angaje olmamış eyaletlerin oy davranışını belirledi. Demokratların son yıllarda sahiden neredeyse LGBT haklarından başka siyasi gündemleri yok. Dünyada onca sorun varken, dönüp dönüp yatak odasını siyasetin merkezine taşımaları, ABD dahil tüm Batlılı liberal demokrasilerde normal aile değerlerine sahip heteroseksüel dindar ve hatta sekülerizmle barışık muhafazakarların kendilerini aşağılanmış hissetmelerine ve gelecek nesil için kaygılanmalarına neden oluyor. Bu endişelerine karşılık veren tek politik pozisyon da ‘sağ’da, ABD’de yaşıyorsanız ‘cumhuriyetçiler’de bulunuyor.

BIDEN NASIL ÖNE ÇIKTI?

Demokratların aday göstermek için bula bula Joe Biden’ı bulmaları konusuna da böyle geliyoruz.

Biden’ın ileri yaşı, tipik ‘WASP’ halleri, Türkiye hakkında sarf ettiği haksız ifadelerden de hatırlayacağımız gibi cumhuriyetçilere özgü tatsız üsttenci ve müdahil bir tarz içinde olması, yenilikçi bir siyasetten ziyade her bakımdan klişe bir Amerikancılıktan fazlasını vadetmemesi kendisinden daha hakiki demokratları nasıl olup da eleyebildiği konusunda şaşkınlık yaratmıştı. Ancak elbette oyun kurucu Demokratlara göre durum öyle değil. Onlara göre Trump’ın cumhuriyetçiliği ve bu arada ABD’yi getirip bıraktığı yeni eşikten kurtulabilmenin tek yolu Trump’a sıcak bakan ya da onu ‘ehveni şer’ gören seçmenin de ısınabileceği bir demokratı aday göstermek. Biden tam bir Beyaz Amerikalı, katolik, düzenli kiliseye giden biri ve aile değerlerine saygılı. Obama döneminde sağlık alanında aktif olarak çalışmış, bir oğlunu kanserden kaybetmiş ve bu alanda kanser araştırma komisyonunda başkanlık yapacak kadar uzmanlaşmış Biden'ın Covid-19’dan kırılan Amerika’ya daha iyi liderlik yapabileceğini düşünenler çok.

Yani Biden’ın öne çıkması/çıkarılması, diğer Demokratları eleyerek aday olması, onun 'Cumhuriyetçilerden de oy alabilecek' yegane demokrat olmasıyla ilgiliydi. Nitekim bu plan tutmuş görünüyor. An itibariyle Biden swing state denilen North Caroline, Michigan, Wisconsin, Nevada, Iowa, New Hampshire ve Ohio eyaletlerinin çoğunda Trump’ı geçti.

FLORİDA’NIN DURUMU VE YÜKSEK MAHKEMEDEKİ ‘YANDAŞ’ ÜYELER

Oysa Demokratlar aslında oldukça kritik bir hata yapmıştı. Donald Trump’a Covid-19 ile mücadeledeki yetersizlik üzerinden muhalefet etmeyi bırakıp siyah Gerorge Floyd’un beyaz polis tarafından neredeyse kasıtlı biçimde öldürülmesi üzerine çıkan Black Livas Matter hareketini muhalefetlerinin odak noktası haline getirmişlerdi. Hareketin büyüyerek yağma ve yıkım gibi sokak olaylarına da sahne olması ise Trump’ın deliliklerini küçük düşürücü bulan ve uzaklaşan cumhuriyetçilerin yeniden Trump’a dönmesi ile sonuçlanmıştı. Bu nedenle Trump aleyhine düşen oranlar yeniden yükselmişti. Ancak geçen zaman içinde, polisin itip yere düşürerek yaraladığı yaşlı bir adama ‘provokatör’ demekten, ABD’de 230 bin kişinin öldüğü Covid-19 için “Abartmayın bakın ben de oldum geçti” demeye varana kadar o kadar korkunç şey yaptı ki, ibre aleyhine dönmüş görünüyor.

Yine de Trump Reyiz’ciler hemen enseyi karartmasın. Zira seçimin sonuçları hala birtakım sürprizlere gebe. Biden’ın önde olduğu eyaletlerin bazılarında fark sadece 1-2 puan. Her an kapanabilir. Misal Florida’da böyle ve ‘Florida’yı alan başkanlığı alır’ klişesi de kısmen doğru.

Biden Florida’da 1,5 puan önde görünüyor ama yakın zamana kadar bu böyle değildi; Trump İsrail’e yapmaya doyamadığı jestlerle Florida’daki Yahudi nüfusunu garantilemişti. Florida’da yaşayan ikinci büyük nüfus Kübalılardan oluşuyor, Kübalılar normalde Demokratlar lehine oy kullanıyor ama 2016’da Obama’nın Küba yönetimi ile yakınlaşmasından rahatsız olup Demokratlara sırt çevirmeleri de unutulmuyor. Üçüncü sırada yer alan Porto Ricolular ise tercihlerini hemen her zaman Demokratlar lehine kullanıyor. Öte yandan Trump yakın zamanda hayatını kaybeden Yüksek Mahkeme üyesi Ruth Bader Ginsburg’un yerine kendisine yakın Amy Coney Barrett’i istedi ve senatoya da onaylattı. Bunun önemi şu: Yarış ‘neck to neck’ (kafa kapaya) sonuçlanır ve sayım süreci de kilitlenir ve hadise mahkemeye taşınırsa Trump lehine karar çıkma ihtimali çok yüksek.

3 KASIM SEÇİMLERİ KÜRESEL ÖLÇEKTE TARİHİ BİR KIRILMAYA NEDEN OLABİLİR

Mesele sadece Barret de değil, Trump bu konuda oldukça şanslı; kendi döneminde üç yüksek mahkeme üyesi ataması yapabilmiş ilk Amerikan başkanı olarak tarihe geçmiş durumda.

Lakin Trump’ın şansı ABD’yi bölebilir. Zira sahada Black Lives Matter hareketi hala kurban veriyor, aktivizm sürüyor ve bu şartlarda Trump’ın oy sayımını bahane ederek yüksek yargıyı kendi lehine kullanmaya kalkması çatışmaları çok başka düzeylere çekebilir.

Başkanlık seçimi denilirken, ‘tüm dünyayı etkileyecek’ farklı bir tarihi kırılma yaşanabilir. Daha önceki başkanlık seçimlerinin hiçbiri ile pek fazla ilgilenmemiş biri olarak bu kez bu konuyu bu kadar ayrıntılı ele almamın nedeni de bu. 3 Kasım seçimlerinin, 50 yıl sonra ‘her şey o gün başladı’ diye anılacak bir gün olma potansiyelini taşıması.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00