Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Üç gündür ürtiker oluyor, alerjik reaksiyonlarla uğraşıyor, boynuma giren ağrılarla mücadele ediyorum. Hasta yatağımdan baktığımda siyasetin de benim gibi kıvrandığını görüyorum. Gelişmeler, ne bana ne reform kelimesini duyar duymaz yüzünde aptalca bir gülümseme yayılmış yüzbinlere ne de ‘tutarlılık’ denilen kayıp hazinenin yeniden bulunması için atılan adımlara hiç yardımcı olmuyor. Umutlar gün geçtikçe daha fazla karaya oturuyor ve boş yere yaratılan beklenti dalgası ne kadar somatik semptom varsa hepsini yüzeye taşıyor.

Küçük de olsa bir umudumuz vardı evet.

Hukuk reformu, demokrasi seferberliği, şeffaflık, uzlaşı ve diyaloga açık olma, "Kendimizi Avrupa’da AB’de görüyoruz" diskurları… Yargının siyasete alet edilmesine son verilmesi, öngörülebilirlik…

Reform bağlamında ne vaadediliyorsa, reform vaadlerinden hoşnut olmayanların taleplerine göre eğilip bükülüyor sanki. Reform anlamının altını dolduracak, somutlaştıracak hangi konu gündeme gelse artık sadece AK Parti’yi değil MHP’yi de övmek için hizaya durmuş olanlar bilgiç sesleriyle çıkıp "Reform dediysek çüşşş onu demediydik” diyorlar. Peki ya şu? "Yok o da değil", "Öbürü de değil…", "Bakın o da olmaz."

Demokrasi seferberliği ve hukuk reformu ilk gündeme geldiğinde dar bir sokakta U dönüşü yapmak zorunda olan tanker benzetmesi yapmıştım. Kamyon da diyebilirsiniz.

Yani, ben de biliyordum samimiyse bile, birden olmayacağını. "Yavaş yavaş" olmak zorunda olduğunu. Hatta Erdoğan için, "Ne kadar samimiyse o kadar sabote edilecek" de demiştim. İttifakın diğer açık ve gizli bileşenlerinin söz konusu demokrasi seferberliği ve hukuk reformu çıkışlarından memnun olmadığının altını çizerek, sabotajın geleceği adresi de vermiştim.

Bülent Arınç’a gelince, Erdoğan’ın onayı olmadan ekrana çıkıp demokrasi ve hukuk reformuna çerçeve çizmeye giriştiğini sanmıyorum. Ancak hızını alamadığını ve Külliye’nin kendisine verdiği yetkilendirmenin sınırlarını aştığı için büyük bir tepkiye maruz kaldığını düşünüyorum.

Tepki çok büyük oldu evet. Gerek yoktu.

Anayasa 138 hatırlatılarak yargıçların neden Arınç için gereğini yapmadığı bile soruldu. Hem de "Biz yargıya talimat vermeyiz"li bir paragrafın sonunda oldu bu.

"Henüz değil", demek var, "Bir dakika, bu yargının alanına giriyor" demek var, bir de Kavala’nın, Demirtaş’ın adını andı diye Bülent Arınç’a ölümlerden ölüm beğendirmek var. Üçüncüsü oldu.

Arınç belki uçmuştur, belki fazla heyecanlandığı için frene basamamış ve sabote etmek için sıraya girmiş olanlara sabotaj fırsatı vermiştir ya da ‘çerçeve’yi tamamen yanlış anlamıştır, hepsi olası. Lakin…

Şu kabul edilebilir değil: Madem Kavala ve Demirtaş isimlerini duymak bu denli tahammülsüzlük uyandırıyor ne diye ‘reform’ ve ‘seferberlik’ gibi ‘büyük’ laflar kullanıyorsunuz?

Anlamak sahiden zor: AİHM’de beraat kararı almış adamı cezaevinde tutarak nasıl Avrupa hayali kuruyorsunuz?

Merak konusu: Anayasa Mahkemesi kararına haksız ve teamüllere aykırı bir şekilde direnen; belli ki direnmesi ‘istenen’ ilk derece mahkemelerini salmadan, nasıl yargının bağımsız ve tarafsız olması gerektiği üzerine ahkam kesebiliyorsunuz?

Tamam, bu bir ‘süreç’tir, bazı şeyler ‘hemen olmaz’ diyelim, ama bazı isimler zikredildi diye bu kadar üst perdeden karşılık vermek niyedir?

Diliniz başka söyler eliniz başka çalışır diye nitelendirilmekten de mi çekinmiyorsunuz?

Yoksa korktuğunuz bir şey mi var? Reform söylemleriyle eş zamanlı gelen malum tehdidin Kılıçdaroğlu’na değil "Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla" misali aslında ‘kendinize’ mi yapıldığını düşünüyorsunuz yoksa?

"Bülent Arınç eleştiri hakkını kullanmıştır, görüşü kendisini bağlar" demek bir yol iken nasıl oluyor da "Biz yargıya talimat vermeyiz" cümlesini takiben, Arınç’ın ifadelerinden kasıtla yargıyı ‘gereğini yapmamakla’ suçlayabiliyorsunuz?

Anayasa 138. Maddesini* anarak "Gereğini yapın" diye "Görev tevdii etmek" ile "Biz hiiiiç yargıya talimat vermeyiz" cümleleri nasıl ardı ardına gelebiliyor?

Pardon, aynı sözlüklere mi bakıyoruz?

Anlaşılan kıyıdan o kadar çok uzaklaşılmış ki yüzülerek dönülemiyor. Şilep lazım. Gemi lazım.

Günün sonunda Bülent Arınç istifa etti. İttifak ortağının “Küçük olan büyük olandan koparır” kuralı gereği kopardığı AK Partililer “Aslına mı çekiyorsun, nesline mi özeniyorsun?” gibi etnik köken imalı laflara gocunmadılar da, Arınç’ın bol Erdoğan övgülü, bol coşkulu, bol destekli konuşmasında iki isim geçti diye durumdan ‘ihanet’ çıkardılar, veryansın ettiler, tivitler döşendiler. Sonra belli ki Arınç kini yüksek olan bazıları da bunları toparlayıp Cumhurbaşkanı’nın önüne koydu ve "Kamuoyu Arınç’a çok öfkeli efendim" diye sundu. Tipik.

O gece ekranlara çıkan trolümsülerin Arınç’ın adı geçtiğinde nasıl çemkirdikleri de dikkate alınmıştır.

Eğer bu adamların sözleri ve onların sözlerinden etkilenenlerin fikir aşamasına gelemeden patlayan fikir bombelerine bakılıp kamuoyu nabzı tutuluyorsa, yanlış yapılıyor.

Erdoğan’ın unuttuğu bir şey var. Etrafındakiler ve ekrana çıkıp tevil ve tercüme yapmakla ‘görevli’ kişiler öylesine büyük bir karakter aşınmasına uğradı ki, kimse ‘net’ talimat almadıkça bu demokrasi ve hukuk seferberliği işinin altını doldurma işini beceremez artık.

Kamyon dar sokakta U dönüşü yapmaya çalışırken "Reis ne diyorsa o!" diye maniler söyleyen yolcular, Bahçeli’nin cümleleriyle ortaya karışık yaparken şoförün kafası karışıyor çünkü, bir güncelleme gelmezse sokakta ne kadar dükkan ev varsa hepsine girilecek hafazanallah.

Şu an nabız "Devlet başa kuzgun leşe" döneminin nabzı ve kimse canını sokakta da bulmadığı içindir ki ikinci bir emir gelene kadar aynı şekilde atacak. Test edildiklerini, bu demokrasi ve sair işlerin sazan ayıklama için yapıldığını bile düşünüyor olabilirler. Karakterleri aşındı dedik, kariyerist değiller demedik.

Şimdiye kadar oldu, bir kere daha ve ‘hayırlı bir amaçla’ yapılmasında sakınca olamaz öyle değil mi? Beştepe yaptığı demokrasi seferberliğini ciddiye alıyorsa bilmeli ki bu ekrana her çıktığında demokrasi, özgürlük gibi kelimelerini ‘küfür’ mahiyetinde kullananlarla yürümeyecek kadar ciddi bir iş. Yok eğer “Gül gibi çocuklar bizi hep memnun ettiler” deniliyorsa o zaman önerimiz şudur: Antetli kağıda yazılmış "Demokrat olunacak konular: 1) …2)…” diye ilerleyecek ve belli ki hayli kısa olacak listenin tez vakitte kendilerine tevdi edilmesi gerekmektedir. Eğer yeni bir dönem gelecekse, bu arkadaşların yeni döneme göre yeniden formatlanması lazım çünkü onlar formatlanmazsa takipçileri, trolleri vs de durumu algılayamaz. Daha iyisi Erdoğan’ın hepsini toparlayıp "Demokrat olun, hukuka saygıyı savunun!" şeklindeki bir talimatı ru be ru vermesidir. Aksi takdirde nabızlara güncellenme gelmez. Tutarsınız elinizde kalır.

Acıklı evet, ama mesele şu: Demokrasi nekahatte, o yüzden demokrasi reformu için de ‘talimat’ gerekiyor .

*Anayasa madde 138 :

MADDE 138. – Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.

Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.

Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.

Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00