Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Yine yeniden… Suriyeli aşağı, Suriyeli yukarı…

Bir öfke dalgası tırmanıyor. Daha doğrusu tırmandırılıyor.

Bu kez biraz da, ne oldu biri bir düğmeye mi bastı dedirtecek şekilde.

CHP‘nin lideri "Suriyelileri göndereceğiz" açıklamasını yaptıktan bir gün sonra Beşar Esad, Türkiye’deki sığınmacılara çağrı yaparak "Vatanınıza dönün" dedi. İlk beyan 16 Temmuz’da, ikincisi 17 Temmuz’da.

Söz konusu "Kemal pası at; Beşar topu tut" eş güdümlülüğüne şimdilik girmeyelim.

Diyelim ki, Kılıçdaroğlu da diğer muhalefet liderleri de halktan yükselen "Geçinemiyoruz" taleplerini ve o talebe eklenen "Çünkü Suriyeliler…” gerekçesini biliyor, o memnuniyetsizliği kullanma peşine düşüyorlar.

Buna en son Bolu Belediye Başkanı da katıldı. Hem de ne katılma, böyle dolu dizgin; koşturup saçı başı façayı dağıtma pahasına…

Bolu’nun CHP'li Belediye Başkanı Tanju Özcan, kentte yaşayan yabancı uyruklu kişilerin su faturası ve katı atık vergisi ücretlerine 10 kat zam yapılacağını açıkladı.

Söyledikleri özetle şu anlama geliyordu. Su bile vermeyeceğiz.

Takdir edersiniz ki bu son derece korkunç ve hatta alçak bir yaklaşım.

Suya erişim en temel insan hakkıdır. Bu haktan faydalandırmak muhatabın mülteci mi sığınmacı mı geçici koruma statüsünde mi olduğuyla ilgili değildir. Ahlaksızlığın lüzumu yok. Nokta.

Ama bir de bu noktaya nasıl geldik diye bakmak lazım.

Ne oluyor da bir belediye başkanı çıkıp böyle bir laf edebiliyor, tenkit aldığı kadar tebrik de alabiliyor?

Ve işin ilginç yanı AK Parti’nin ve Külliye'nin yüksek profilli siyasetçileri bu lafın edildiği günü ve geceyi dut yemiş bülbül gibi susarak geçirebiliyor?

Eh çünkü, AK Parti’nin tabanı dahil artık insanların sığınmacı sayılarının günden güne artması, Suriyeliler meselesi daha yerli yerine oturmamış iken şimdi bir de Afganların konuşulmasıyla ilgili endişeleri var.

Çünkü yöneticiler ciddiyetsiz.

Düşünün ki Niğde’de bir araçtan inip yürüyen Afganlarla ilgili video İçişleri Bakanı yardımcısı tarafından önce inkar edildi, her zamanki gibi videoyu yapanların niyetleri sorgulandı vs. Sonra Niğde Valisi durumu kabul eden ve mücadele ettiklerini belirten bir açıklama yayınladı ve öğrenildi ki, evet olay gerçek.

Afganlar talep üzerine çobanlık yapmak için kaçak olarak geliyorlar ve sezonluk çalışıp dönüyorlar. Ancak bu Taliban’ın işgal hareketi nedeniyle başlayan ve İran üzerinden gelmesi beklenen büyük dalgaya ilişkin endişeleri sağaltmıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Biz bu ülkede iktidarda olduğumuz sürece, bize sığınan Allah’ın kullarını katillerin kucağına atmayız. Bu kadar açık söylüyorum. Şu anda bunlar bize sığınmışlar; el eman diliyorlar. Bu el eman dileyenlere “Hadi geldiğiniz yere dönün diyemeyiz” şeklindeki güçlü ifadesini "Hamdolsun" diyerek karşılıyorum. Siyasi maliyetini bilerek böyle bir açıklama yapması güçlü bir tavır. Ancak bu meselenin geldiği boyut şahsi bir gayret tarafından tartılamayacak kadar oylumlu. Cumhurbaşkanı bile olsanız.

Neden? Çünkü kendi yaptığı yasaya uymayan, uygulama ile yasa arasındaki çelişkiyi gidermek için bir şey yapmayan ve bu konuda hangi hukuki referansı kabul ettiğini de ilan etmeyen siyasi irade, bugün halkta karşılık bulan güvensizliğin nedenlerinden biridir.

Bütün yalvarmalarımıza rağmen bu işin mühendisliğini yapacak; şehirlerini, demografisini, sığınanları ve kendi yurttaşlarını sığınmacıların insiyatifine bırakılmış yaygın kitlesel yerleşimlerin yaratabileceği ihlallerden koruyacak bir Göç Bakanlığı kurulamamıştır.

Gidip garibanların ensesine çöken, savaştan kaçmış insanları sığındıkları tenhalarda korku içinde bırakanların dadanacakları yer, zavallı insanların boğazı değil devletin bu savrukluğudur.

HÜKÜMETİN CEVAPLAMAYA TENEZZÜL ETMEDİĞİ SORULAR

Yasalarımıza göre Suriyeliler mülteci değil ve iltica ile elde edilen haklara sahip değiller.

AK Parti hükümetinin 4 Nisan 2013’te yaptığı 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslarası Koruma Kanunu böyle diyor. Madde 91’e göre geçici koruma statüsündeler: “Geçici koruma ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen, acil ve geçici koruma bulmak amacıyla kitlesel olarak Türkiye sınırlarına gelen veya sınırları geçen yabancılara sağlanabilecek korumadır.”

Suriye’deki savaşın uzaması koruma statüsündekilerin sebep olduğu bir durum değil. Üstelik savaş da bitmiş filan değil. Dahası Esad iktidarda iken yine aynı yasada bulunan ‘zulme uğrama korkusu’nun izale edilmiş olduğundan da bahsedemiyoruz. Ancak kanunda geçen “acil” ve “geçici” kelimeleri ile fiili durum arasındaki çelişki görmezden gelinecek bir durum olmaktan da çıkıyor. Çünkü çelişki varsa hukuk işlemiyor demektir, bu kadar hayati bir konuda hukuku işlemez kılarsanız, "Batılı devletlerin mülteci deposu olarak kullanılıyoruz", "Hani anti emperyalisttik biz?" ile başlayan ve komplo teorilerine uzanan bir egemenlik ihlali ile itham edilir hale gelirsiniz.

6458 sayılı YUKK uyarınca 2014’te bir de Geçici Koruma Yönetmeliği çıkarıldı. Yönetmelik Suriye’deki savaşın doğurduğu göç hareketine istinaden çıkarılsa da uygulama alanı "Suriyelilerle sınırlı değil". Bu da önemli bir detay. Zira korku ve endişe buralardan yeşeriyor. Çünkü bir yandan da Afganlar geliyor. Üstelik hükümet de hal ve tavrı itibariyle “Nasıl yani? İsteyen on milyon kişi gelip kitlesel ve yaygın bir yerleşim gerçekleştirse 'Durun bu olmaz' demeyecek misiniz?” sorusunu cevaplayacakmış gibi görünmüyor.

Ki o hükümet “Mazlumlara sahip çıkmak 2011’de, 2014’de hatta 2018’de bile çok yakışıklı, çok erdemli bir hereketti, ama artık senin vatandaşın mazlum durumda, kendi vatandaşın için ne yapıyorsun?” sorularını duymazlıktan geliyor.

“Sayılar çok artmadı mı? Bırakın Afgan'ı Suriyeli’yi, 15 bin Trabzonluyu Yozgat’ın ortasına bıraksanız orada bile sorun olmaz mı?” diyenler oluyor, yapıştırıyorlar cevabı: Irkçısınız.

On yıllardır yürüttüğü kervan yolda düzülsün bakalım lakaytlığının sonucu biriken bir negatif enerji var.

Kötü göç yönetimi, kötü ekonomi yönetimi halkın fakirleşme hızı ile birleştiğinde, bunların üzerine bir de dünyanın en ucuz fiyata vatandaşlık satan devleti (250 bin dolarlık gayrimenkulü al vatandaş ol) haline geldiğimiz gerçeği eklenince olanlar oluyor, olumsuz duygular ve öfke nöbetlerinin muhalif siyasetçiler tarafından ‘sömürüleceği’ bir vasat rahatlıkla oluşuyor.

Evet işlerin bu noktaya gelmesinin ikinci büyük nedeni, muhalefetin özellikle CHP’nin, bu konuyu durmaksızın kaşıması, adeta sömürmesi ve hayatında bir Suriyeli ile karşılaşmamış insanları bile Suriyeli nefretiyle dolu hale gelene kadar işlemesi, adeta saat gibi kurmasıdır.

MUHALEFET SURİYELİ SORUNUNU KAŞIYARAK BAŞKA FAY HATLARINI TETİKLİYOR

Ekonomik kriz dönemlerinde gözler her zaman yabancıların üzerine döner. Doğru, ama unutmayalım, gerek CHP’den gerekse İYİ Parti’den bazı profiller bu konuyu ilk kaşımaya başladıklarında ortada ekonomik kriz yoktu. 2014’te yoktu, 2016’da yoktu, 2017’de yoktu.

Oysa siyasetçilerin koşulların elverişsizliğine kapılıp gitme ve konu insan hayatı iken ucuz popülizme prim verme lüksü yoktur.

Hele hele işin içinde mebzul miktarda iki yüzlülük varsa.

Binbir türlü yalan yanlış bilginin halkın öfkesini, reflekslerini kışkırtmak üzere servis edilmesi kabul edilir bir durum değil.

Denizde nargile içen adamın Türk olduğu anlaşılmasına rağmen hala o zontanın fotoğrafı Suriyeli diye paylaşılıyor.

Suriyeli öğrenciler üniversitelere sınavsız alınıyor yalanlarıyla kamu güveni iğfal ediliyor.

Kimse Suriyelilerin nasıl eşşek gibi çalıştırıldığından, üretim maliyetlerini nasıl düşürdüklerinden, ihracat rakamlarının bu nedenle yüksek çıktığından, evlerin nasıl fazla fazla fiyatlarla Suriyelilere kiralandığından bahsetmiyor.

Gelip ev tutan, sezonluk kiralama yapan, araba satın alan, karısı peçeli Arap turistlerin hem parasını alıp hem de "Çöl bedevisinde para b.k gibi işe bak anasını…" diye kurulup hınçlarını ayda 1500-2000 TL alarak hiçbir Türk’ün talip olmadığı işleri yaparak hayatta kalmaya çalışan Suriyelilerden çıkaran bir insan tipi var Türkiye’de.

Evet onlar da insanımız maalesef. “Demokrasi var ve halk rahatsız o kadar!” mı diyeceğiz bunları görmeden, bu ucuzluğu görmezden mi geleceğiz?

Yetmiyor, Suriyeli düşmanlıklarını Tunus’ta bal gibi darbe anlamına gelecek bir hadiseye karşı duydukları sevinçle perçinliyorlar.

Gannuşi ismini bir yerlerden İslamcı diye duymuş olanlar ota çöpe süte bala her şeye/herkese kulp yaptıkları ‘Siyasal İslam’ ifadesini Türkiyelilerin kafasına kakıp “Siyasal İslam Nazizmle aynı muameleyi görmelidir" gibi tehditlere kadar düşüyorlar.

Bilinen tanınan ‘özgürlükçü’ isimler ise Cumhurbaşkanı Kays Said’in yaptığına ‘fesih’ deyip darbe şakşakçılarına sempati duymakla yetiniyor.

Gannuşi Türkiye’de yaşasa solcu diye nitelendirilebilecek fikirlere sahip bir adam. İktidarda kalma hevesiyle değil devrimin etkilerini uzlaşıyla aşmaya çalışan temkinliliği ve barışçıllığı ile biliniyor. Ama bakarsan ‘Siyasal İslamcı’! Neden? Çünkü Müslüman.

Üstelik Sünni. Ups..!

Eyvah eyvah.

Bir kere de Hamaney’e ‘Siyasal İslamcı’ deyin de mezhepçilik yapmaktan kurumuş duyargalarınıza azıcık renk gelsin.

‘SİYASAL İSLAMCI’ İFADESİNİ KÜFÜR NİYETİNE KULLANMAK

“Bakın YUKK (Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu) madde 89 var, bırak suyu, koruma statüsündekiler için çalışma hakkını, sigortalanma hakkını dahi erişilebilir kılmak zorundasın, yurttaş değil mülteci değil diye hakları yok mu bu insanların?” diyorsun… ‘Siyasal İslamcı’…

“Tunus’taki bal gibi darbedir, haksız bir müdahale sözkonusudur” diyorsun… ‘Siyasal İslamcı’…

Hadi Suriyeliler, Afganlar derken korku ve endişeler galip geldi vs diyelim, yahu bu Gannuşi size ne etti?

Ali Aktaş’ın dediği gibi, mertçe İslam düşmanıyım diyemeyenler siyasi görüşünü beğenmedikleri her muhafazakara ya da dindara ‘Siyasal İslamcı’ diyor.

Sonra da hükmü veriyorlar: “Siyasal İslamcı ile barış yapılmaz, hepsi yok edilmelidir”.

Açık konuşalım, sırf muhalefette olduğu için kendisini demokrat zanneden süzme faşistler bunlar.

Fikri olan, cümle kurabilen her Müslüman onlar için 'Siyasal İslamcı' .

Anlaşılan, muhalefet partilerinin tabanlarını maniple edenler bazı yanlış akıllar veriyor. Meseleyi iktidar mahallesinden yayılan yolsuzluk hukusuzluk baskıcılıkla yüzleşmekten ve demokrasi esasına dayalı geniş bir blok oluşturmaktan çıkarıp 'İslam’la yüzleşmeye' taşımak isteyenler var.

"Kadınlar başını açıyor oh oh, Sedat Peker çok güzel ifşa yaptı oh oh, zaten gençlik de İslam’dan soğudu deizm yayılıyor oh oh" analizlerine fazla kaptırmış ve nerede yaşadığını sahiden anlamamış sosyoloji cahillerinin her önlerine gelene bu kadar fütursuzca Siyasal İslamcı diye yafta asması ve bu eğilimin giderek yükselen bir trend halini alması başka bir şeyle izah edilemez. Ve kesin olan bir şey var, hayra da yorulamaz.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00