Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        KILIÇDAROĞLU'nun iki adım ileri bir geri ezberi sıkıcı bir hal aldı, manzara dikiş tutmaz yama kabul etmez bir noktaya geldi.

        Meydanlardan, "Biz bu konunun çözülmesini istiyoruz" diye seslenmişlerdi, şimdi çözülüyor diye kriz yaratıyorlar. Cumhuriyet resepsiyonu öncesinde yine CHP mahreçli ve başörtüsü eksenli bir tatsızlık yaşanıyor. Muharrem İnce "Katılmayacağız" diyor, Kılıçdaroğlu onu tashih ediyor, sonra perde arkası bilgileri geliyor; söylenen o ki, Kılıçdaroğlu aslında sadece "resepsiyona katılmama kararının erken ilan edilmesine" karşı imiş... Ne kadar hazin, bir sistem düşünün ki, resmi ideolojisinin taşıyıcısı olan bir partinin liderini bile takiye yapmaya zorluyor.

        "Çözülsün, hatta biz çözelim" demişlerdi, ama şimdi, safları sık tutmak adına mücadele alanını genişletiyor, kendisine mücadele edilecek alan icat ediyor CHP. "Başörtüsünü ilköğretimde de serbest bırakacaklar", "Başı açık kimse kalmayacak" şayiası oluşturmaya çalışıyorlar. Böyle bir sosyal talep yokken, varmış gibi davranmak provokasyondan başka bir şey değildir. Provokasyonun amacı da kadınları en kötü anayasa tarafından bile güvence altına alınmış olan eğitim hakkından; kamusal alanla ilgili dizayndan, din ve vicdan özgürlüğü bağlamında hak talep etmekten mahrum bırakmaktır. Türkiye'de şeri düzene, İslami rejime geçilmesini isteyen bir halk yok, ama CHP zihniyeti, kendi varlık sebebini tahkim etmek için bu doğrultuda arayışlar varmış gibi yapmak zorunda.

        Hatırlarsanız Kılıçdaroğlu, "Türkiye'de laiklik tehlikede değil" demişti de, yine hizaya getirilmişti. Getirilir. Kılıçdaroğlu ile varlığını "laikliğin tehlike altında olmasına borçlu" partisi arasındaki bir ileri iki geri dansı bitmez. Bu takiye bitmez.

        Başörtüsü yasakları sistemin, vatandaşlarını takiye yapmaya zorlayan mantık örüntüsünün tezahürlerinden biridir. Takiye zeminini yaratan dayatmalara karşı çıkmak, her demokratın görevi olsa gerektir.

        GİZLİ AJANDAMIZI AÇIKLIYORUM

        Elbette özgürlük, "başörtüsüne özgürlük"ten ibaret değildir. Mücadele, takiye sisteminin tümünü hedef almalıdır.

        Şahsen, tesettüre geçit vermeyen yasakçıları kınadığım gibi, Yıldız Teknik Üniversitesi'nde arkadaşlarının serbest bırakılması için pankart açan iki öğrencinin kargatulumba derdest edilmesini de kınıyorum; şimdi yapmıyorum bunu, olay gazetelere yansıdığı gün yaptım. Serdar Turgut ile yaptığımız "İkidebir" programının ilk maddesini bu konuya ayırmıştım ve bu manzarayı eleştirirken kullandığım dil, hiç de öyle yüzeysel ve "âdet yerini bulsun için" değildi.

        Ben de, başörtüsü dahil birçok özgürlük için mücadele veren binlerce arkadaşım da söz konusu yasakları eleştirirken, meseleye özgürlükçü bir noktadan bakmaya çalışıyoruz. İnsanların başka fikirler ve yaşam pratikleri ile tanışmalarının engellenmediği; düşüncelerinin ve deneyimlerinin fakirleşmediği, bilakis zenginleştiği, çoğulcu ve çeşitlilik üzere akıp giden bir hayatın mümkünlüğünü araştırıyoruz.

        İnsanların dünya görüşünü ve yaşam stratejisini özgürce anlatabildiği, ama devletin herhangi bir dünya görüşünü dayatmadığı bir sistem istiyoruz. Gücünü açık ve kucaklayıcı olmasından alan anaç bir devlet istiyoruz; otoritesini sarstığı anda evladını cezalandırma yolunu seçen baba devlet istemiyoruz. Hayati ve olmazsa olmaz sınırları çizen, güçlünün güçlüyü ezmesini ve tahakküm altına almasını engelleyen kotaları belirleyen; ama ondan sonrasına karışmayan bir devlet istiyoruz. Bizi dünyadan koparmayan ama "ileri gitmek" adına, doğduğumuz coğrafyanın dualarını, ninnilerini, şarkılarını, kelimelerini, anılarını, seslerini ve rüyalarını unutmamızı istemeyen bir gelişme, ilerleme metodu istiyoruz.

        Varsa bir gizli ajandamız, o da budur. Eğer gizlemişsek bunca zaman "Ayy ne kadar naifsiniz ayol" diyecek olanların habis bakışlarından örselenmemesi içindir. Değilse ben, şahsen, her koşulda gurur duyuyorum bu ajandayla.

        Diğer Yazılar