Yetti de arttı bile!..
HSYK seçimleri, referandumda "evet" diyenlerin ve "evet" savunanların dönüp "evet"lerini şöyle bir sorgulamalarına neden oldu. "Hayır" cephesi dilediği kadar nadanlık edebilir şimdi, dudak kenarlarına iliştirdikleri kıldan tüyden gülümsemeleriyle "Biz dememiş miydik?" yapabilirler. Şahsım adına itiraf edeyim, yetmez ama evet derken, yetip de artacağını hiç düşünmemiştim. Referandum sürecinde "evet" diyeceğini açıkladığı için onlarca kez tahkir edilmiş, ismi sokaklardan silinmiş sevgili Sezen Aksu'nun güzel yorumundan uyarladığım bir şarkı dolanıyor dilime... "Şimdi bana bütün 'evet'leri verseler, tek bir söz bile söylemeye hakkım yok..."
Ne diyorduk? HSYK bundan sonra yüksek yargıçlar kulübü olmayacak. Kapalı devre, homojen, körler sağırlar birbirini ağırlar yapısı sona erecek. Hâkimler ve savcılar, kendileri hakkında kararlar veren kurulun üyelerini "seçme" hakkına sahip olacaklar. Hem demokratik bir hakkın kullanımı söz konusu olacak, hem de yıllar yılı "resmi ideoloji" markajına alınmış "adalet" mekanizmasının çoğulcu bir nitelik kazanması sağlanacak.
Ne oldu şimdi? Ne değişti? Değişen tek şey, maalesef ideolojik örüntü gibi geliyor.
Aslında bencil bir memnuniyet içinde olmam gerektiğini ileri sürenler olabilir. Evet, "O"na benzeyenler kulübü gitti, "bana" benzeyenler kulübü geldi, ama ben bundan rahatsızım. Çünkü savunduğum şey bu değildi. Onun da, benim de, senin de hatta şunların ve bunların da olacağı bir yapı olmasını istemiştim. Yürütmenin başını nasıl halk seçiyorsa, hâkim ve savcıların başını da halkın hâkim ve savcıları seçsin demiştim; ama manzara şu: Yürütmenin başı, hâkim ve savcıların başını seçmiş gibi görünüyor. Bu mudur çoğulculuk?
Seçim sonrası sonuçları analiz etmeye gelene kadar akşam olur. Asıl sorun, Adalet Bakanlığı bürokrasisinin seçimlerde aday olarak teberrüz etmelerine imkân tanınmış olması. Velev ki bürokratlar yönlendirme ya da destekle değil, kendiliklerinden aday olmak istemiş olsunlar, doğru tavır bu azmin karşısında çekimser kalmak değil, bu adaylıkları kabul etmemek olurdu.
Tamam, olan bitenin yasal olmadığını iddia edemeyiz. Adalet Bakanlığı'ndaki yüksek bürokratların Anayasa Mahkemesi'ne, Yargıtay'a ve Danıştay'a üye olabildikleri gibi HSYK'ya da seçilebilmeleri yasaldır. Yasal ama şıklıktan yoksun. Yüksek yargı birimlerinin yapısıyla ilgili değişiklikler bunca tartışılmış iken ve adalet bir yerden sonra "algı" meselesi iken, adaletin en önemli amaçlarından biri "kamu güveni ve kamu huzurunu" sağlamak iken, huzursuzluğa ve güvensizliğe mahal bırakmayacak denli kusursuz işlemeliydi bu "ilk" seçim. Hükümetin güçler ayrılığına saygısını ifade etme şansı veriyordu bu seçim. Ne yazık ki bir fırsat kaçırılmış durumda.
"Daha demokratik, daha çoğulcu bir HSYK isteyen" 11 bin 739 hâkim ve savcının tercihlerini nasıl olup da bu yönde kullandığına anlam verebildiğimi de söyleyemeyeceğim. Neden gidip de Personel Müdürü'ne, Müsteşar Yardımcısı'na oy veriyorsun arkadaşım? Neden zaten Olimpos Dağı'nda olanı seçiyorsun? Senin mevzuun HSYK'daki yargısal elitizmi seyreltmek değil miydi biraz da? Mevzu biraz da yargı elitlerinin arasına yargı sivillerini eklemek değil miydi? "Sivil" sadece "asker olmayan" mı demektir?
Ezcümle, Anayasa değişikliklerinin en çok HSYK'yı oluşturacak üyelerin demokratik yollarla seçilmesi kısmını önemsemiş biri olarak hayal kırıklığına uğradığımı belirtmek isterim. Biz, devlet bütün birimleriyle halkın olsun istemiştik. Egemenlik kayıtsız şartsız millette ait ise yargı da bundan azade değildir demiştik. Halkın içindeki çoğulluk, çeşitlilik yargıya da yansırsa yargıdaki seçkinci, kibirli, statükocu yapı değişir dedik. Kastettiğimiz şey, bu yapıların militarizm etkisi altında kalmış atanmışların otoriterliğinden, seçilmişlerin "tahakkümü" altına transferi değildi.