Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        "ALLAH kendi zat-ı uluhiyetinden başka hiçbir şeyi zirvede tutmaz. Her kemalde bir zeval bulunur." Bu cümleyi geçtiğimiz günlerde TVNet'te Mustafa Özkaya'nın programına konuk olan Tuğrul İnançer'den duydum.

        Bu sözde bireylerin, kurumların, hükümetin hatta CHP'nin alacağı bir ders gizli.

        Mevcut hırçınlığı, AK Parti Hükümeti'nin zirveye kazık çakacağı endişesinden kaynaklanıyor çünkü.

        Oysa böyle bir şey mümkün değil, sistemin de eşyanın da tabiatına aykırı bir durum bu.

        Önemli olan soru şu: Mevcut olanın zirveden inme vakti geldiğinde halkın başka bir partiyi değil de CHP'yi seçmesi için bir neden var mı?

        Tek gündemi, "Hükümet dedi ki, hükümet yaptı ki" olan, "dedi ki-yaptı ki"lere göre alınacak pozisyonlar üzerinden kendi içinde kaos yaşayan ve bugünkü görünümünü tashih ve tebdil etmediği sürece, AK Parti düşüşe geçtiğinde bile bir seçenek olamaması ihtimali bulunan bir CHP var önümüzde.

        Şu sorunlar aynı zamanda çözüme giden yolları da işaretliyor:

        1) CHP, Kılıçdaroğlu'nun "Türkiye'de laiklik tehdit altında değil" cümlesinin ifade ettiği realiteye dönmeli ve bu cümleyle hesaplaşmasını tez elden bitirmeli. Bu konuda sıkıcı olma lüksünün kalmadığını anlamalı.

        2) "Ben 'Serçe çıkacak' dedim, 'Kuş çıkacak demedim" tavrına son verilmeli. "Kıvırmak" gibi çıkması zaman alacak bir ifade partinin ön adı oldu, bir söylem birliğinin oluşması için geri sayım çoktan başlamış durumda.

        3) Tüketicinin sömürülmesi ve tüketici haklarına ilişkin yeni çözümler "sol"un kentlerde ayağa kalkacağı yerdir. Kılıçdaroğlu'nun "işçi, emekçi, yoksul" dediği ve yolsuzlukla, yoksunlukla mücadele ilanı vardır ama yetmez. Emekçi ile patronun klasik anlamlarını yitirdiği, emekçinin ve patronun bazen aynı kişiler bile olabildiği günümüzde en zayıf halka tüketicidir. Neo-liberal ekonomi politikalarının yarattığı tahribattan payını alanın, tükettiği sebzenin arsenikli mi, yediği etin hormonlu mu, kullandığı kotun zehirli maddelerle mi ağarmış olduğunu denetleme gücü yoktur. Buradaki zaafın örgütlenmesi önümüzdeki yıllar açısından büyük önem taşıyor ve CHP bunu yapabilecek bir orijine sahip. Tüketmeyi seven ama tükettiği mal tarafından hem cebi hem sağlığı rehin alınmış olan kitleler, bu konuda samimi ve yaratıcı ilgiye muhtaç hale gelecek.

        4) Çevre bilincinin "yerlileştirilmesi" CHP'ye eylem ve motivasyon alanı temin eder. Çevre sorunları, tuzu kuru bir dil ve ancak Batılı kamuoyunda karşılık bulabilecek olan "Doğayı severim doğadan ötürü" diliyle değil, domatesten başlanarak ve sağlık sorunlarıyla irtibatı üzerinden anlatılmalı. Oksijen depolarının ve enerji kaynaklarının ferah feza tüketilmesi gibi bir seçeneğimizin olmadığı, tasarrufun hem kaçınılmaz hem insani olduğu vurgusu temiz kalkınma modelleriyle desteklenmeli.

        5) Mahalle baskısı argümanları partinin de partilinin de özgüvensiz görünmesine yol açıyor. Gerek yok.

        6) Şecaat arz etme özentisi: Kılıçdaroğlu'ndan Erdoğan çıkarma çabası yersiz. Tabana tavsiyem, "Sert ol abi, fazla mülayimsin" baskısına bir son vermeleri ve Kılıçdaroğlu'nu "omurgasız, kemiksiz, kalpazan" gibi ölçüsüzlüklere ve seviyesizliklere zorlamamaları. CHP de kalkıp "Bizde laf deste deste, gelsin sana kereste" sularında takılınca sivil dikta endişesi de kendiliğinden açığa düşüyor ayrıca. "Anne biz kimden kaçıyorduk?" durumu oluşuyor.

        Latife bu ya, aleyhine açılacak herhangi bir kapatma davası epey iş görür, CHP olağanüstü bir sıçrama temin ederdi. Lakin açılan davanın altını dolduracak ileri hamlelerin CHP'den sâdır olmasını beklemek hayalcilik olur. O halde her şeyi Abdurrahman Yalçınkaya'dan beklememek lazım.

        Diğer Yazılar