Hayrünnisa Gül ve Tevhid-i Tedrisat
HAYRÜNNİSA Gül, "İlköğretimde başörtüsü olmaz, o yaşta bir çocuğun kendi isteğiyle başını örtmesi mümkün değil, böyle bir şey varsa cehalettir, o cehaleti de gidermek zorundayız" gibi bir cümle sarf etti ve o gün bugündür hakaret işitmekte.
Özgür-Der, kendisini pudra ile beyazlaşmaya çalışan zencilere benzetti ve Hayrünnisa Gül'ün "aşağılık kompleksi"nden mustarip olduğunu buyurdu. 17 Kasım'da Taraf Gazetesi'nde bir yazısı yayınlanan Nezir Akyeşilmen isimli kişi ise Hayrünnisa Gül'ü ve dahi onun gibi düşünenleri "Nevzat Tandoğan" ile aynı kefeye koyuyordu. Beyaz Müslümanların buyurganlıklarından bahisle aynı noktaya temas ediyordu: Aşağılık kompleksi. Oysa Hayrünnisa Gül'ün söyledikleri yeni değildi. Hepimiz üniversitelerde ve dahi kamusal alanda başörtüsü serbestliğini savunurken yıllarca şunu söyledik: Aile dayatması nedeniyle başını örten kadınlar olabilir. Ama milyonlarca kadın da kendi isteğiyle örtünmüş bulunuyor. Üniversite çağına gelmiş yahut çalışma hayatına atılmak isteyen yetişkin bir kadının Anayasa tarafından güvence altına alınmış dinini yaşama ve gereğini yapma hakkı engellenemez.
Anahtar nokta "özgür irade" idi; demek ki Hayrünnisa Gül, "özgür irade"nin çaptan düştüğünü kaçırmış.
Sonuç: Hanımefendi'nin Çankaya'da oturmasından epey mustarip olmuş çevrelerden destek gelmedi, onlar sessiz kaldılar. Hanımefendi'nin Çankaya'ya çıkmasını hayat memat meselesi addedenler de bu "modernist" tavır karşısında öfkelendiler ve Hayrünnisa Gül'e ayar vermeye çalıştılar.
Kemalist duyarlılıklar ve baskıcı laiklik taraftarı olan çevrelerin kendi içlerinden çıkan farklı görüşlere uyguladığı mahalle baskısı bildiğimiz bir konu da; "ileri demokrasi" fikrine tutunmuş yeni aktörlerin aralarındaki farklı fikirlere muamelesi böyle mi olmalı? Kusura bakmasınlar ama ilköğretim okulundaki bir kız çocuğunun başını örtmesi durumunda yaşayacağı sorunları, baskıları düşünüp bu konuda ısrarcı bir tutum içine girmekten kaçınmak için beyaz, jakoben, modernist, kompleksli filan olmak gerekmiyor. Duyarlı olmak yeterli.
Elbette 13 yaşındaki bir kız da kendi isteğiyle örtünebilir, ama ya istemiyorsa? İstemiyorsa eğer, hasbelkader laikçi hassasiyetlerle yetişmiş başka aile çocuklarının baskısına ve dahi öğretmenlerinin sataşmalarına direnirken nereden güç alacak? Kendisini hangi duygu durumu ile dik tutacak?
Ben ilköğretim okulu kapılarındaki babaları provokatör olarak görmüyorum ama o babaların ve Hayrünnisa Gül'e ağır tepki içinde olanların bu ve bunun gibi sıkıntılar konusunda nasıl bu kadar müsterih olabildiklerini anlamıyorum. Kaldı ki ortada derin bir çifte standart var; daha önce de sormuştum: Dinen yetişkin sayıldığı için başını örtmek durumunda olduğunu düşündüğünüz kızınız, yetişkin sayılmanın getirdiği diğer sonuçlardan faydalanmak istediğinde ne yapacaksınız? "Otur aşağı, kanunlara göre sen 18 yaşına gelene kadar yetki bende" diyeceksiniz, o zaman da sizin "modernistliğiniz" tutacak; kendinize de "pudra sürmeye çalışan zenci" ifadesini yakıştırabilecek misiniz?
Ayrıca Tevhid-i Tedrisat Kanunu kalktı da Hayrünnisa Gül'ün haberi mi yok? Hiç lamı cimi yok. İlköğretimde başörtüsünü mümkün kılabilmenin yolu direkt, cepheden Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nu muhatap almayı gerektirir. Din eğitimi ağırlıklı ilköğretim okulları artı liselerin açılmasını, yahut halen varolan Anadolu imam hatip liselerinin güçlendirilmesini, üniversite yolunun açık olduğu yeni eğitim standartlarının gel işti ril meşin i gerektirir.
Bu mesele, çocuğunu kendi inanç ve dünya görüşü çerçevesinde yetiştirme hakkı bulunan ebeveynlere verilmiş bir haktan neşet ediyorsa ve "ebeveynler arasında tevhit" sağlanamıyorsa, kafa yorulacak mevzu Tevhid-i Tedrisat meselesidir.
Devlet okuluna başörtüsüyle giren çocuğun, dolduruşa gelen diğer ailelerin çocukları tarafından maruz kalacağı muameleyi dert edenlere saldırgan bir dille mukavemet edenler, asıl enerjilerini Tevhid-i Tedrisat'ı tartışmaya versinler. Değiştirilmesinden doğacak sakıncaları ve bu sakıncaların nasıl izale edileceğini de bir zahmet unutmadan...