Wikileaks'ten sonra hayat var mı?
JULIAN Assange, TED'in Chris Anderson'u ile yaptığı söyleşide neden devlet sırlarını yayınlamak gibi işlere merak sardığını açıklarken şu cümleyi kullanıyordu: "Becerikli, iyi ve yüce gönüllü adamlar kurban yaratmazlar. Kurbanların yaralarını iyileştirirler. Kurbanları iyileştirmenin birkaç yolu var. Bir yolu da suç faillerine karşı polislik yapmak."
Amerikalı askerlerin sivillere ateş açtığını görüntüleyen sızıntıları yayınlamak, bir suçun ifşası bakımından sorumluları denetleyicidir, doğru. Veya Kroll Raporu sızıntısı, Kenya'daki seçim sonuçlarını etkileyerek bir ülkenin halkının gerçekleri bilerek oy vermesini sağlayabilir. Fakat her sızıntı, gidip sorumlusunu denetleyecek diye bir şey yok. Son olayda görüldüğü gibi, "ses getiren" sızıntılar, iddianın failini değil, onu konuşmuş olanı tehlikeye attı. Birkaç gün önce Almanya'da bir parti bürosu sorumlusu, görevinden alındı. Ülkemizde de XXX'in kim/kimler olduğu araştırılıyor.
Kurbanları iyileştirmek derken, şimdi dünya yeni kurbanlarla karşı karşıya: Beyaz yakalı VVikileaks kurbanları. Sığındıkları türkü barlarda peçeteye "Ötme Bülbül Ötme" yazıp sanatçıya gönderen bedbaht adamlar canlanıyor gözümde. Tek tek avlanacaklar zira. Sürülecekler. Yok olduklarını kimse fark etmeyecek, yaralarını da kimse dert etmeyecek. Elin ABD'li diplomatına kendini beğendirmek ve göze girmek için kendi ülkeni yönetenler, dahası çalışma arkadaşın olan kişiler hakkında "ötmemelisin", bunu yapıyorsan da cezanı çekmelisin denilebilir, bu bahsi diğer. Konumuz, bu faaliyetin Assange'nin iddia ettiği amacı karşılayıp karşılamadığı. Diğer bazı yerlerde de dile getirildiği şekilde, acaba bu "sızdırma artı 'hacker'lıkla perdahlanmış internet gazeteciliği" denkleminin gerçekten "şeffalığa", "dürüstlüğe" hizmet edip etmediği...
YÜKSELEN DEĞER 'BİAT'
Ben size olacakları söyleyeyim: Assange'in ününe ve "kahramanlığına" öykünen herkes, çalıştığı kurumla menfaat çatışması yaşadığı ilk anda kendisine "büyük bir misyon" hayal ederek sırları gönüllü olarak servis etme sevdasına düşecek.
Bu, gazetelerin araştırmacı gazeteciliğe bütçe ayırmamasına neden olacak.
Gerek devletler, gerek uluslararası şirketler ve ulus ötesi kurumlar, bundan sonra "gizlilik" kaygısına daha çok sarılacak.
İşe alınıp görev verilecekler "sadakat" eşiklerini ölçen psikolojik testten geçecek.
Güvenlik kaygıları "gevezeler", giderek "hacker'lık emaresi gösterenler","çevresi geniş olanlar", "kozmopolitler" ve onlarla arkadaşlık edenlerin fişlenmesine yol açacak.
Şimdiye kadar sadece dini cemaat, grup ya da etnik topluluklar üzerinden tartıştığımız ve lidere koşulsuz bağlılığın manevi referanslarını ortaya koyan "biat" kavramı sekülerleşecek; devlet kurumlarında ve şirket departmanlarında bizzat gözetilen bir değer haline gelecek.
SİBER SAVAŞA HAZIRLIK
Devletler açısından durum zaten yeterince açık. Siber savaş dönemine girdiğimiz gerçeği, dünyayı az çok takip edenlerin yabancı olmadığı bir konu. Bundan sadece birkaç hafta önce Yiğit Bulut'un programına konuk olan Ahmet Davutoğlu'na ABD'nin geçen yıl 30 bin hava kuvvetleri askerini siber savaş askeri olarak tahsis ettiği iddiasını, Rusya ve Çin'in de benzer atılımlar içinde olduğunu hatırlatmış ve "Türkiye siber saldırılara hazır mı?" diye sormuştum. Davutoğlu da özetle, bu konuda strateji geliştirmesi gereken asıl yerin "Savunma Bakanlığı" olduğunu söylemişti. İronik değil mi? Çünkü VVikileaks belgelerinde yazılanlar doğruysa Savunma Bakanımız, Ahmet Davutoğlu'nu "tehlikeli" buluyor, şimdi kendisini de zor duruma bırakmış olan "siber tehlike" konusuna ne kadar uyanmış olduğu meçhul...
ABD'nin VVikileaks depremine, tıpkı 11 Eylül'den sonra geliştirdiği "önleyici savaş" taktiklerinin teknolojik ve elektronik aksama uyarlanmış haliyle mukavemet edeceğini öngörmek için kâhin olmaya gerek yok. 30 bin siber savaşçı... Hep, "Gelecek de bir gün gelecek" derdik. Bütün sevimsizliğiyle yaklaşıyor. Hazır mısınız?